Devlet Planlama Teşkilatı uzmanlarından Emrah Hatunoğlu' nun hazırladığı "Biyoyakıt Teknolojilerinin Tarım Sektörüne Etkileri" adlı tez, "çağın yakıtı" olarak tanınan biyoenerji türevlerinin, Türkiye'deki geçmişine ilişkin ilginç bir detayı gün yüzüne çıkardı.

Sabah'ın haberine göre, gelişmiş ülkelerde bile geçmişi 20-30 yılı ancak bulan biyoyakıtlarla ilgili, Türkiye'nin 1930'lu yıllarda raporlar hazırlayıp, üretime geçtiği, tezde yer alan arşiv belgeleriyle kanıtlandı.

Belgelere göre dünyadaki biyoyakıt teknolojisinin ilk örneği, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı Atatürk Orman Çiftliği bünyesinde geliştirildi. 1934'ten itibaren bugünkü adıyla biyodizel üretiminin çiftlikte kullanıldığı kaydedilen tezde, "Atatürk'ün de talimatıyla dönemin milletvekilleri ve ilgili kurumların yetkililerinin 1934 yılında imzaladığı belge, Türkiye'de biyoyakıta ilişkin ilk resmi belge olması açısından önemlidir. Belge, çiftlikte 'Bitkisel Yağların Tarım Traktörlerinde Kullanımı' isimli çalışmanın devletçe başlatıldığını gösteriyor. Çalışma ile, çiftlikte tarımsal üretimde faaliyet gösteren traktörlerde bitkisel yağların yakıt olarak kullanımı sağlanmıştır. Böylece, o zamanki adı bitkisel yağ da olsa, biyodizelin araç motorlarında kullanımı gerçekleştirilmiştir" ifadesine yer verildi.

Biodizel hakkında kısa kısa…

• Çevreye zarar vermeden toprakta çözülebilir ve zehirli değildir

• Standart dizel yakıta göre %80 daha az CO2 emisyon %0 kükürt dioksit üretir

• Standart dizele göre daha güvenlidir, parlama noktası standart dizelde 55 derece, biodizelde 125 derecedir

• Bio dizel daha iyi yağlama sağlar; motorun ömrünü uzatır

• Yenilenebilir enerji kaynağıdır

• Egzozdan çirkin dizel kokusu yerine patlamış mısır kokusu çıkabilir! (üretildiği bitkiye göre değişir)

• Soğuk havalarda daha kolay donar

• Azot oksit gazı emisyonu standart dizele göre %15 daha yüksektir

• Depolandıktan sonra kalitesini koruması için bir yıl içinde tüketilmelidir