NTV

Büyük Taarruz'un 87. yıl dönümü

Anadolu Ajansı

Yaşam
Büyük Taarruz'un 87. yıl dönümü

Yok edilmekte olan bir milletin başkaldırışına önderlik eden Büyük Komutan Mustafa Kemal Paşa, mağrur milletine kahramanlık destanının öyküsünü 87 yıl önce Afyonkarahisar'ın Kocatepe sırtlarında yazdırdı.

Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan, Kurtuluş Savaşı'nı zafere götüren ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarının çizilmesini sağlayan, Büyük Taarruz emrinin verildiği Afyonkarahisar Kocatepe, yeni bir Zafer Haftası kutlamalarına ev sahipliği yapıyor.

Sakarya Savaşı'nın kazanılmasının ardından, kamuoyunda ve TBMM'de baş gösteren taarruz sabırsızlığı üzerine Gazi Mustafa Kemal Paşa, 4 Mart 1922'de Büyük Millet Meclisi'nin gizli bir toplantısında, endişe ve huzursuzluk duyanlara açıklama yaparak kafalardaki soru işaretlerini ortadan kaldırdı. Gazi Mustafa Kemal Paşa, burada yaptığı konuşmada, şöyle diyordu: ''Ordumuzun kararı taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür.'' Mustafa Kemal Paşa bu konuşmayla bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken, diğer taraftan orduyu son zaferi sağlayacak taarruz için hazırlıyordu. Haziran 1922 ortalarında Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçme kararını almıştı. Asıl amaç, yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktı.

FUTBOL MAÇI ORGANİZASYONU

Mustafa Kemal Paşa, bir taraftan 21 Ağustos 1922 günü Çankaya Köşkü'nde çay daveti vereceğini gazete ve ajanslara bildirirken, diğer taraftan ordu birlikleri arasında bir futbol maçı organize edilmesi bahanesiyle ordu komutanlarını Akşehir'e davet etti. Böylece Yunanların ve işgal devletlerinin dikkatleri çekilmeyecekti. Paşa, futbol maçının olduğu gün, 28 Temmuz gecesini, komutanlarla genel taarruz hakkında konuşarak geçirdi ve gereken direktifleri verdi.

BÜYÜK TAARRUZ ÖNCESİ DİVAN-I HARBE GİDEN YOL

Akşehir'de ordu komutanlarıyla gerekli görüşmeleri yaparak Büyük Taarruz için hazırlıkları sürdüren Gazi Mustafa Kemal Paşa, yersiz davranışlarından dolayı 1. Ordu Komutanlığına atanan Ali İhsan Paşa'yı Divan-ı Harb'e verdi. Gazi Paşa bu olayı şöyle anlatıyor: ''İhsan Paşa'nın kendisini Divan-ı Harb'e kadar götüren yersiz davranışlarından dolayı, ordu komutanlığından uzaklaştırılması gerekti. Gerçekten, Ali İhsan Paşa, ordunun disiplinini ve genel yönetimini bir çıkmaza sokacak şekilde hareket etti. Ast komutanları, üstlerine karşı itaatsizliğe ve görevlerini yapmamaya, kışkırtma ve bu davranışları destekleme gibi tutumları yanında, ordunun emirlere uyma ve görev duygusuyla oynayacak kadar entrikacı bir yaratılışta olduğu kanaatini de uyandırdı.'' Büyük Taarruz öncesi Divan-ı Harb'e verilen Ali İhsan Paşa'nın ardından 1. Ordu Komutanlığı görevine Nurettin Paşa atanarak, ordular arasındaki koordinasyon sağlamlaştırıldı.

