İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Arif v 216'nın Arif Işık'e Cem Yılmaz yeni filmi hakkında merak edilenleri ve yeni projelerini Hürriyet'ten Çınar Oskay'a anlattı. İşte 44 yaşındaki komedyenin açıklamalarından satırbaşları: 

Sinema tarihimizin en büyük yapımını çektin. Memnun musun filmden?
- Çok memnunum. Şener Abi’nin (Şen) bir sözü var: “Filmi çekmek çok güzel, insanlara göstermesi de olmasa çok güzel meslek!” Bir buçuk sene uğraştım, şimdi “Söz seyircinin” bölümündeyiz.

ARİF V 216 FRAGMANI - İZLE

Filmde 90’lar kuşağını da madalya kürsüsüne çıkarmışsın: Mustafa Sandal, Tarkan...
- Emektarları koydum, gerçekten emek verenleri. Çünkü onlar kaldı. Kendini gerçekten adamışlık... Fark yaratan her şeyin içinde çocuksu bir samimiyet var. Diri tutan, o samimiyet oluyor.

Ediz Hun, Filiz Akın, Zeki Müren daha naif, masum dönemlerimizin figürleri. Seni nasıl hatırlayacaklar acaba ileride?
- İşler kötüye giderse bir lord gibi hatırlayacaklar. Halbuki serserinin biriyim. 20 sene önce ‘fırlama çocuk’tum, şimdi bazısı snob buluyor. 


 Nasıl?
- Beyoğlu’na gidiyorsun, “Vay, siz buraya gelir miydiniz?” diyor. Ben buradan geliyorum zaten! Gerçekle kopuyor olay. Yaşsız kalıp gençliğindeki kadar fırlama, tatlı serseri ama yaşanmışlığıyla tecrübeyi aktaracak bir seviyede olmak isterdim. Rahmetli baban (Ünsal Oskay) da öyleydi. Mesela Aydın Boysan... 96-97 yaşında. Peki 15 yaşındaki halinden bir gram farkı var mı? Bence yok. Tek farkı o külliyat. Bilgisi, zihni, kütüphanesi. Böyle biri olmak isterim yaşlanırsam, kararmak istemiyorum.

Neden 1969’a gidiyoruz filmde?
- Kahramanlardan biri dünyayı eski Türk filmlerinden biliyor. Dünyalıları ‘Ofsayt Osman’ filmini izleyerek öğrenmiş, böyle bir kökü var. Yoksa kendime ait bir nostalji değil bu.


Sen de bu karakteri öyle yazmışsın. Demek ki özlüyorsun bir şeyleri.
- Tabii ki öyle ama kuru bir özlem ya da anlamını yitiren bir nostalji değil. Mesela, nerede o eski bayramlar; bunu söyleyen biri sorumluluğu da almalı. Getiiir, yapıver! Hemen başla öyle yaşamaya, etrafını da etkile! 2017’de diyoruz ki, 90’ların popu çok iyiymiş. Hani var ya, “Lan hepiniz oradaydınız”; e hepimiz oradaydık ve dövüyorduk 90’ların popunu! Onun için kahramanlardan birine (nostaljiye karşı) alaycı, diğerine ise bu duyguyu çok yoğun bir noktadan başlatıp başka yerlere sürükleyen bir hikâye yazdım.

Sinema tarihine saygı duruşu var filmde. Sadri Alışık, Ayhan Işık, Filiz Akın....
- Bize düşmez ama yapayım dedim. Bu kişisel bir fetiş değil, yaygın bir sevgi. Bu işlere teşne olmamıza sebep olan enerjiden bahsediyoruz. İçinden söküp atamazsın onu. Refleks gibi. ‘Komedik’ bir film yazarken Arzu Film filmlerinden kopma ihtimalin yok, organizmana girmiş.

Yine Arzu Film... Yıllar geçtikçe efsaneleşiyor.
- Altı ayda iki-üç film üretmişler, biz altı ayda sadece kostümlere karar verebiliyoruz. Yokluklar, imkânsızlıklar acındırması yapmadan realist bakmaya çalışıyorsun. Kalıcı olanların içindeki, muhteviyattaki sihirli şey ne?

Sadri Alışık’ın büyük bir hayranısın.
- Tiyatro kökenli ya; kendini seslendirmesi, tonlama, canlılık onu ayrı yere koyuyor. “Ah ulan ah!” dediğinde o ‘ah’ ve ‘ulan’ın gerçek olması... Sokaktaki adam gibi, kendi gibi olması... Belgesel gibi. Turist Ömer’in kullandığı dil, Hulki Aktunç’un ‘Büyük Argo Sözlüğü’ gibi referans veriyor.
Ajda Pekkan kostümü kendi çizdi


Kerem Alışık’la babası arasında geçen sahne var. Duygulandınız mı çekerken?
- Bir gazino sahnesi vardı. Bir arkadaşım “Kerem Alışık’ın sünnet düğünü 1969’daymış” deyince, tataaaaaam! Kaçmazdı yani. Önce ‘sünnet çocuğu’ndan izin almak gerekiyordu. Sonra Ediz Hun’dan, Filiz Akın’dan... Çocukluğumuzda “Edison, ampulü bulan aktör” diye şaka yaptığımız Ediz Hun’un bir külliyatı var. Öyküyü anlatıyorsunuz, “Romantizm var mı?” diye sorunca heyecanla diyorsunuz ki “Evet!” Kerem Abi “Bu davetli listesi, bu da babamın şapkası” dediğinde iş başka bir hal alıyor. Herkes çok duygulandı çekerken. Perişan olduk o sahnelerde. Mert (Fırat), Şükrü (Özyıldız), Farah (Zeynep Abdullah)...


