Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ve Ajda Pekkan 'Haydi Gel Bizimle Ol'un konuğuydu.

DİSİPLİNLİ BİR BABAM VARDI
Ajda Pekkan programda ailesiyle ilgili bugüne kadar anlatmadığı itiraflarda bulundu: "Benim ailemde oldu şiddet. Ben zaten bu yüzden karar verdim hayatımı tek başıma kazanacağım ve erkeklere mihnet etmeyeceğim diye. Belki o yüzden Ajda Pekkan olmama çok yardımcı oldu baba şiddeti maalesef. Ama ben bugüne kadar bunu dile getirmedim. Çünkü buna gerek yoktu; hiçbir zaman aramızda da konuşmadık. Ama öyleydi ne yazık ki. Hayır, alkolle alakası yok. Benim babam askerdi. Çok disiplinli bir deniz albayıydı ve annem de çok güzel bir bayandı. Her ikisini de rahmetle anıyorum. Nedenini bilmiyordum ama galiba mizacen anlaşamıyorlardı. Görücü usulü evlenmişlerdi. Bunları sonradan öğrendim. Çocuktuk; kaç kere ayrıldılar, evlendiler evde kıyamet kopuyordu. Kaldı ki çevremde de bunlara şahit oldum."

Ajda Pekkan programda şunları söyledi:

GÜLDÜNYA PROJESİ ÇOK DOĞRU BİR PROJE
Benim Batılı bir yüz olmamdan kaynaklanan Ajda Pekkan’ı kanıksadılar. Artık Ajda Pekkanı herkes tanıyor. Saçını, başını, duruşunu tanıyor. Ama benim bir tavır takınmam lazımdı, oradaki insanlara Ajda Pekkan olarak seslenebilmem ve dikkatlerini çekmem için. Güldünya Projesi bizim için böyle bir açılım sağladı ve bir slogan oldu. Bütün şiddet gören kadınların hepsinin birleşmeleri ve eğitilmeleri için kendilerini ayrı bir slogan oldu. O sloganı doğru duyurmak lazımdı. Aynur Doğan benim için çok doğru bir adres oldu. Güldünya Projesi çok doğru bir proje oldu. Bütün bunların birleşiminde hoş bir sentez çıktı ortaya. Ben Ajda Pekkan olarak ulaşabildim o insanlara ve birbirimizi bulduk. Ben zaten her dilde şarkı söylüyorum. Bir dünya insanı olarak varolduğuma inanıyorum. Öyle olmak için zaten çaba gösterdim bunca yıl. Onun için böyle bir projede imza atabilmek beni çok onurlandırdı doğrusu.

MÜZİKTE EVLAT GİBİ AYRIM YAPAMIYORUM
Tabii ki ben yıllar içinde bütün müzikleri çok sevdim. O yüzden de zaten kendi içimde bu sentezi oluşturabildim. O yüzdendir ki "Bu konserde böyle bir şarkıya eşlik eder misin?" dedikleri zaman sevgiyle evet dedim. Çünkü Ahmet Kaya veya caz dinlerken, Paul Desmond dinlerken veya Barbra Streisand dinlerken veya herhangi bir folklorik müzik dinlerken, dünya müziklerine açığım. Benim etnik müziklerime de açığım. Sonuna kadar dinliyor ve keyif alıyorum. Türk Sanat Müziği’ne hayranım, hatta hastalık derecesinde hayranım. O yüzden ben müziği ayırmıyorum. Evlat gibi nasıl söyleyeyim büyük kızı, küçük kızı insan nasıl evladını ayıramıyorsa ben de müzikte böyle bir ayırım yapamıyorum. Benim hiçbir siyasi mesajım yok. Ben sadece şarkı söylemek için var olduğumu biliyorum ve hep onun için var olacağım.

ERKEKLERİ KADINLAR YÖNETİYOR
Hiç kimseye öfke duymuyorum. Bu tabii ki erkeklerin feodalizminin neticesinde kadınların bu ezikliği, yaşadıkları baskı çok doğal ama bence dünyada dominant olanlar kadınlar. Her ne kadar erkekler daha egemen gibi görünse de dünyada daha ataerkil olmalarına rağmen her zaman erkekleri yönetenlerin kadınlar olduğuna inanıyorum.

HEP SİVRİ OLDUM O YÜZDEN DE YUMRUK YEDİM
O zorluklar içinde kendimi yenilemek, yeniden yaratmak, dağda ateş aramak gibiydi. Hiç bilmiyordum ne yapacağımı. Olmayan, bilmediğim bir format vardı; pop müzik gibi bir format. Daha çok folklorik ve etnik müziğin ağırlıkta olduğu bir ülkede yaşıyorduk. Benim önümde böyle bir müzik türü yoktu. Bütün tanıdığım insanlar ilk başladığım zaman Zeki Müren ve diğer bir çok sanat müziğindeki sanatçılar, beraber, benim çok sevdiğim insanlar, hepsi gelirlerdi. Onlar ben daha Çatı’da söylemeye başladığım zaman gelirlerdi, takdir ederlerdi. Nasıl oldu onların içinden sıyırılıp geldim. Belki de çok kritik ediliyordum. O zamanlar benim tarzımda insanlar yoktu. Devrimci gibi davranan, tarz olarak giyinen, saçlarını öyle yapan veya duruşu bir şekilde batılı olan... Hep sivriydim. Hep sivri oldum zaten o yüzden de yumruk yedim ilk başlarda, ne olduğunu anlamadığım. Çünkü ilk başlarda algılanıncaya, kendimi tanıtıncaya kadar, bir şekilde varlığını kabul ettirinceye kadar bir evrim geçiriyorsun, o nedenle de çok yorucu bir süreçti, uzun bir yolculuktu. Belki de 45 yıl önce ilk doğdum, büyüdüm, varoldum. Bugünlere geldim.