TAARRUZ NEREDEN YAPILACAK

Büyük Taarruz öncesi ordular arasında sağlanan koordinasyonun ardından, asıl taarruzun yapılabileceği başlıca üç bölge seçildi. Birinci Bölge: Sakarya kuzey kolu ile Sivrihisar-Seyitgazi arasındaki bölgeden Eskişehir genel istikametinde taarruz (Porsuk Çayı vadisini takiben kuzey bölgesi). Buradan yapılacak bir taarruzun Yunan kuvvetlerinin tali kısmına yöneltilmiş olacak, ancak Yunan askerlerinin büyük kısmının imhasını mümkün kılmayacaktır. İkinci Bölge: Seyitgazi-Afyonkarahisar arasındaki bölgeden taarruz (merkez bölge). Bu bölgeden taarruz iki istikamette olabilecek. Birincisi Seyitgazi-Eskişehir istikametinde, ikincisi de Döğer istikametinde, Afyonkarahisar bölgesinde bulunanları kuşatacak şekildeydi. Bu bölgeden taarruzun da cephe taarruzu şeklinde olmaya mahkum olduğu ve Türk ordusunun buna gücünün yetmeyeceği kararına varıldı. Üçüncü Bölge: Afyonkarahisar bölgesiydi ama konumu itibariyle bu bölge de iki kısım halinde incelendi ve araştırıldı. 1. kısım Afyonkarahisar'ın kuzeydoğusu, 2. kısım ise Afyonkarahisar'ın güneybatı bölgesi. 1. kısım, arazi açık ve gizlemeye müsait olmadığı gibi, gözetleme, ateş ve topçu mevzileri bakımından da uygun değildi. Buradan yapılacak bir taarruz Yunanları Afyonkarahisar-Uşak ana mihverine itecekti. 2. kısımdan, yani Afyonkarahisar'ın güney ve güneybatısından yapılacak taarruzla ise Yunan ordusunun büyük kısmının batıya çekilmeden kuşatılması ve imhası mümkün olacaktı. Yunan ordusu için en hassas yer olan İzmir-Afyonkarahisar ana stratejik ve ikmal yolu, en kısa zamanda ve en kısa istikametten kesilebilecekti. Böylece bütün Yunan kuvvetleri bir noktadan vurulacak kuvvetli bir darbe ile sarsılabilecekti. Bu suretle derinlikte hazırladığı mevzilerde de tutunması güçleşebilecekti. Taarruz için Afyonkarahisar'ın Kocatepe bölgesi seçildi.

BÜYÜK GÜN

26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe'deki yerini aldı. Büyük Taarruz burada başladı. Düşman, Türk topçularının sesleriyle uyanıyordu. Topçuların sabah saat 04.30'daki ilk ateşiyle başlayan harekat, saat 05.00'da önemli noktalara yoğun topçu ateşiyle devam etti. Türk piyadesi, sabah saat 06.00'da hücuma geçerek, tel örgüleri aşıp Tınaztepe'yi ele geçirdi. Bundan sonra, Belentepe daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, 1. Ordu birlikleri, Büyük Kaleciktepe'den Çiğiltepe'ye kadar 15 kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5. Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. 2. Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü. 26 Ağustos günü Türk Ordusu'nun Büyük Taarruz'u Genelkurmay Başkanlığı'nca TBMM'ye bildirildi. Bu haber, Meclis'te ayakta alkışlanarak karşılandı. 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken, Türk Ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçti. Bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insan üstü çabalarla gerçekleştirildi. 27 Ağustos saat 18.00'da Afyonkarahisar, 8. Tümen tarafından kurtarıldı. Afyonkarahisar, kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuştu. Başkomutanlık Karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargahı Afyonkarahisar'a taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı düşmanın 5. tümeninin çevrilmesiyle sonuçlandı. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli buldu. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar alındı. Karar, süratli ve düzenli şekilde uygulandı. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı. Büyük Taarruz'un son safhası, tarihimize, ''Başkomutanlık Meydan Muharebesi'' olarak geçti. Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı, dört taraftan sarılarak Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta, tamamen yok edilmiş veya esir edilmişti. Böylece kesin sonuç, beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam başarıyla uygulanmıştı.

