Çoğunluk sistemi sayesinde 1950 seçimlerinde oyların yüzde 52.7’siyle TBMM’deki sandalyelerin yüzde 85’ini elde eden Demokrat Parti (DP), dört yıl sonraki seçimlerde çok partili dönemde bir partinin ulaştığı en yüksek oy oranını elde ederek iktidarını perçinledi: Yüzde 57.6. Parti listelerinin delinebildiği istisnai durumlar dışında bir ilde en fazla oy alan partinin o ildeki bütün milletvekilliklerini kazandığı çoğunluk sistemi, DP’ye mecliste devasa bir çoğunluk sağladı: 541 milletvekilinin 502’si DP’liydi.

İlişkili Haberler


1954 seçimlerinde aslında CHP, bugünkü standartlara göre hiç de fena sayılmayacak bir oran elde etmişti: Yüzde 35.4. Ancak uygulanmakta olan seçim sisteminin gaddarlığına maruz kalmış ve yalnızca 31 sandalye kazanmıştı. İsmet İnönü’nün CHP’si az sayıda ilden milletvekili çıkarabilmişti.

Bu seçimlerde yalnızca iki ilde parti listeleri delinebildi. En fazla oyu DP’nin aldığı Erzincan’da bir CHP’li aday, en fazla oyu CHP’nin aldığı Tunceli’de ise bir DP’li aday meclise seçilmeyi başardı. Diğer illerin tamamında bu iki partiden biri tüm milletvekilliklerini kazanmayı başardı (Kırşehir’i alan, Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Millet Partisi hariç. Kırşehir bu seçimden sonra ilçe yapılarak cezalandırıldı).

Mayıs 1954’te düzenlenen seçimlerin hemen ardından yapılan bir yasa değişikliği ise seçmenlerin basılı parti listeleri üzerinde oynama yapma olanağını ortadan kaldırdı. F.Aleskerov, H.Ersel ve Y.Sabuncu’nun ortak imzalı eserindeki (YKY, 1999) anlatımla;

“(…) seçmenler bazı isimleri çizerek ya da çizdiği bazı isimlerin yerine başka isimler yazarak oy veremeyecek, böyle kullanılan basılı parti listeleri “olduğu gibi kullanılmış” sayılacaktır. Buna karşılık, seçmenin “dilediği adayları boş beyaz kağıda yazarak” oy kullanması olanağı korunmaktadır. Ne var ki, yasayla getirilen bir başka hükme göre, “basılmış, ya da daktilo veya başka bir aletle yazılmış veya teksir edilmiş” bu tür “karma” listeler geçersiz sayılacaktır.

Bir başka deyişle, seçmenin parti listeleri dışında oy kullanabilmesi ya bağımsız adaya oy verme, ya da bizzat “el yazısı” ile kendi listesini yazmaya indirgenmiştir. Bunun, okuma yazma oranının bir hayli düşük olduğu 1950’ler Türkiye’sinde önemli bir sınırlama olduğuna kuşku yoktur”.

DP MUHALEFETİN SEÇİM İŞBİRLİĞİNİ ENGELLİYOR
1957 seçimlerine doğru muhalefetteki üç parti; CHP, muhafazakâr Cumhuriyetçi Millet Partisi ve DP’den kopanların kurduğu liberal eğilimli Hürriyet Partisi, DP iktidarına karşı ortak hareket etmeye başlar. Her üç partinin liderleri arasında bir takım görüşmeler yürütülür. Bu partiler esasen, amiyane tabirle birbirlerine bayılmamaktadır. Ama otoriter eğilimleri git gide artan DP iktidarına karşı işbirliğine gitme ihtiyacı hissetmektedirler.

Bu yakınlaşmanın bir seçim işbirliği raddesine varma ihtimali belirir. Partilerin ortak liste yapması ise yasa gereği zaten mümkün değildir. “Fiili” bir işbirliğinin yolu da 1957 seçimlerinin hemen öncesinde yapılan kanun değişikliğiyle kapatılır:

“(…) seçimlere katılacak partiler bütün seçim çevrelerinde tam sayıda aday göstermek zorunda bırakılmakta ve bir partiden aday olan kimsenin bir başka partiden aday olması yasaklanmaktadır. (Yapılan) değişikliklerin biri de artık seçmenlerin “boş beyaz kağıda yazacakları” aday listelerinin “elle çoğaltılmış olanlarının dahi geçersiz sayılacağına ilişkin hükümdür. Böylece, seçmenlerin kendi listelerini yaparak oy kullanma olanağı büyük ölçüde etkisizleştirilmiş olmaktadır” (aynı eser).

1957’DE MAKAS KAPANMAYA BAŞLADI
1957 seçimlerinde DP’nin oyları yüzde 50’nin altına düşer, CHP’nin oy oranı ise yüzde 40’ın üzerine çıkar ve bir önceki seçimde 31 olan milletvekili sayısı 178’e yükselir. Ancak DP hâlâ 424 milletvekiliyle meclisin mutlak hâkimidir. İki büyük partinin oy oranları birbirine yaklaşmıştır ama alınan “önlemler” sayesinde sadece 2 ilde CHP’li ve DP’li birer aday rakip partinin listesini delmeyi başarır.

1950’ler boyunca geçerli olan ilginç bir durum da TBMM’nin üye sayısındaki değişimdir. Yasa gereği meclisteki milletvekili sayısı nüfus artışına bağlı olarak artmaktadır. Böylece 1950’de 487 olan toplam vekil sayısı 1954’te 541’e, 1957’de ise 610’a yükselir. Bu sayı 1960’dan sonra 450’ye sabitlenecektir.

1980’den sonra 400’e düşürülen toplam milletvekili sayısı önce 450’ye, sonra da 550’ye yükseltildi. Günümüzde nüfusu Türkiye’ninkinden az olan birçok Avrupa ülkesinde meclisteki vekil sayısı TBMM’nin bugünkü üye sayısından fazla.

1957-1960 arasında mecliste, hepsi DP’li olmak üzere dört de Gayrimüslim milletvekili vardır (kaynak: Rıfat N. Bali). Söz konusu vekillerin DP’li olmasıyla bu partinin İstanbul’da son derece güçlü olması arasında bir ilişki bulunduğunu düşünmek mümkün.

27 Mayıs darbesinden sonra ise çoğunluk sistemi terk edilerek ‘nispi temsil’e geçildi. Bunun öyküsü de yarına…

(Devam edecek)