FEHMİ KORU HÜRRİYET'E GELECEK DİYORLAR...
Özkök ise meslek hayatında karşılaştığı olayları anlattı. 'Fehmi Koru'nun Hürriyet'in başına gelme ihtimali sizce nedir? Aydın Bey'e de yakınsınız!' sorusu karşısında, 'Bu haberlerin kendisini çok eğlendirdiği' söyledi ve şöyle devam etti:

Ben bu soruya yanıt veremem. Bir kere Genel Yayın Yönetmeni'ni tayin etme yetkisi Aydın Doğan'ın ve Hürriyet'in CEO'su Vuslat Doğan Sabancı'nın. Böyle bir ihtimal olup olmadığını bilemem ama 'neden olmasın?' derim. Herhangi bir gazeteci için de geçerli bu. Bunlar bu toplumun başarılı gazetecileriyse neden olmasın?

Kendisinin Hürriyet'in başına nasıl geçtiğini anlatan Ertuğrul Özkök, programdaki 'Fehmi Koru Hürriyet'in başına geçecek olursa gazete bambaşka bir yere gelecek, çizgisi değişecektir' yorumlarının ardından da, "Bu herhalde bir fantezi. Fanteziler üzerine de konuşmak lazım diye düşünüyorum. Geçenlerde de belirttim, 'niye olmasın?' Ama, şu anki yapı itibarıyla fantezi. Ben bunların fantezi olmaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Fehmi Koru gazetecilik zekası olan, kendinden bahsettirmeyi bilen bir insan. Hürriyet'le ilgili yazdığı komplo teorilerine katılmamakla birlikte beni dehşete düşürüyor bir süre sonra da eğleniyorum; artık okumadığımı da belirteyim ama niye olmasın? Eğer burası demokratik bir ülke olacaksa, demokratik bir yelpazede olacaksak ve Fehmi Koru, Hürriyet okurunun hoşuna gidecek bir gazetecilik anlayışını benimseyebilecekse olur" ifadelerini kullandı.

Uzun süredir Hürriyet'in başında olduğunu ve artık bırakmak istediğini söyleyen Özkök, "Göreve 5 yıl için gelmiştim 19 yıl oldu. Tabii ki bu kararları patronlar verecek" şeklinde konuştu.


Özkök, Hillary Clinton’ın ‘Haydi Gel Bizimle Ol’ programını seçmesi ile ilgili şunları söyledi: Türkiye’de siyasette niyet okuma çok yaygın bir eğilimdir ve ben bunun çok ızdırabını çekenlerden biriyim. Çünkü bir manşet atıyorum benim söylemek istediğim şeyi 180 derece tersinden okuyor insanlar hatta siyasetçiler, başbakan sonra çıkıyor seçim meydanlarında bizi yerden yere vuruyor. Niyet okumayı bilmem illa mesaj vermek istedi mi? İstemedi mi? Türkiye’de televizyonlarda böyle değişik tarz olarak değişik kadının program yaptığı televizyon yok. Daha buralarda böyle birşey olmadı. Türkiyeden benim için en azından güzel görünen kadın fotoğrafının önünde konuşması iyidir diye düşünüyorum. Varsa öyle bir niyeti doğru bir şey yapmıştır. Clinton açısından akıllı, iyi birşey yaptı diye düşünüyorum.

Özkök, Çetin Emeç’in anma töreninde telefonundan dua dinlenmesini de şöyle anlattı:19 yıldan beri Çetin Emeç’in mezarının başında anma töreni yapıyoruz. Hürriyet’in çok ilginç bir idari yapısı vardır. İnsani ilişkilerde çok etkili bir şekilde devreye girer. Mesela cenazelerin kaldırılması Hürriyet mensupları yakınlarından biri ya da kendisi hayatını kaybettiği zaman otomatik olarak devreye girer. Aile olarak fark etmezsiniz o acı içinde birisi sizin yerinize o işi yapar. Erol Simavi zamanında başladı Aydın beyde bunu devam ettirdi hiç bozmadan. Onun başındaki arkadaşımız işten ayrılmış işten ayrılınca bizim birde imamız var Saadettin hoca, ona da haber vermeyi unutmuşlar. Oraya gittik saat geldi kimse yok. Ben konuşmamı yaptım, bitti. Birisinin dua okuması lazım. Herkesin gözü bizim üzerimizde, kalkıp gitsek dua okumadan gittiler diyecekler. O sırada Ercan’ın telefonuma doldurduğu aklıma geldi. Bende var El-fatiha hemde sesli dedim. Bastım ordan tuttum herkes dinledi. Zaten dinlerken sonuna doğru ordan civardan genç bir imam bulmuşlar o geldi. Sonunu o tamamladı.