Kanser ve alternatif tıp

1998 yılında babam beyin tümörü ameliyatı için hastahaneye yattığında, yıllardır onu muayene edenlerin hiç farketmediği, çeşitli hastalıklara yorduğu sırada tümör oldukça yayılmış ve yerleşmişti.

Haberler 17.02.2009 - 10:37

1998 yılında babam beyin tümörü ameliyatı için hastahaneye yattığında, yıllardır onu muayene edenlerin hiç farketmediği, çeşitli hastalıklara yorduğu sırada tümör oldukça yayılmış ve yerleşmişti. Bu koşuşturmaca sırasında bende yaşamımın bir bölümünü hatta tamamını orada geçirmeye başlamıştım. Aralık ayından itibaren çeşitli sebeblerle hastahanedeydik, ameliyat sonrası ise 2 ay yoğun bakım.

Amerikan hastahanesinin cafeteryasında oğlum derslerini yapıyor, bense haber beklerken kitap okumaya çalışıyordum. Birgün kafamı kaldırdığımda perdenin aralığından doğum doktorumu gördüm. Kendisi normalde başka 2 hastahanede ameliyatlarını yapardı. Ama tesadüf bu ya bu sefer ameliyatı burda yapması gerekmişti herhalde ? Peşinden koştum, severdim kendisini. Neşeli, canlı, mesleki deformasyonu olmayan, bütün şöhretine rağmen henüz tanrısal bir mertebeden insanlara bakmayan biriydi. 10 dakikada bir dünyanın parasını da kesmezdi.

- Gelmiyorsun ?

- Meşhur oldun ya randevu alamıyorum :)

- Olur mu öyle şey uğra.

Yarım saat sonra sekreteri aradı, beni görmek istiyormuş. Gittim. Ve kıyamet koptu. Göğüs muayenesinin arkasından, sıkı bir fırça ve hemen emar a dedi. İki de birde bu saat yönünde hoşuma gitmedi diyip durdu.

Neyse ben ertesi gün emar a gittim. İstanbul da ilk kar yağdığından randevular iptaldi. Önce bakıldı, sonra herkes birbirini çağırdı gayet kibar bir ifade ile göğsümle uzun süre ilgilendiler. Bense her zaman fındık büyüklüğünde olan fibro kistimin babam hastahaneye yattığı süre içinde bu kadar nasıl büyüdüğüne inanamamıştım. Sonuçlar alındı ve o akşam tekrar doktora gidildi.

Baktı baktı ; hemen dedi memeni ve bunları alıp bir cerraha gidiyorsun. Amerikan hatahanesine yakındı muayenehanesi ve kapıdan çıkıp yokuştan aşağı indiğimde babamın safra kesesi ve fıtık ameliyatlarını yapmış olan genel cerrahın muayenehanesi vardı. Yine kardan dolayı boştu. İçeri girdim. O da öyle uzun uzun baktı, baktı ve kem küm....!

Ne kadar zamanım var dedim? Pazartesi dedi. O gün cuma idi ve akşam saat 6 . yapılacak çok fazla şey yoktu.

Zaten yaşadıklarımdan dolayı oldukça da yorgundum. O gece eve döndüm. Taksiden şimdilerde hayatta olmayan sevgili Tülin ablayı aradım. Kendisi bu gibi konularda hepimiz için uzman konumundaydı. ( gerçi gözünün önünde beni yaşamış olmasına rağmen, o farklı bir yolu seçti ve 6 ayda kendisini kanserden kaybettik)

O yılbaşında yani Ocak ayının ilk haftasında sağlık sigortam yalnışlıkla yüzde yüz yenilenmişti. Bende yenileyen arkadaşın zorda kalmaması için meseleyi o şekliyle kabul etmiştim. Aylardan marttı. Enteresan olan kaderin birşekilde bana maddi olarak bu konuda zorluk çıkartmamayı seçmiş olmasıydı. Babamın hastalığından dolayı delik deşik olan bütçem birde buna dayanamayacaktı, büyük ihtimal.

16 Mart sabahı ameliyat oldum. Pazartesi idi. Cuma günü ise hastahaneden çıktım. Bu arada hastahane personeli epeyi güldü. Hepsini çekip bakın dedim, ameliyat sonrası sabahın kör karanlığında beni tansiyon, ateş diye uyandırırsanız, nasıl olsa ağrı kesici alıyor diyip iğneyi hart diye batırırsanız, odaya girdiğinizde dünyayı birazdan kurtaracakmış ciddiyetiyle ve suratınızda en ufak bir gülümseme dahi olmadan yaklaşırsanız, bir süre sonra iyileşeceğimi ve de bütün bunların sizlere yol, su olarak geri döneceğini hatırlattım. Onun dışında gelen çiçeklerim koridor boyunca dizilir, ziyaretçilerim beni yalnız bırakmazken, babam alt katta yoğun bakımdan henüz çıkmış biri olarak bakıma ihtiyaç duyuyordu. Bir türk filminde bile zor yazılacak senoryonun kişileri olarak görevlerimizi yapıyorduk. Neyse buraya kadar olan anlatmak istediğim kısım değil.

