Kahve Bahane Sohbet Şahane !

Kafede oturmuş arkadaşımı bekliyordum. Harika bir bahar günüydü. Masaların hepsi doluydu. Bir dolu kadın, erkek, genç kahve içmeye gelmişlerdi. Hayır! Amaç kahve içmek değil sohbet etmekti elbette. Kahve de tadlandırıyordu sohbeti.

21.03.2009 - 13:27

Kahve Bahane Sohbet Şahane !

Kafede oturmuş arkadaşımı bekliyordum. Harika bir bahar günüydü. Masaların hepsi doluydu. Bir dolu kadın, erkek, genç kahve içmeye gelmişlerdi. Hayır! Amaç kahve içmek değil sohbet etmekti elbette. Kahve de tadlandırıyordu sohbeti. Her şey mükemmel görünüyordu. Bahar, kuşlar, güneş, kahve, sohbet….

İnsanları izledim ne mutlu diye düşünerek içimden. Sonra onlara daha dikkatli baktım. Daha dikkatli baktım!!! Birden kendimi Jim Carrey’nin “Turuman Show” filminde sandım. Sanki herkes rol yapıyordu. Kadın bir şeyler anlatıyor, adam kafa sallıyor ama gözü caddedeki kızlarda. Genç çocuk kıza bir şey anlatıyor heycanla, kızın yüzünde akşama ne giysem ifadesi….Dört-beş liseli gülüşüp eğleniyorlar. Sürekli konuşuyor, gülüşülüyor masada. Hah! dedim güzel bir muhabbet var. Dinledim… Maalesef her biri sadece kendi komik cümlesini söylemek için konuşuyordu.

Kimse aslında orda değildi. Sanki kimse aslında “O” değildi, “ mış” gibi yapan bir sürü insan… Bir dolu figuran. Bir kafe sahnesi. Kimse kimseyi dinlemiyordu! Konuşanlar kendi söylediklerini bile duymuyordu. Dinleyenler dinleyici rolundeydiler. Dinlemiyoruz! İşte günümüzün göz ardı edilen psiko-sosyolojik problemi….

Yaşam Koçluğu eğitimimin bana kazandırdığı en güzel şey, dinlemek… Bu işe ilk başladığım zaman babam bana “ ne yani sen bir saat konuşup para mı kazanacaksın?” demişti. Ben de “Hayır baba, bir saat dinleyip kazanacağım” dedim. Anlam veremedi… Seksenbir yaşındaki babam için ne kadar da anlamsızdı. Ne gerek vardı anlatmaya ve bunun için para vermeye.. Burası Türkiye dedi herkes herkese derdini anlatıyor. Haklı! Herkes anlatıyor, kimse dinlemiyor. Koçlukta “yürekten dinleme” dediğimiz, kelimelerle, hareketlerle, nefeslerle ve en önemlisi söyledikleriyle değil, söylemedikleriyle dinleme şekli maalesef ancak bir meslek oldu babacım…

Hız her yerde hükümdarlığını sürüyor. Her gün aynı telaş! Aynı koşturmaca! Kafamızda yüzlerce sorun… Binlerce tilki!... Kimseye kendimizi, derdimizi anlatamıyoruz.. Bizi dinlemiyorlar… Dinleyemiyoruz….. Neden dinlemediğimize dair bir dolu cevabımız var. Asıl soru şu: Nasıl dinlemiyoruz!

Karşılaştırıyoruz. Biri bize derdini anlatırken, biz zihnimizde kim daha acı çekmiş, kim daha sorunlu, kim daha güçlü, kim daha yetenekli gibi mukayeseler yapıyoruz. O anlatırken biz “ ben bu kadar iyi yapa bilir miydim?... Ben daha çok kazanıyorum… Ben daha çok zorlanmıştım..” diye düşünürken buluveririz kendimizi.

Akıl okuyoruz. Dinlerken gerçekte ne demek istediğini anlamaya çabalar ve söylediklerine pek güvenmez “ aslında bunu demek istemiyor, aslında korkuyor” gibi tespitlerde bulunuruz.

Tekrar ediyoruz. Ne söyleyeceğimizi içimizden tekrar ederken dinlemeye vaktimiz olmaz. O’nun sözlerini bitirmesini ve kendi söylemek istediğimizi söylemeyi beklerken, ne dediğini anlamayız.

Süzgeçten geçiriyoruz. Bazen sadece konunun bizimle alakalı kısmını dinliyoruz, geri kalanında zihnimiz dağılıyor. Ya da bazı duymaktan hoşlanmadığımız sözlere kendimizi kapatıyoruz.

Özdeşleştiriyoruz. Birisinin söylediklerini alıp, kendi deneyimlerimizle bağlantı kuruyoruz. Artık onun anlattıkları değil kendi yaşadıklarımızı hatırlıyoruz. Karşımızdakini dinlemeye anlamaya zamanımız kalmıyor.

Düşüncelere dalıyoruz. Karşımızdakini dinlerken söylediği bir söz bize yazın tatilde nereye gideceğimiz sorununu hatırlatıyor ve biz o andan itibaren artık dinlemiyoruz.

Yargılıyoruz. Birisi hakkında olumsuz bir yargıya sahipsek, onu asla anlamaya çalışmıyoruz. Bu ne anlar, bu ne bilir, bu zaten çok konuşur gibi yargılarla dinlemiyoruz.

Öğüt veriyoruz. Dinlerken onu , duygularını anlamaya çalışmak yerine, ona şimdi ne tavsiye vereceğimizi düşünüyoruz.

Konu değiştiriyoruz. Anlatılan konu bizi sıkıyorsa ya da rahatsız ediyorsa konuyu değiştiriyoruz. Genellikle de bunu anlatılanı şakaya vurarak yapıyoruz.

Rahatlatıyoruz. Haklısın.. doğru.. tabii ki öylesin.. gerçekten mi? Gibi sözler sarf ederek, nazik, cana yakın, anlayışlı bir dinleyici olmaya çalışırken söylenenleri göz ardı ediyoruz.

Haklı çıkmaya çalışıyoruz. Söylenenlerde haklılığımızı kanıtlayacak sözler araken, asıl söylenenleri kaçırıyoruz.

Ağız kavgası yapıyoruz. Sözlenenlere çok çabuk karşı çıkıp, her iki tarafın da konuştuğu, hiçbir şeyin anlaşılmadığı konuşmalar yapıyoruz…

Dinlemiyoruz… Dinler gibi yapıyoruz… Anlamıyoruz.. Anlaşılmadığımızı düşünüyoruz…

En son ne zaman birini yürekten dinlediniz…. Bütün bunları yapmadan… Yüzde yüz onunla, anlattıklarıyla oldunuz… En son ne zaman birini anladınız… Anlaşıldınız…

En son ne zaman sohbetinize kahve eşlik etti, kahveye sohbet değil….

Ne zaman kendinizi dinlediniz, anladınız…

Hadi, gelin size bir kahve ısmarlayayım o halde……

Kahve bahane, sohbet şahane……  

Saygılarımla,
fatoscomert@stradadanismanlik.com

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...