YUFKA VE KAYNAMIŞ YUMURTA LÜKS YEMEKTİ

Büyük Taarruzun Kocetepe'den yapılması kararının ardından Türk Orduları, Şuhut ilçesi Çakırözü köyünden Kocatepe'ye sevk edilmeye başlandı. Çakırözü köyünde değirmencilik yapan Mustafa Efendi'nin su değirmeninin yanına kurulan çadırda bir gün kalan Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Efendi'nin eşi Şemsi Hanım'ın yaptığı yufka ile karnını doyurur, bölgedeki Ardıçlı çeşmeden getirilen sudan içiyordu. Annesinin ve babasının Mustafa Kemal Atatürk'e hizmet etme şerefini her zaman dile getiren 92 yaşındaki Sultan Hanım, annesinin kendisine anlattıklarını şöyle aktardı: ''Mustafa Kemal'in çadırı babamın değirmeninin yanına kurulunca, askerler de Kocatepe'ye çıkmaya başlamış. Annem değirmende öğütülen unlarla Paşamıza yufka yapıp, tavukların yumurtalarından kaynatarak karnını doyurmuş. Ortada yiyecek yok ki. Yufka ve kaynamış yumurta bile büyük bir nimet, misafirlere verilebilecek lüks bir yemek. Paşamız orada bulunan Ardıçlı çeşmesinin suyunu çok sevdiği için babam da o çeşmenin suyunu Paşamıza taşımış. Değirmenin yanında bulunan büyük bir ceviz ağacına da telsizler kurularak haberleşme sağlanmış. Bu büyük şahsiyete ne kadar minnet duysak azdır.''

İTİLAF DEVLETLERİNDEN ATEŞKES TEKLİFİ

Afyonkarahisar Kocatepe'de verilen emirle başlayan Büyük Taarruz sonucu bozguna uğrayan düşman askerleri, büyük kayıplar vererek geri çekilmeye başladı. İzmir'de düşmanın denize dökülmesinin ardından itilaf devletlerinden çeşitli teklifler geliyordu. İtilaf devletlerinden İstanbul'da bulunan Fransız Fevkalade Komiseri General Pell, İzmir'de Gazi Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek, Türk askerinin Trakya'ya girmemesi ve ateşkes tavsiyesinde bulundu. Mustafa Kemal Paşa ise Trakya'yı da kurtarmadıkça orduların durdurulmasına imkan olmadığını söyledi. Bunun üzerine İzmir'e İtilaf Devletleri Dışişleri Bakanları imzasını taşıyan 23 Eylül 1922 tarihli bir nota geldi. Bu notada iki önemli nokta yer alıyordu. Bunlardan biri askeri harekatın durdurulmasıyla diğeri de Barış Konferansı ile ilgiliydi. Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu notaya verdiği yanıtı şöyle açıklıyordu: ''Biz, Rumeli'de Doğu Trakya'yı milli sınırlarımıza kadar tamamen almadıkça askeri harekattan vazgeçemeyiz. Ancak, yurdumuzun bu bölgesinden düşman birlikleri çıkarıldığı takdirde böyle bir harekata devam etmeye kendiliğinden gerek kalmayacaktır. Bu notada, Venedik veya başka bir şehirde toplanacak olan İngiliz, Fransız, İtalyan, Japon, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ile Yunanistan'ın da çağrılacağı bir konferansa, delegelerimizi göndermeyi kabul edip etmeyeceğimiz sorulmakla birlikte, görüşmeler sırasında Boğazlardaki tarafsız bölgelere bizden asker gönderilmemesi şartıyla, Edirne dahil olmak üzere Meriç'e kadar Trakya'nın bize iadesiyle ilgili talebimiz olumlu karşılanacaktır.'' 26 Ağustos 1922 sabahı Afyonkarahisar'ın Kocatepe sırtlarından verilen Büyük Taarruz emri, Türkiye'nin kaderini değiştirerek, yapılan anlaşmalar sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünkü sınırlarının çizilmesini sağladı.

Yok edilmekte olan bir milletin düşman işgali altında yaşadıkları, kurtuluş mücadelesindeki fedakarlığı, bu vatanı vatan yapan kahraman Türk evlatlarının başından geçen olaylar, aradan geçen yıllara rağmen hafızalardan silinmiyor.

Kurtuluş Savaşı'nın son darbesi olan Büyük Taarruz'un nasıl kazanıldığını gösteren, en duygulu olaylardan biri, Miralay Reşat Bey'in Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya verdiği sözü yerine getiremediği için intihar etmesi... Kocatepe'den verilen emirle Büyük Taarruz'u başlatan Türk askerleri, taarruzun ilk ve ikinci gününde tüm tepeleri ele geçirmeye başladı. Çiğiltepelerinde bulunan Yunan askerlerine karşı direnen 57. Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey ile Gazi Mustafa Kemal Paşa arasında şu telefon konuşması geçer:
'- Niçin hedefinizi alamadınız?
-Yarım saat sonra bu hedefi alacağım Paşam.