Ajda beğenmiş mi kendisini canlandıran Farah’ı?
- Şapkası, saçı, kıyafetinin kenarına kadar kendisi çizdi kostümü.

 Ya Zeki Müren? Yaşasaydı ne derdi acaba?
- Çok güleceğini tahmin ediyorum. Bir yerde sıkıştırıp “Ayağını denk al” diyeceğini de biliyorum. Levent’teki villasının aynısını yaptık. Evinde Çince yazılar var, eski dergilerde görürsünüz. ‘İlkbahar, yaz, sonbahar, kış’ yazıyormuş. Zeki Bey son iki mevsimi ters yazdırmış. Biz de ters yazdık.

Ekip artık iyice oturdu. Hepsi şahane iş çıkarmış.
- En ufak rolde bile çok kıymetli insanlar “Ay ben bu kadar mı konuşuyorum” demeden oynadı. Onlarla daha nice film yaparım. “Abi, hep aynı adamlar!” diyorlar. E çünkü onlar iyi. Ben Zafer Algöz’ü 1988’de sahnede izledim, 15 yaşında çocukken. Ozan Güven’i bin senedir izliyorum. Ne yaptı, ne yapmak istiyor, bunlara bakıyorum. Atıf Yılmaz’ın ‘Arkadaşım Şeytan’ını çocukken izlemiştim. Mazhar Alanson müzisyen Fatih’i oynuyordu, oyunculuğundaki sadelik beni çok çarpmıştı. Özkan Abi’yi (Uğur) ‘Eşkıya’da izlemiştim. Sonra tiyatroda izledim. Kendini o rol için yerden yere atıyordu. O kadar inandırıcıydı ki.


En yakın arkadaşın Ozan Güven mi?
- Tabii. Çok yakın çünkü bir de taşındı 20 metre yanıma.

Ne var sırada?
- Garip bir fikrim var: 60 dakikalık filmler. 2018 ya da 2019’da. Bir seansta iki film. 10 hikâyem var; kara komedi gibi.

Nefismiş! Bir istek sorusu var konuştuğum kişilerden. Şener Şen’e ne zaman rol verecek filmlerinde diyorlar...
- Ben çok istiyorum abi, çok söylüyorum. Müstehzi bir şekilde gülüyorlar.

ARİF V 216'NIN KAMERA ARKASI GÖRTÜNLERİ - İZLE

Hayır mı diyor?
- Hayır demiyor. “Müstehzi bir şekilde gülüyorlar” de, onlar anlayacaktır. İstemez olur muyum... Yavuz Abi’ye (Turgul) de defalarca söyledim. Şener Abi’ye yakışacak bir şey de bulmuştum. Riski azaltmak için Yavuz Abi’me “Siz yazın, biz de ekipte olalım” dedim. Onun tasarımına güveniyorum.

Yavuz Turgul’dan geçiyor yani iş. Ben bunu Şener Şen’e sordum, Uğur Vardan da Yavuz Turgul’a. “Ya olur mu öyle şey” diyorlar.
- Yok tabii canım. Şener Abi o konuda adaletlidir, onu ikna edecek senaryo gelmemiştir.

Gönderdin mi senaryo?
- Taslak sırasında sordum, uzaklara bakıp güldü. 60’larda çok zirvede olan bir popçunun hikâyesi. ‘The Sunshine Boys’ diye bir film vardır, iki eski komedyenin geri dönüş hikâyesi. Ona öykündüm. Eski popçu çok ilgimi çeken bir konu. Erol Büyükburç’un öldüğü sene düşünmüştüm...


Olur inşallah. Şener Şen dışında var mı çalışmak istediğim birileri?
- Çok var. Zeki Demirkubuz’la da film yapmak istiyorum. Zeki Abi çekecek, ödüle doymayacağım! Bir de sinema salonuna bir ferahlık gelsin, hep sıkış tıkış oluyor! Onun filmlerini seviyorum, mesela ‘Yeraltı’nı. Engin Günaydın çok iyi oynamış ama ben de çok iyi oynardım.

Gişe rekoru konforlu değildir, birçok düşman kazanırsın

Gişe stresi var mı? Ne bileyim, “7.3 milyon kişi ‘Recep İvedik’i seyretti, onu geçmem lazım” diyor musun?
- Yok, onu takmıyorum. O duyguyu yaşadım, çok konforlu değildir. Keyfini çıkarmaktan çok, birçok düşman kazanırsın. “Buna mı gidiyor insanlar!” derler. Yaşadım, başkasının yaşamasını istemem. Ben kendi maceramla uğraşıyorum. Bir prodüktör bulamamak derdim olabilir. “Cemciğim, iyisin hoşsun ama sinemada öyle bir para yok” dediği zaman maceramız sekteye uğrayabilir. Benim değil, hepimizin. Tim Burton’ın bir yapımcı batırması gibi... “Bir film daha var, o da distopyada geçiyor, 2047’de!” demek için seyircinin iştiraki gerekiyor.