YÖK’ün projesinde ilk sırada İstanbul, Marmara, Uludağ, Selçuk ve Gazi Üniversiteleri var. Uygulama öğrenci sayısı 40 bini geçen diğer üniversiteler için de düşünülüyor. Üniversiteler ise sayısal veriler üzerinden yapılan bölünmeye tepkili.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan büyük üniversitelerin bölünmesine sıcak bakıyor. Gerekçesi de bu üniversitelerin yönetilmelerinin zorlaşması. Bölünme sonrası yeni rektör ve idari kademe seçileceğini belirten Özcan, Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'nin bölünmesini örnek gösteriyor.

YÖK başkanı bölünme talebinin bir çok üniversiteden geldiğini belirtiyor. Özcan, İstanbul ve Selçuk üniversitelerinin bazı öğretim görevlilerinin de bölünmeden yana olduğunu söylüyor. Ancak İstanbul Üniversitesinin Rektörü Yunus Söylet bölünme fikrine sıcak bakmıyor. Söylet, rektörlüğe atanmadan önce NTV'ye yaptığı açıklamada da bölünmenin çözüm getirmeyeceğini söylemişti.

Bölünme kapsamına giren üniversiteler de bunun sayısal veriler üzerinden yapılmasına tepkili.

Ankara Üniversitesi Rektörü Cemal Taluğ, “Bilim ve kültür kurumlarını salt sayılara dayanarak bir işletmeci mantığıyla bölmek sözkonusu olmamalıdır.

Bölünme tabii tematik olursa üniversiteler eksik olur. Ben kendi üniversitem açısından söyleyeyim fakültelerimizin ortak kullandığı alanlar, paylaştığı dersler birbirini tamamlayan bütünsel bir organizmayız biz” diyor.

YÖK'te ise çalışmalar sürüyor. YÖK bünyesinde oluşturulan komisyon, İstanbul ve Selçuk üniversitelerinin yanı sıra Marmara, Gazi ve Uludağ ile öğrenci sayısı 40 bini geçen diğer üniversiteleri mercek altına aldı. Komisyon, hangi üniversitenin kaça bölüneceği, isimlerinin aynı kalıp kalmayacağı gibi konular hakkında rapor hazırlayacak. Uzlaşma sağlanması halinde kanun teklifi hazırlanacak.

NTV canlı yayınına katılan Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan ve Prof. Dr.Marmara Üniversitesi Rektörü Necla Pur şunları söyledi:

Prof. Dr. Rıza Ayhan (Gazi Üniversitesi Rektörü)
YÖK’ün üniversiteleri bölme söylentileri basına da intikal etti. Bize tebliğ edilmedi ve herhangi bir görüşmede yapılmadı. Bizim istatistiklerimiz de değerlendirilmedi. Dolayısıyla bu haberin tam doğru olduğu kanaatinde değilim. Doğru olmamasını temenni ediyorum. Böyle bir bölünme üniversitelerimize ciddi oranda zarar verir. Yeni kurulan üniversiteleri düşünürsek eski, köklü üniversitelerimiz o üniversitelere öncülük yapacak dediğimiz bugünlerde bu üniversitelerin öncülük yapma imkanını elinden alacak şekilde sadece sayısal rakamlara bakmak suretiyle bölmek mevcut üniversitelere bilimsel olarak yapılabilecek katkılar ve Türk eğitim sistemine yapacağı katkılar açısından büyük sıkıntı yaratır. Ben inanamıyorum böyle bir şeyin olabileceğine. Üniversitelerle görüşülmeden böyle bir şey olabileceğine inanmıyorum.

ÜNİVERSİTELER BÖLÜNÜRSE FONKSİYONLARINI YİTİRİR
Üniversitelerin temel vasfı nedir? Herkese sorsanız “üniversiteler özerktir” deriz. Özerklik nedir? Kendisiyle ilgili kararların kendisi tarafından alınması. İdari yönetim güçlükleri olduğu ifade ediliyor. Biz böyle bir şikayette bulunmadık. Öğrenci sayısının çok fazla olduğu ifade ediliyor. Öğrenci sayısının artmasını biz hiçbir şekilde istemedik. Öğrenci sayısının artması geçmiş dönemde YÖK’ün aldığı kararla kontenjanlarımızın arttırılması ile oldu. Arkasından af kanunu çıkarılarak öğrenci sayımızı artırdılar. Şimdi de öğrenci sayınız fazla kağıt üzerinde bölümleyeceğiz diyorlar. Gazi Üniversitesi gibi şehir üniversitesi olan, iç içe olan, dersleri, binaları müşterek olan birimlerin üniversitelerin bölünmesi üniversitelerin fonksiyonlarının yitirilmesine sebebiyet verir. Bölünen üniverisite zayıflar, bölünen ayrılan kısımları ise fonksiyonlarını ifa edemeyen üniversite haline gelir.

