TÜVTURK Genel Müdürü Naci Başredem, 2008'den beri uygulanan araç muayene sistemini CNBC-e'ye anlattı. Başerdem TÜVTURK'ün faaliyet ve sosyal sorumluluk projelerinden de söz etti.

Bize TÜVTURK'ün ne yaptığını, Türkiye'ye ne kadar önemli bir katkıda bulunduğunu anlatabilir misiniz?
Biz araç hastanesiyiz. Nasıl yılda bir iki check-up yaptırmaya hastaneye giderseniz, araçlar da belli periyotlarda -kamu güvenliği adına zorunludur bu- check-up’a gelirler. Biz tamir ve tedavi etmeyiz. Sadece hastalığını söyleriz aracın. Sahibine bir liste veririz. İşin içine daha sonra egzoz gazı emisyon ölçümü de katıldı. Taşıt güvenliği adına sorumluluk hareketi bu. Hem işimiz, aynı zamanda da sorumluluğumuz.

Olayın matematiksel boyutuna bakarsak... Hani derler ya klasik anlamda iki artı iki beş edecek bir proje getirelim... Bizim ki belki 6, belki 7 eden bir proje...

Kamunun muayene hizmetini görme işi 2007 yılında özelleştirildi. Ama kamu eskisinden çok daha etkili bir şekilde regülasyonun içinde. Regülasyonu, bizzat bütün yönetmelikleri, yasal mevzuatı ve muayene hizmetinin nasıl yapılacağını Ulaştırma Bakanlığı üzerinden kamu belirliyor. Bunun denetimini kamu yapıyor. Eskisinden çok daha etkin bir denetim yapıyor. Bu öngörüler ve yönetmeliklerle gerçekleştiriyoruz. Fiyatı da Ulaştırma Bakanlığı belirliyor. Dolayısıyla ortada rekabetsiz bir alan var gibi görünüyor ama 47 alt işleticimizin marifetiyle bu hizmeti gördüğümüz için Türkiye genelinde kendi aralarında fiyat değil, hizmet rekabeti söz konusu... Biz de bu regülasyonu Ulaştırma Bakanlığı adına Türkiye'nin her tarafında eşdeğer vermeye gayret ediyoruz.

O anlamda baktığınız zaman bir artıyı buradan elde ediyoruz. İkinci artı kamuya çok ciddi bir kaynak girişine olanak sağlıyor: 552 milyon dolar peşin, 613 buçuk milyon dolar vadeli bir bedel... 20 yıllık bir süre için bu lisans bedeli girdi. Şu anda 193 noktadayız ve 812 ilin tamamındayız. Önümüzdeki günlerde bu sayı 200’e çıkacaktır mutlaka. Yeni, modern, Avrupa’da olmayan istasyonlar açıldı, ekipmanlar yenilendi, yaklaşık 3 bin kişiye iş ortamı sağlandı. Dolayısıyla devlet böyle bir yatırımı yaptırttı. Bu işin toplam paketi bir milyar dolarlık gelir ve tasarruf olarak baktığınız zaman doğrudan yazıyor. Yetmedi bu bir gelir ortaklığı. Giderler düştükten sonraki karın değil, dikkatinizi çekerim gerçekleşen cironun ilk üç yıl 2007-2010 arasında yüzde 30’u kamu payıydı. Bu pay 15 Ağustos 2007’den itibaren yüzde 40’a çıktı. 7 yıl sonra da yüzde 50’ye çıkacak. Yani gelirimizin şu anda yüzde 40'ı, belli bir tarihte de yüzde 50’si kamuya gidiyor. Bu anlamda proje 9 milyar dolar KDV’siyle, getirdiği diğer vergi avantajları ile 10 milyar dolarlık 20 yıllık toplam bir paket. Tabii işin sahibi kamu yetkinliğini hiçbir şekilde devretmedi. Biz sadece işletmeci sıfatıyla hareket ediyoruz.

Kaç hastanız var?
İlk muayeneye 11 Ocak 2008’de yapıldı. Bu, özel sektör eliyle başladığımız tarih... Muayene istasyonları önce Elazığ, hemen arkasından Trabzon açıldı. Bugüne kadar 10 milyon 365 bin periyodik muayene yapmışız. Bunlardan 4 milyon 280 bini, yani yüzde 41’i birinci muayenelerinde hastalık teşhis edilenler. Bu araçlara 'git, tedavi ol' demişiz. Bu 4 milyon 280 bin araç, tabii bir aylık bir sürede 4 milyon 170 bini tedavi olmaya gitmiş. 4 milyon 20 bin adedi, yani yüzde 96.4’ü, tedavi olarak gelmiş. Yani bu kadar hastayı sağlığına kavuşturmuşuz. Eğer hastalıklarını gidermemiş olsalardı, oransal düşünün, binde 1 deseniz, 4 bin trafik kazası, on binde 1, 40 tane olsun hiç fark etmez, o kadar aracın kaza yapmasını engellemişiz. Bunlardan ne kadar can ve mal kaybı olabileceğini düşünün.

