Derginin Nisan sayısı için Tamer Yılmaz'ın objektifinin karşısına geçen Songül Öden, merak edilenleri yanıtladı.

Kadınlar tarafından hem çok seviliyorsunuz hem de yer aldığınız projelere başka bir tutkuyla sahip çıkıyorlar. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

-Öncelikle büyük bir şans olarak değerlendiriyorum. Çünkü üretimde olan insanlar için, üretim yapan insanlar için birinci şart üretiminin kalabalıklarca paylaşılmasıdır. Gerçekten şükrediyorum bu durum için.

Serçe Sarayı, Perşembe günleri 20.30'da Star TV'de ekrana geliyor.
Serçe Sarayı, Perşembe günleri 20.30'da Star TV'de ekrana geliyor.


Aynı ilginin bir diğer ayağı da Arap ülkeleri için geçerli. Oradaki şöhretiniz artık herkes tarafından biliniyor. Bu sevginin fedakarlık gerektiğini düşünüyor musunuz?

-Özel hayatımda planlanmış kurgulanmış bir hayat yaşamıyorum. Başkaları ne der duygusuyla hareket etmek, özgürlüğü ve üretimi kısıtlar. Zaten gayri ihtiyari bilinç altı düzeyinde oto sansür uyguluyoruz kendimize çokça. Bir de bilinç düzeyinde bunu yapmak insanın kendi hapishanesini inşa etmesi anlamına gelir.

Ekranda ışıldayan kadınlardan birisiniz. Kendinizi izlerken neler hissediyorsunuz?

-Kendimi izlemekten pek hoşlanmıyorum. Tuhaf geliyor bana. Çok eleştirel bakıyorum, çok keyifli bir süreç olmuyor benim için.

"TÜRKİYEDE KADIN OLMAK MÜCADELE DEMEK"
Serçe Sarayı yeni projeniz ve kendi ayakları üzerinde durup, var olmayı seçen bir kadını canlandırıyorsunuz. Serçe’ye nasıl hazırlandınız?

-Çevremizde ve coğrafi genetiğimizde o kadar çok Serçe var ki… Külkedisi masalını yaşıyorum sanıp da bir cehennemin içinde olduğuna uyanan ve sonra tek başına savaşmak zorunda kalan… Kimisinin kanadı kırık, uçmaya mecali yok umarım bizim Serçe’miz uçar.

Serçe’den hareketle Türkiye’de kadın olmanın nasıl zorlukları var sizce?

-Dünyada ve Türkiye’de kadın olmak, insanlık var olduğundan bugüne kadar hep mücadele gerektirmiş. Kadın olmak, adeta bir lanetle eş değer görülmüş kimi zaman… Çocuklar gömülmüş kız bebek doğduğu için, bir sessizlik olduğunda “kız mı doğdu?” denmiş. Türkiye’de kadın olmak, korkmak, kaygı duymak ve mücadele etmek demek.


Tiyatro sahnesi ve kamera önü farklı dinamiklere sahip. İki ayrı disiplin açısından kendinize baktığınızda nasıl bir Songül Öden görüyorsunuz her birinde?

-İki disiplinde, tiyatro disipliniyle kamera disiplinin benim için ortak yönü oynama güdüsü… Ve bu oynama güdüsünü yöneten ikisinde de öncelikle senaryo sonra da rejisördür… Ben onların yaratmak istediği dünyaya uyum sağlayan bir enstrüman gibi hissederim kendimi.

Hele bir de rejisörle ortak bir dil bulunursa oyuncunun yaratma imkanı o denli güçlü olur.

"BASKIYLA SENARYO YAZMAYA BAŞLADIM"
Yazı yazmayı seviyorsunuz, ilerde bir senaryo yazma fikri var mı aklınızda?

-Evet, var… Hele son zamanlarda çevremin de baskısıyla daha cesur bir istek halinde bu duygu.


Spor yapıyor musunuz veya özel bir beslenme düzeniniz var mı?

-Uzun bir süredir iş temposundan ötürü spor yapamıyorum. Hiçbir zamandiyet uygulamadım fakat son zamanlarda sağlık açısından geç saatte sindirimi zor olan şeyler yememeye dikkat ediyorum.

Serçe Sarayı'nın yıldızı Songül Öden
Serçe Sarayı'nın yıldızı Songül Öden


Neler yapıyorsunuz cilt bakımı için?

-Cilt temizliğime çok önem veriyor. Arada soda ile cildimi yıkıyorum, bunun da cildime çok iyi geldiğine inanıyorum.

İnsan size baktığında mutlu bir kadın görüyor. İçerde bizim bilmediğimiz Songül Öden nasıl biri?

-İçimde zaman zaman sırasını bekleyen bilge bir anneanne, fazla çikolata yememesi gerektiğini henüz öğrenmiş küçük bir çocuk arasında gidip gelen beşer şeşer bir kadınım işte.

Kadınların en yakın dostu elmastır diyenlerden misiniz yoksa mücevher az olsun ama anlamlı olsun mu dersiniz?

-En yakın dostum kesinlikle elmaslar değil. Mücevher severim, bana değdiğine iyi hissettiğim mücevherleri taşırım, her mücevher tenime değdiğinde iyi hissetmem.