ANKARA’DA YENİ ÜNİVERSİTE KURULMASINA SICAK BAKIYORUZ
Biz yeni bir üniversite açılmasına sıcak bakıyoruz. Ankara’da beşinci devlet üniversitesinin kurulması arzu ediliyorsa ve Gazi Üniversitesine bir görev düşerse gerekli tedbirleri alırız ve biz bunu başarırız da ama elinize cetvel alıp sayısal rakamlara bakmak suretiyle bölünme bizim üniversitemizi zayıflatır. Biz daha önce Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Çorum Hitit Üniversitesi ve Kastamonu Üniversitesi’nin kurulmasına öncülük ettik. Oralarda önce birimlerimizi kurduk daha sonra öğretim üyelerini yetiştirdik. Yeterli bir konuma getirdiğimizde de bizimde görüşümüze müracaat edilmek suretiyle ayrı üniversite açıldı. 

Üniversiteler bir bütündür. Ama şu andaki Üniversiteler Arası Kurul’un(ÜAK) yapısından biz rektörlerde ÜAK üyeleride memnun değiliz. 132 üniversitemiz var birer de temsilciyle 260’ın üzerinde bir rakamla toplanıyoruz. Toplantının belli intizamından, gündemin belirlenip tartışılmasından sözetmek mümkün değil. ÜAK’ın yapısı mutlaka tekrar ele alınmalıdır. Benim şahsi kanaatim ÜAK kendi tüzel kişiliği içinde akademik işleri görüşmek üzere bir yürütme kurulu kurulmasında fayda vardır. Üniversite rektörleri arasında görüş farklılıkları olacaktır. Üniversitelerin temel özelliği budur. Bunu bir muhalif yapı olarak değerlendirmek pek isabetli olmaz.

Biz YÖK’le, ÜAK’la, rektörlerle bir ekibiz. Bizim temel hedefimiz Türkiye’nin muasır devletler seviyesinin üzerine çıkması için eğitim, araştırma faaliyetlerinin arttırılması. Siyasi bir kuruluş değiliz. Zaman zaman belirli görüşleri ifade edebiliriz. Bu görüşlerimizde kesinlikle maksadımız siyaset değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı içinde muasır devletler seviyesinin üzerine nasıl geçebileceğimizin sesli düşünmesinden ibarettir. Bunu muhalif bir yapı olarak değerlendirmemek lazım. 

Prof. Dr. Necla Pur (Marmara Üniversitesi Rektörü)
Ben bundan yaklaşık bir yıl evvel sayın YÖK başkanımıza beraber görüşmelerimiz olduğu zaman şu an mevcut olan bölünme görüşünü paylaştım. Ben karara gerçekten sıcak bakıyorum. Üniversitelere mutlaka sorulması gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu bu beş üniversitenin ayrı ayrı yapılanması var. Ben üç yıla yakın bir süredir 15 milyonluk İstanbul gibi mega bir kentin çok büyük bir üniversitesininki 55 bin öğrencisi, 14 fakültesi, 9 yüksekokulu, 1 üniversite hastanesi, 11 enstitüsü, 35 araştırma ve uygulama merkezi, 3 bin öğretim elemanı, 2 bin memuru ve özellikle kıtalararası Avrupa ve Asya’da konuşlanmış irili ufaklı 14 yerleşkesinin yöneticiliğini yapıyorum.

İNGİLTERE’DE ÖĞRENCİ SAYISI 15-20 BİN
ABD’yi örnek alırsak ayrı bir ülkeden bahsediyoruz. Türkiye’deki yapıdan farklı büyük kentlerdeki ulaşım, kampüs imkanları çok geniş olduğu için böyle bir şey sözkonusu olabilir. Ama Avrupa örneklerine baktığımız zaman örneğin Fransa, Örneğin İngiltere’deki Cambridge, Oxford gibi çok önemli üniversitelerin öğrenci sayıları 15-20 bin arasıdır buna da dikkat çekmek isterim. Özellikle fiziki mekan arasında yani kıta arasında yayılmış herbiri 14 yerleşkeden oluşan hatta şunuda ifade etmek isterim biz üniversite olarak yerel yönetimlerle işbirliği içindeyiz. Biz üniversite olarak 10 tane ilçe belediyesiyle çalışmaktayız. Böyle bir hantal yapı üniversitenin yönetimini rasyonel olmaktan uzaklaştırmaktadır.

HELİKOPTERLE BİLE ÜNİVERSİTEYİ BİR GÜNDE GEZEMEM
Bence bir rektör bir gün içerisinde üniversitesini şöyle genel olarak bir gezebilmeli, sorunlarına vakıf olabilmeli. Düşünebiliyor musunuz ki helikopteriniz olsa dahi İstanbul gibi bir kentte bunu gerçekleştirebilmeniz asla mümkün değil. Üç rektör yardımcımız var. Bu yönetimle başarılı olabiliyor musunuz? derseniz. Tabii ki günde 11 saat çalışıyorum başarılı olduğumu zannediyorum. Çeşitli platformlarda böyle bir üniversitenin rektörü olmanın gururunu yaşıyorum. Bir anadolu kenti kadar büyük bir sayısal büyüklüğü ki bunların hepsi öğrenci, öğretim üyesi, memur olmak üzere donanımlı, belirli eğitim seviyesindeki insanları yönetmek insana çok büyük gurur veriyor.