Emrindeki askerlerin Çiğiltepe'yi düşman askerinden alaması biraz geciken Miralay Reşat Bey, ''Verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam'' diyerek beylik tabancasıyla intihar etti. Gazi Mustafa Kemal Paşa Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57. Tümen Komutanlığı'nı tekrar telefonla aradığında Miralay Reşat Bey'in intihar ettiğini öğrenir ve kendisine vedanamesi okunur. ''Yarım saat zarfında o mevkiyi almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam'' ifadelerinin yer aldığı Miralay Reşat Bey'in vedanamesinin ardından geçen 15 dakika sonra Çiğiltepe düşman askerlerinden kurtarıldı.

HALKI İÇİN KENDİNİ FEDA EDEN KÖYLÜ KIZI

Köyleri yakıp yıkarak, Türklere zulümederek kaçan düşman askerlerinin yanında zorla götürdüğü bir Türk kızın hayat mücadelesi yıllar sonra dahi anlatılıyor. Büyük Taarruz emrinin ardından bozguna uğrayan düşman askerleri köyleri yakarak çekilmeye başlar. Afyonkarahisar'ın İscehisar-Bolvadin ilçeleri arasında kalan bir köye gelen düşman askerleri çeşmeden su dolduran Gül Nazik adlı kızı görür. Düşman askerlerinden kaçan Gül Nazik, köylülerin yardımıyla bir samanlığa saklanır. Durumu öğrenen Yunan Subayı, köy muhtarını çağırarak ''Ya kızı verirsiniz, ya da köyü tamamen yakarım'' tehdidinde bulunur ve Gül Nazik'in yerini belirler. Gül Nazik de halkı için kendini feda eder. İscehisar'ın Seydiler beldesindeki yaşlılar, çocukluğunda dilden dile anlatılan Gül Nazik'in hikayesi şöyle dile getiriyor: ''O zamanlar ağıtlar söylenirdi Gül Nazik için. Annemizin babamızın anlattıklarını unutamıyoruz. Köye gelen Yunan askerleri Gül Nazik'i isteyince, yerini çaresiz kalan muhtardan öğrenmiş. Alıp götürmüşler düşman diyarlarına. Yıllar sonra 2 çocuğu olmuş. Oradaki bir kayıkçıyla anlaşarak gezmeye çıkmışlar denize. Biraz açıldıktan sonra bıçağını çeken Gül Nazik, kayıkçıya 'Türkiye'ye gideceğiz' demiş. O sırada da 'Ben Yunan çocuğu istemiyorum' diyerek çocuklarını denize atmış ve Türkiye'ye dönmüş.'' Gül Nazik'in Manisa taraflarına yerleştiği, bir daha da Afyonkarahisar yöresine gelmediği söyleniyor.

ŞEHİT ARKADAŞLARINA 1977'DE KAVUŞTU

Bu vatanı vatan yapan kahraman Türk evlatlarının başından geçen bir başka olay ise şöyle anlatılıyor. Bozguna uğrayan ve can havliyle kaçan düşman askerlerinin, İscehisar'ın Doğanlar köyü sırtlarında Türk askerleriyle karşılaşması sonucu, Giresun'dan vatan savunmasına katılan 14 genç, burada düşman askerlerinin açtığı ateş altında can verir. Arkadaşlarına su getirmek için Doğanlar köyüne giden Ahmet Halis Asal, elindeki su bidonlarıyla döndüğünde 14 arkadaşının da şehit edildiğini görür. 1922 yılından 1977 yılana kadar her yıl düzenli olarak Şehit arkadaşlarının kabirlerini ziyaret eden Asal, kendi imkanlarıyla Giresun Şehitliği'ni yeniden düzenletti. ''Ben ölünce, şehit arkadaşlarımın yanına defnedin'' diyerek vasiyet eden Ahmet Halis Asal, 1977 yılında hayata gözlerini yumunca şehit arkadaşlarının yanında toprağa verildi. 14 şehit için her yıl Giresun'dan gelen çok sayıda kişi, şehitlerini kabirleri başında anarak gidiyor.