Bugünümüz ve geleceğimiz açısından önemli bir iş yapıyorsunuz...
Bu sadece bir boyutu. Trafik dediğimiz zaman bir üçleme gelir akla: Yol, insan ve taşıt. Bizim işimiz olayın taşıt boyutunda. Şimdi olayın yol ve insan boyutunda da görevlerimiz olduğu ortaya çıkıyor. Burada da işimiz olmayan ama sosyal sorumluluğumuz gereği projelere destek vererek hareket ediyoruz.

TÜVTURK olarak 'Bu sene ne kadar araba satılır?' konusuyla ilgili bir öngörüde bulundunuz mu?
İşimiz gereği yapmak zorundayız çünkü bütçelerimizi üç gün önce daha yönetim kurulunda tartıştık. Yönetim olarak öngörümüz, 2011 yılında, tabii binek araç vesaire değil tümünü söylüyoruz; 870 bin araç satılır diye düşünüyoruz. Bu yılı söylüyorum; 765 bin araç civarında satıldı. Daha yıl bitmedi, bitireceğiz. O anlamda bakarsanız yüzde 10’un üzerinde bir artış.

İnsanlar bazen insan hayatının değerini anlamakta rakamları daha fazla önemsiyor. Esasında bir kişi bile önemli ama rakamlar buradan ne kadar önemli bir şeyin esgeçildiğini söylüyor. İnsan hayatı. Bu konuda yapılan sorumluluk projelerinde amacınız neydi, ne noktaya geldiniz?
Savaşlardan daha fazla insan ölüyor trafik kazalarında. Can, mal ve seyir güvenliği... Trafikte tek çıkış noktamız buydu. Bu projeyi Ulaştırma Bakanlığı'yla müşterek belirledik ve onların koordinasyonunda yürütüyoruz. Çok da iyi oluyor, çünkü sadece Ulaştırma Bakanlığı değil İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bizzat içindeler projenin. Böyle bir işbirliği... Üniversiteler de işin içinde: Boğaziçi Üniversitesi var, Erzincan Üniversitesi var, Gazi Üniversitesi var. Belediyeler de... Ankara Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere, paydaşlar o kadar yoğun ki ilk defa bu kadar geniş yelpazeyi bir araya getirebildik. Tabii bunların hepsini Ulaştırma Bakanlığı'nın desteği olmasaydı başaramazdık.

Trafikte sorumluluk hareketi üç aşamalı bir proje; güvenli taşıt hareketi, can dostları hareketi, sorumlu vatandaş hareketi. Güvenli taşıt hareketini 15 Temmuz’da başlattık, 30 Ağustos’a kadar sürdü. TIR'ımız 18 ili gezdi. Bunun için neler yaptık: 160 bin adet materyal dağıttık. İlkyardım setleri, posterler, hatırlatıcı kartlar... Etkinlik alanları içinde emniyet kemeri simülatörü, sarhoş gözlüğü vardı. Emniyet kemeri simülatörü ile sadece 10 kilometre süratte emniyet kemeri bağlanmamış bir vatandaşa aracın içine koyduk ve nasıl bir duyguyla ve hareketle karşılaştığını sorduk. Bir oraya savruldu, bir buraya savruldu. Ön koltukta başladı sürüşe, arka koltuğa düştü sonra emniyet kemeri ile bir şey olmadığını gördü. Vatandaş bundan sonra 'Emniyet kemeri takarım' diyor. Sarhoş gözlüğü dediğimiz bir gözlük takıyoruz ki, bu insanı 60 desibel alkol almış durumuna sokuyor. Önüne bir futbol topu koyuyoruz, önce çok rahat vuruyor, sonra topun bir sağına bir soluna vuruyor. 'İçki zararlıdır ama bari içiyorsunuz, alkollü araç kullanmayın' mesajı veriyoruz.

'Ben de varım' projesi var bir de...
Bu da ikinci projemiz. Trafik kazalarından veya farklı nedenlerden olsun, ofiste çalışma ortamı bulamayan engelli vatandaşlarımız var. Onlarla ilgili olarak, Ulaştırma Bakanımız Bin Ali Yıldırım yaklaşık 4-5 ay önce farklı kurumlarla sosyal sorumluluk hareketi başlattı. Gönüllülük esasına dayalıydı bu hareket. Biz de Mayıs ayında dahil olduk. Bu proje olabildiğince engelli vatandaşımızı sosyal hayatın ve çalışma hayatının içine sokabilme kampanyası. Bizim için çok anlamlı çünkü o engelli vatandaşlarımızın önemli bir kısmı trafik kazaları nedeniyle (omurilik kaynaklı) yürüyemez duruma gelmiş. Onlara sağladığımız maddi kazancın çok daha ötesinde sosyal sorumluluğumuz var. Çağrı merkezimizde 100 kişi var, 60 kişisi bu engelli vatandaşlarımızdan oluşuyor. Bu, Türkiye'nin 22 iline dağılmış vaziyette... Hakkari’de neredeyse bir çağrı merkezi oluşturacak kadar engelli çalışanımız var. Evlerine öncelikle bilgisayar altyapısı sağladık, internet altyapısı sağladık, eğitim verdik, sahada eğittik, evde eğittik ve artık çağrı merkezimizin 60 çalışanı evlerinden hizmet veriyorlar. Görseydiniz o duygusal görüntüleri, inanılmazdı.

Türkiye 2011 yılında nasıl bir büyüme gösterir? Bir tahmininiz var mı?
En az yüzde 5 büyür diyorum.