Bugün hayatını kaybeden NTV Yayınları'nın grafik tasarımcısı Mustafa Kalemci tek satırlık 'ölüm' haberinden çok daha fazlasını hak eden bir isimdi. Kalemci'yi NTV Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Alp Dağıstanlı yazdı:

''Evet, Mustafa Kalemci’nin 9 parmağı vardı. Bir kemik hastalığıyla doğmuştu 1963’te. Parmaklarından birindeki kemik sıkıntı ve acı verince, yıllar önce o parmağını kestirmişti. Çok marifetliydi elleri. 1989’da Metin Münir’in editörlüğündeki Güneş gazetesinde karikatür çiziyordu. Statik veya önceden düşünülmüş şeyler değildi onun çizdikleri. Habere karikatür düşünüyordu ve çoğu gün birden fazla çiziyordu. Benim gibi editörler, başımız sıkışınca ya da istek ve destek ihtiyacı duyunca Kalemci’ye koşardık. (Ben böyle anardım onu, birçok gazeteci arkadaşı gibi.) Geri çevirdiğini veya bizi tatmin etmeyen bir iş çıkardığını hatırlamıyorum. Keskin bin zekası, daima uyanık bir dikkati, rafine bir mizah duygusu ve temiz bir çizgisi vardı. Bazı arkadaşları, özellikle Burak (kardeşim), asıl uğraşması gereken şeyin resim olduğunu (görmüştü bazı resimlerini), kabiliyetini harcadığını söyleyip dururdu.

Ben Kalemci’yi ilk duyduğumda ve sonra da tanıdığımda ODTÜ’de İstatistik okuyordu, amcamın oğlu Emin’le. (Sonra bıraktı okulu, ODTÜ’lü arkadaşları da Mistik derdi ona.) Emin anlatıp dururdu; o kemik hastalığına rağmen nasıl iyi futbol oynadığını. Doğrusu, biraz sevgiyle abartılmış bulurdum o sözleri. Güneş’te benim gibi futbol meraklılarıyla maçlara başladık. İki sene öncesine kadar da Kalemci ile ben ekipler değişse de her hafta beraber futbol oynadık. Neredeyse kusursuz oynardı. Keskin zekası, sezgi gücü ve yeteneği orada da orta yerdeydi.

Futbolu iyi takip ederdi. Gençlerbirliği ve Trabzonspor taraftarıydı. Hiçbir alanda olmadığı gibi burada da fanatik değildi. Bence, gayet isabetli analizler yapardı. Rıdvan Dilmen duysa beğenirdi onun analizlerini. Son 6-7 sene, maç sonrası geç-meyhane ziyaretlerinin gediklisiydi (Can Belge ve benle birlikte). Orada da asıl Can’la çekiştirirlerdi takımları.

Güneş’ten sonra o başarılı Atlas macerasında o da vardı. O mahir elleriyle haritalar çizer, boyardı. Bu kadar mı sıcak olur bir harita! Özcan’ın (Yüksek) “ruh haritaları” dediği kadar vardı. Başka işler de yaptı Atlas’ta: illüstrasyonlar çizdi, art-direktörlük yaptı, fotoğraf çekti, dağa çıktı (uyku tulumu hâlâ bende)... Yorulmaz ve sabırlı biriydi. Sabahlara kadar eğlene eğlene çalışırdık. (En azından benim için) son derece uyumlu bir çalışma arkadaşıydı. İnsana da, işe de sevgiyle yaklaşırdı bir kere. Günahsız yaşayan (nasıl becerdiyse) bir akıl adamıydı. İtirazınızı dinler, anlar, ona göre ya sizi ya kendini ikna ederdi. Yaptığı, seçtiği herşeyin üzerinde düşünmüş olurdu. Son 20 yılda çeşitli yerlerde beraber çalıştık; en son da NTV Yayınları’nda çalışıyorduk tatlı tatlı.

Son derece açık zihinli biriydi Kalemci. Sıkı bir gazete okuruydu. Memleket meselelerini yakından takip ederdi ve çatır çatır, hararetle tartışırdı. Dogmaları yoktu. Tabuları sevmezdi. Adaletsizliğe katlanamazdı. Sözünü de hiç sakınmazdı. Bir fikir versin diye şunu söyleyeyim: Kürt meselesinin konuşulmasının en zor olduğu zamanlarda, Güneş’ten sonra, bir Oflu olarak Özgür Gündem’deydi. Dinle bir ilgisi yoktu, başörtüsü yasağına köküne kadar karşıydı. Önce anlamak isterdi, bunun için okurdu, çalışırdı.

Briç seanslarımız vardı bir de. Burada da mahirdi işte. Sonra, şahane hamsili pilav yapardı. Benim rakı içme kapasiteme takar, “Kendine çüş de usta” derdi. Yahu, hep neşeliydi bu adam. Bir marifetini de güzel ve tatlı Dilara’yla evlenerek gösterdi.

Futbolda hiç yapmadığı zamanlama hatasını hayatta yaptı. Futbolun adaleti yokmuş, hayatın hiç yok. Baksanıza...''