İlişkiler

Bir insan neden ilişkilerinde dengesiz, kırıcı ve her şartta önde, ulaşılmaz olmak ister. Deli gibi sevgiye ihtiyacı olduğu halde neden bunu sürekli iter.

Haberler 17.02.2009 - 10:37

Bir insan neden ilişkilerinde dengesiz, kırıcı ve her şartta önde, ulaşılmaz olmak ister.

Deli gibi sevgiye ihtiyacı olduğu halde neden bunu sürekli iter.

Neden birlikte olduğu insanları sevmek yerine ezmek, köşeye sıkıştırmak, ruhsal olarak onların bu halinden beslenmek ister.

Ve neden bunları yüzünde masum, çocuksu bir gülümseme ve de sevgi sözcükleriyle süsler.

Burda en büyük silahsa, sessizliktir.

Nedense tüm yalan söylemekte usta olanların kullandıkları en babaca taktik budur. '' Hiçbirsey söylememek.''

Yani o anda birinin konuşmasına evet ya da hayır dememek ya da sessiz kalmak, kullanılacak en üstün silah olur.

Çünki karşıdaki bu sessizliği kendi lehine algılarken, öbürü tamamen aksini düşünüyordur. Fakat o anda da bunu açıklayacak yüreği taşımıyordur.

En ustaca yapılan yalan budur. Burada bir de yalana hile karışmıştır.

Yani bir yanda sorumluluk almaktan kurtulurken, diğer yandan o anda egonun tüm isteklerinin karşılanması gibi ciddi bir lüks yaşanmaktadır. Hele sonunda sen yalnış anlamışsın, ben hiçbirşey demedim ki ile karşıdakine ikinci bir darbe indirmek, ayrı bir lezzet katar nefse..

Ben bu tavrı en çok bizim dönemimizde yani 1970 li yıllarda, lisede, flört ederlerken, 17 yaş civarı erkek çocuklarının söylediklerine benzetirim. O dönemde bu ciddi bir moda olmuştu.

Dibine kadar yaşayıp, sonrasında sıkışınca 'ama ben ona hiçbirşey demedim ki, hiç ümit vermedim ki.' ile sıvışmak.

Ne yapsındı garibim. Başka şansı yoktu ki. Gençlik bir yanda, toplum baskısı diğer yanda idi. Bu durumda herkes canını besliyor, sonra da kurtarıyordu.

Aslında onunla birlikte oldum, gezdim, onun her türlü sevgisinden faydalandım ve bunları yaşarken cesaret edip de, bu geçici bir şey ben şu anda seninle birlikte olmayı insanca isteklerimi doğal olarak bastıramıyorum, söz veremem çünki daha çok gencim önümde uzun bir yaşam var diyemediği için , toplumsal baskıdan kurtulmanın en iyi yolu olarak, birlikte olduğu ve özünde hoşlandığı insana her türlü sorumluluğu yükledikten sonra bir de akılsız konumuna koymayı, sadece kendini kurtarma adına öğrenmişti.

Bu çarpıklıklar özünde, kendine güvensizliği, korkuları, yalnız kalmamayı garanti etmeyi, ama yanınızda olandan daha uygun şartlara sahip biri çıkarsa da hemen araya atlamayı kolaylaştırmayı anlatır.

Kendine güveni ve insana sevgisi olan ve gerçekten yaşamı algılayan hiç kimse bu tip davranışlara girme ihtiyacı duymaz. Açık, net görülebilir ve bilinebilirdir.

Gizem ve sırlarla dolu olma isteği ancak ilgi çekmek ve olduğundan farklı bir yere konulma ihtiyacı taşıyanlara gerekir çünki buna muhtaçtırlar.

Bu durumda :

Hemen çocukluğuna dönmeli miyiz?.

Yoksa geçmis yaşamlarına mı?

Belki de astrolojik olarak haritası böyledir?

Yoksa onun kendini koyduğu yeri mi kabul etmeliyiz? İnsanlar benim sayemde tekamül ediyorlar. hakettiklerini yaşıyorlar. Çünki en doğrusu benim.!

Ya da içinde bulunduğu şartlara mı bakmalıyız?

En doğrusu kendi haline bırakıp, yaşayacaklarına fırsat tanımak mı?

İnsanız biriz, birbirimize yardım etmeliyizle onu uyarmak mı?

Ya da , baskalarının hatalarına atmaca olan bu insanları zamana bırakmak mı ?

Bir yerde onların, kendilerine hiçbirşey olmayacak duygusuyla yaşadıkları,

fütursuzca baskalarının üzerinden geçtikleri yaşamlari, belki de izlenmesi gereken ciddi birer yaşam dersidir.

Kimse bu hayatta faturasını ödemeden gitmediğine göre !

Tabii ki erteleyenler ve borçlanmayı sevenler için bu biraz farklıdır. Onlar bir dönemde ve malesef en zor dönemde, yaslılıklarında bunu öderler.

Bir seferde ve aynen kendilerinin başkalarına uyguladıkları yöntemle.

Acımasız ve en önemlisi duyarsız.

Kendi hayatlarını o kadar farklı sunmuşlar, gerçeği o kadar çarpıtmışlar, bir de bunu aynı seviyede tutmak için çok çaba sarfetmişlerdir. Bunun için heran uyanık, her an bakımlı, her an güçlü ve bilen olmak zorunda kalmışlardır.

Etraflarına toplanan, onlara çekilen insanlar da tabii ki buna ihtiyaç duyanlardır.

Ve birgün, bu çizgiyi tutturmak zorlaşır.

Birden insanca hastalıklar, insanca kayıplar gündeme gelir. Yaş ilerlemiştir. Etraf azalmaya başlar. Biraz daha güçlü birine yönelirler. Çünki onlar da ancak güçlü biri tarafindan bir yere konulduklarında kendilerini, gerçek olmasa bile güçlü hissederler.

Ve yalnızlık başlar. Üzerine binen sağlıksızlık. Ve muhtaç olma durumu. O derece hızlı yukarı çıktığını sanan ve bu hayali orada tutmak için gerçek olmayan bir çaba gösteren ruh yorulmus, beden de buna katılmıştır.

Yaşanır. Anlaşılmaması imkansız hale gelen bir şekilde yaşanır. Ve biter.

Bittiği yerde tüm yaşamında olabildiğinden daha gerçek şeyler bırakır.

Bazı insanlar onun yaşamından ders almışlardır.

Ve ondan sonraki yaşamlarında aynı hataları asla tekraralamamak niyetini edinmiş, dikkatle yollarına devam etmektedirler.

O insanlar ki, böyle yaşayan gönülleri gören, seven ve onlar için sadece dua edebileceklerinin farkında olanlardır.

Saygılarımla,
Ayla Özaygen
ozel@aylaozaygen.com

Sayfa Yükleniyor...