Fransa'daki Paul Guinot adlı körler derneğinin 1999 yılında başlattığı özel akşam yemeklerinden esinlenilerek ilki 2004 yılında Paris'te açılan "Dans le Noir", özel bir yardım almadan, herhangi bir normal restoran gibi çalışmasına rağmen, çalışanlarının yüzde 40'ının görme engelli olması ve yemeklerin gerek sunumunun gerekse yenilmesinin tamamen karanlık bir ortamda olmasıyla diğer restoranlardan ayrılıyor.

Restorana gelenler, yemek salonuna geçmeden önce, ceketini, cep telefonunu, hatta varsa içeride ihtiyaç duymayacakları için gözlüklerini çıkartıp giysi dolabına bırakırken güvenlik konularında da bilgilendiriliyor. Zira, karanlık yemek salonuna geçildiğinde herhangi bir şekilde sandalyeden kalkmak veya hareket etmek yasak.

Tuvalete gitmek için bile görme engelli garsonu çağırıp, eşlik etmesini istemek zorunluluk. Yemek boyunca eşlik edecek olan görme engelli bir garsonun öncülüğünde, önündeki kişinin omuzuna dokunarak sıra halinde yemek salonuna giren müşteriler, yaklaşık iki saat boyunca farklı bir yemek yeme tecrübesi yaşıyor.

Geçen 31 Aralık'ta Barcelona kentinde açılan "Dans le Noir"in sahiplerinden Maite Sutto, "Burada restorandan fazlası var. Sosyal ve insani bir tecrübe var. Buraya yeni bir tat tecrübesi için geliyorsun ama insani tecrübeyle çıkıyorsun" dedi.

Projenin güzelliğinden çalışma şartlarının zorluklarını rahatça aşabildiklerini ifade eden Maite, körler derneğinin yardımlarıyla buldukları çalışanlarına sözleşme yapıp, tüm yasal hakları tanıdıklarını belirtti.

Müşterilerin karanlık yemek salonuna girmeden önce menü seçmelerine rağmen içeriye girdiklerinde önlerine konulanın ne olduğunu bilmediklerini anlatan Maite, "Sen ne yediğini bilmiyorsun. Ondan dolayı farklı duygularla yemek yiyorsun. Burada daha iyi yemek yenmiyor farklı şekilde yemek yeniliyor. Mesela havuç yediğin zaman havuç olduğunu anlıyorsun ama karanlıkta yiyorsun. Ben bu tadı tanıyorum diyorsun ama göremiyorsun. Tabağındaki yemek bitti mi, bitmedi mi bilmiyorsun" diye konuştu.

Müşterilerin en çok "Tuvalette ışık var mı? Mutfakta nasıl çalışılıyor? Aşçı da kör mü" sorularını yönelttiğini ifade eden restoran sahibi, müşterilerin yüzde 95'inin beyaz ile kırmızı şarabı karıştırdığını söyledi. "Kimseyi görme engelli birinin yerine koymaya çalışmıyoruz. Yemeklerimiz Akdeniz mutfağından ve her restoranda olan bir mutfak ve aşçı var. Genelde yemesi basit şeyler pişiriliyor. Sadece, insanların bu iki saatlik tecrübeyi en iyi şekilde yaşamasını sağlamayı ve iyi vakit geçirmelerini istiyoruz" diyen Maite, dışarıdan kolay görünse de içeriye girildiğinde karanlıkta herkesin aynı tepkiyi veremediğini, baygınlık geçirip düşüp ya da korkup çıkanların da olduğunu anlattı.

GÖRME ENGELLİ GARSON: "İÇERİDE ONLARIN GÖZÜ BENİM"
Öte yandan restoranın görme engelli garsonlarından Pilar, "Restoran bende özel bir his uyandırmıyor çünkü benim zaten her gün hissettiğim bir şey. Ben içerisini tanıyorum ve nereye gittiğimi biliyorum. Neyle karşılaşacaklarını bilemediklerinden, hiçbir şey görmediklerinden sinirlenen, huzursuzlanan veya korkan müşteriler oluyor. İçeride onların gözü benim" diye konuştu.

Hayatında ilk defa garson olarak çalıştığını ve benzer tecrübesinin de olmadığını kaydeden Pilar, "Benim için tamamen yeni bir şey, sürpriz oldu. İnsanların nasıl tepki vereceklerini bilmiyordum ama şimdiye kadar her şey güzel gitti. Herkes bana karşı nazik ve sorular soruyor. Bu restoran, insanların bir an için bile olsa kör bir kişinin nasıl bir hayat yaşadığını anlamasına yardımcı oluyor" dedi.

Her yıl restoran karının yüzde 10'unu özürlüler derneğine veya özürlüler için yapılan bir okula bağışlayan Dans le Noir, gelecek yıl New York'ta da bir restoran açmayı planlıyor.