Ayla Özaygen
ozel@aylaozaygen.com



İlk gittiğim yer Nişantaşında, 1998 yılının ölçüleriyle 26 milyon vizitesi olan, konusunda meşhur denilen bir onkologdu.

İçerisi oldukça kalabalıkdı. Odaya girdiğimde konuyu hemen anlamıştım. Bana soyunun dedi ve gitti. Bekledim. Geldi baktı. Oturun dedi. Oturdum. O sırada çeşitli telefon konuşmaları yaptı. Sonra tekrar odadan çıktı ve yanında başka bir doktorla geldi. Ahmet bey, sizin kemoterapilerinizi o yapacak. What ????

Ben kimim neyim nerdeyim ve neden sadece emir kipi kullanılarak orda dünyanın parasıyla oturuyorum. Oldu güzelim dedim. Şimdi bana biraz izahat, neden kemoterapi ? Bu kanserin bu veya öbür göğsününüzde tekrar etme olasılığı önümüzdeki 5 yıl içinde yüzde 20 .. Okey yapacağınız kemoterapinizin bağışıklık sistemimi yok edecek derecede beni güçsüz bırakması ve sinir sistemimi oldukça bozması yüze kaç ?

İkisi de yüzüme baktılar. Nası yani, hem kanser hem soru soruyor? Olmayacağım dedim. Bari şu tahlilleri yaptırın da benim içim rahat etsin demez mi? Adamı boğsam içim soğumaz ama neyse, senin için rahat etsin dedim. Bu aldığın para ve yaptığın muamele ile dünyanın parasını kazanır, hergün tv de boy gösterir ve gün gelir bütün bunların karşılığını ödersin. Çünkü insanlar sürekli kullanılmazlar. Çıktım.

Tavsiye edilen, dünya iyisi denilen başka bir onkolog a gittim. Mecidiyeköyde. Baktı, baktı ; neden kemoterapi dediler ki, bu durumda sadece radyoterapi uygulanır dedi. Kendi mesleğinde oldukça üst notaya gelmiş biriydi. Ama en azından zaman ayırıyor ve konuyu izah ediyordu. Sonuç: 35 seans radyoterapi !

Çıktım. Aile hekimiz olan aynı zamanda alternatif tıp uygulayan kendi doktoruma gittim. O sırada bir dünya kitap okumuş, internette dolaşmış ve yaşayanlarla konuşmuştum. Karar vereceksem, bu kendi kararım olmalıydı.

Bunun haricinde tahlillerimi ayrıca yapan ve sadece doğal destekleyicilerle yardımcı olan labratuar ve araştırmacı prof. ise İngiltere'deki meslektaşlarıyla konuştu. Radyoterapiye gittiğim makinanın verileri alındı, bilgiler verildi ve her yerden gelen sonuç aynıydı. Belli bir seanstan sonrası zararlı. Ben kararımı vermiştim. Ancak öyle güçsüzdüm ki, birinin desteğine yardımına ihtiyacım vardı. O da aile hekimimiz olan, doktorumdan geldi. Benimle birlikte benim sorumluluğumu üzerine aldı. O gün doğum günümdü ve ben 11.seansta radyoterapiyi bıraktım. 20 yıllık meslek hayatımda hiç olmamıştı diyordu, 35 seansı uygun gören onkolog.

Orada sıra sıra oturan ve sanki kanser olmak bir suçmuş gibi sıra bekleyen, asla moral olacak bir muameleye tabi tutulmayan insanları yerin altıdaki o yerde bıraktım ve gün ışığına çıktım. Evet o gün doğum günümdü, ve ben kalan ömrümü her ne kadarsa böyle yaşamaya karar vermiştim.

Sonrasında alternatif tıp denilen ve gerçekten hafife alınan doğa beni ameliyatımın haftasından itibaren ayakta ve canlı tuttu. Aldığım doğal destekleyiciler ve bitkiler ve yaşamımda yaptığım değişikliklerle hayatımı bugüna kadar getirdim. Yani 16 Mart 1998 - ve2009 :)

Ameliyatımın beşinci günü yapılan komple tahlillerimin üzerinden çok kısa bir zaman geçtiğinde, aldığım destekleyicilerle kendimi iyi hissetmenin ötesinde, tahlilllerimin yeniden tekrarında kimsenin inanamadığı sonuçları vermiştim.

Alternatif tıp ve Doğal destekleyicilerle ilgili benim yaşadıklarım bunlar. Paylaşmak ve herkese kendi bedenine, kendi yaşamına sahip çıkmasında yardımcı olmak adına !

Konusunda çok uzman, çok meşhur, çok pahalı olan birçok kişiye başvurabilirsiniz, onlarda size birbirine hiç uymayan tavsiyelerde bulunabilirler ancak sizin kendi yaşamınızın sorumluluğunu almanız için biraz emek sarfetmeniz gerekebilir !

Yazdıklarımın tümü gerçektir. Yaşadıklarımın tamamı ve abartılmamış, katıksız dökümüdür. Amacım onu ya da bunu yapın demek değil, sadece at gözlüklerinizi çıkarıp, tüm olasılıkları tarafsız bir gözle incelemenizdir.

Sevgiyle, neşeyle ve illa ki sağlıkla kalın...  
Ayla Özaygen
ozel@aylaozaygen.com


Sayfa Yükleniyor...