BRANŞ ÜNİVERSİTELERİ KURULMALI
Bu gururu yaşamak çok güzel ama kaynakları etkin kullanımı açısından ve öğretim sisteminin gelişimi açısından konuya biraz daha rasyonel bakmak gerekir. YÖK’ün bu kararını üniversitelerden geri dönüşler alındığı takdirde branş üniversiteleri yani sağlık bilimleri, sosyal bilimler, deprem bilimleri üniversiteleri kurulduğu takdirde son derece yararlı olacaktır.

Eğitim-Sen Üniversiteler Şube Sekreteri Yrd. Doç Dr. İsmet Akça'da ntvmsnbc'ye konuyla ilgili şunları söyledi:

KÜÇÜK ÜNİVERSİTE DAHA KOLAY KONTROL EDİLİR
Dünyada öğrenci sayısı çok fazla olan üniversiteler var ve yönetilebiliyorlar. Sadece öğrenci sayısına bakılarak böyle bir karar alınamaz. YÖK’ün kuruluş mantığı üniversitelerle ilgili karar alırken asıl muhattaplarına sormadan tepeden karar alarak üniversiteleri yönetmek. Yine aynı şeyi yapıyorlar ve üniversitelere sormuyorlar. Böyle alınan kararlarda yüksek öğrenimin sorunlarını çözmez.

Neden böyle bir karar verdiler bunun nedenlerinden biri kontrol. Daha küçük üniversiteleri daha rahat kontrol edersiniz.

ÜNİVERSİTE A.Ş. İSTENİYOR
Bir başka etken neo liberal yapılanmayla ilgili, üniversitelerin girişimci üniversiteler olmasını istiyorlar. Yani kamu faydası güden yerler değil kendi kaynağını kendi yaratan, adeta şirket gibi çalışan Üniversite A.Ş gibi... Parası olanlar için hizmet üretecek. Çeşitli sermaye grupları ne talep ediyorsa onalara hizmet üretecek. Bundan iki hafta önce YÖK başkanvekili YÖK kanunuyla ilgili süregiden tartışmayla ilgili bilgiler vermişti.

Burada üniversitele için döner sermayegündeme getirilmişti. Döner sermaye, şirket gibi çalışan üniversitelerin olmazsa olmazıdır. Fakültelerde hatta bölümlerde döner sermayeler kurulması ve fakültelerin hizmet üretip satan yerler haline gelmesini istiyoruz dedi. Bu mantıkla baktığımız zaman üniversiteler girişimci şirketlerle çaılışan üniversite haline getirme ideolojisi daha küçük üniversitelerde daha iyi çalışır. Üniversitelerin bütünlüğünü bozulduğunda farklı bölümlerin birbirlerinden beslenmelerini yok edersiniz.

Üniversiteler daha küçük yapılar haline getirilmeye çalışıyor çünkü daha küçük yapıların ayakta kalabilmesi içinde piyasaya tabii olacaktır ve piyasanın talepleri doğrultusunda araştırmalar sürdürülecektir.

KADROLAŞMAYA YOL AÇAR
Diğer bir neden kadrolaşma imkanı diyebiliriz. Sonuçta büyük üniversitelerin yapısı siyasi kadrolaşmaya bir oranda da engel oluyor. YÖK özellikle üniversite kadrolarını elinde tutacak bir yapılanma istiyor olabilir. Hükümetler de üniversitelerde kendi kadrolarıyla varolmak istiyor. Bu kadroları sadece Anadolu üniversitelerinde değil büyük kentlerdeki üniversitelerde de olsun istiyorlar. Üniversiteleri parçalamak biraz da pastadaki dilimleri arttırmak demektir.

YÖK KANUNU BAŞTAN ELE ALINMALI
Türkiye’de bir yüksek öğrenim sorunu vardır. YÖK kanunu çok sorunlu bir kanundur. Sonuçta askeri bir rejimin getirdiği bir kanun. Bugün bunu kendine yontarak, değişiklikler yaparak yüksek öğrenim sorunu çözülmez. Parça parça, tutarsa zorla, eğer kamuoyundan ses gelmezse değişikliği yap, eğer ses gelirse geri adım at böyle olmaz. Yüksek öğrenimin sorunları muhattaplarıyla, üniversitenin tüm bileşenleriyle, öğretim üyeleri, öğrenciler ve sendikalarla kamuoyunda tartışılır ve bunun üzerine birşeyler inşa edilir. Bunun üzerinden olmayan tepeden inme hiçbir çözüm inandırıcı olamayacak ve sorunları çözemeyecek tam tersine derinleştirecektir. Daha dar kesimlerin çıkarlarına hizmet edecektir.