TÜRK İSTİHBARATÇILARININ BÜYÜK BAŞARISI

Kurtuluş Savaşı'nda Türk istihbarat timlerinin ''limon suyu'' ile yazdığı mektuplar, vatanın kolay kurtarılmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Kurtuluş Savaşı'nı sona erdiren Büyük Taarruz emrinin verildiği Afyonkarahisar'daki Türk istihbarat timleri, ''limon suyu'' ile yazılmış mektuplarla haberleşirler. Sinanpaşa ilçesi ve çevre köylerindeki düşman askerlerinin edindiği bilgileri Sandıklı'daki Fahrettin Altay Paşa'ya ulaştıran Haydar Ağa istihbarat görevlilerinden biri... Haydar Ağa, toplanan istihbarat bilgilerini limon suyu ile kağıt üzerine yazarak, mektubun düşman askerlerinin eline geçmesi durumunda boş sanılarak dikkati çekmemesini sağlar. Beyaz kağıt üzerine limon suyu ile yazılan bilgiler ateşe tutulduğunda görülür hale geliyor. Limon suyu ile yazılan mektuplar, ekmekler içinde saklanarak ulaştırılırken, okunduktan sonra ateşe atılarak imha ediliyordu.

TÜRK'ÜN ZAFERİNİ ANADOLU AJANSI DUYURUYOR

Milli Mücadele boyunca, Anadolu'nun sesini hem yurda hem tüm dünyaya duyuran Anadolu Ajansı, işgalcilerin ülkeden atılması için başlatılan Büyük Taarruz ile ilgili haberleri tüm sıcaklığıyla veriyordu. AA muhabirleri, İzmir'e yönelen Türk ordularının zaferlerini anında yansıtıyor, cephelerden haberler iletiyorlardı. 27 Ağustos 1922 tarihli Hakimiyeti Milliye gazetesi, manşetinde, İcra Vekilleri Heyeti Reisi (Başbakan) ''Hüseyin Rauf'' (Orbay) imzalı ''Hükümetin Beyannamesi''ne yer veriyordu. Gazetenin manşetinde, ''Dün Sabahtan İtibaren Bütün Cephelerde Kahraman Ordularımız, Can Düşmanla Çarpışmaya Başladı'' deniliyordu.

YUNANLILAR ''MÜTAREKE'' RİCA EDİYOR

Artık Türk ordusu İzmir yolundadır. 6 Eylül 1922 tarihli Hakimiyeti Milliye'nin AA kaynaklı haberinin manşeti, ''Yunanlılar Bir Mütareke Rica Ediyorlar'' şeklindedir. Ancak mütareke rica edenler, Türk ordularının önünde kaçarlarken yakıp yıkmaktadırlar. Mustafa Kemal Paşa, düşmanın zulmüne uğrayan köylülere yüz bin lira ayırır. 8 Eylül 1922 tarihli Hakimiyeti Milliye'de yer alan AA kaynaklı haber, ''Felaketzede Köylülerimize Yüz Bin Lira'', ''Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Hindistan'dan emirlerine mevdu yüz bin lirayı, düşman mezalimine maruz köylülerimize tahsis etmişlerdir'' başlıklarını taşıyor.

AA'NIN ZAFER HABERLERİ

Hakimiyeti Milliye'nin 10 Eylül 1922 tarihli sayısında 8 sütundan verdiği, altında ''Süvari Kumandanı Mürsel'' yazılı haberin manşeti ise şöyle: ''Süvarilerimiz Cumartesi Günü Öğleden Evvel 10.30'da İzmir'e Girmiştir''. Bunun hemen altında, ortada yer alan AA kaynaklı haberde ise Mustafa Kemal Paşa, müttefiklerin, İzmir'in teslim edilmesini görüşmek üzere bir yer belirlenmesine ilişkin başvurusuna cevap vermekte.

VALİ, ZAFERİ ''AA'' HABERİNİ OKUYARAK MÜJDELİYOR

Zafer kazanılmış, Türk Orduları 9 Eylülde İzmir'e girmişlerdir. Zafer, ertesi gün tüm yurtta düzenlenen gösterilerle kutlanır. 10 Eylül 1922 Pazar günü Kastamonu'da yapılan muhteşem törenlerde, halk, önce Belediye önünde toplanır. Daha sonra Valilik önüne gidilir. Vali Süleyman Necmi Bey, törende, ''önce Anadolu Ajansı'nın haberiyle'' İzmir'in alındığına ilişkin Fuat Paşa'nın zafer telgrafını okur. Sonra kısa bir konuşma yaparak, azim ve iman ile bu mutlu güne kavuşulduğunu dile getirir.