Özellikle okul yıllarından biliriz ki; tarih dersleri sıkıcıdır. Ancak bir öğretmen, bu ön yargıyı kırmak için tarihle stand-up’ı birleştiriyor. Her Cumartesi Kadıköy Qahwah Cafe’de gösterisini sergileyen ve Kasım’dan itibaren Gitar Cafe’nin programında yer alacak olan Cumhur Sarı, klişe deyimle güldürürken bilgilendirmeyi vaat ediyor...

Tarihi hikayelerle dolu bir stand-up yapıyorsunuz. Birbirine uzak iki disiplini birleştirme fikri nereden çıktı?
15 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Tarz olarak mizahı derse katarak akılda kalmasını kolaylaştırıyorum. Bu tarzımdan dolayı öğrencilerim bu fikri kafama soktular. Bir anlamda öğrencilerin ‘gazına geldim’ diyebilirim.

Bir de daha önce izlediğim stand-up’larda tarihin yanlış kullanıldığını gördüm. ‘Ve madem doğrusunu ben biliyorum ben de sahnelerde anlatmayı deneyeyim’ diye düşündüm. Şu anda da ilgi çekiyor yoğun bir talep var.

Mizah yönü güçlü bir ders anlatma tarzından bahsettiniz. Bu ders nasıl başladı?
Bu biraz da benim hayata bakıç açımla ilgiliydi. Ben ilk girdiğim derste bu yapı kendiliğinden çıktı ortaya zaten. Çünkü karakterimden geliyor.

Tarih benim lisede en çok uyduğum dersti. Üniversite yıllarında öğretmen olmaya az kalmışken, bunu nasıl ilgi çekici hale getiririm diye düşünerek bilinçaltımın oluşturduğu bir tepki de olabilir.

Siz de lisedeyken tarih derslerinin sıkıcı olduğunu vurguladınız. Gösteriye başlamaya karar verdiğinizde gösterinin de sıkıcı olabileceğine yönelik tedirginliğiniz var mıydı? Komik olmayacağını düşündünüz mü?

Öğrenciler derse geldikleri zaman beni zaten dinlmek zorunda oluyorlar, sınav ve not kaygısından dolayı. Ancak dışarıya bu anlatım şeklini gösteri olarak taşıdığım zaman, insanlar derse değil bir aktiviteye geldi. Geldikleri zaman ne şekilde tepki vereceklerini bilemememden dolayı bir kaygım oldu. Bu kaygı kendi anlattıklarımdan çok insanların gülmememeleriyle ilgiliydi. Gösteriye de zaten bunu vurgulayarak başlıyorum. Sözlüye kalmış bir öğrencinin tedirginliğini yaşıyorum. Bu bağlamda roller biraz değişiyor.

Gösteride tarihin hangi kısmını ele alıyorsunuz? Özel olarak seçtiğiniz tarihsel bir hikaye var mı?
Gösterinin ana teması bir Orta Asya Türkü’nün Anadolu’ya gelişi sürecinde yaşadıklarının ele alıyorum. Tarihsel gerçeklikte ‘Türk’ zaten ilginç ve enteresan özellikleri olan bir karakter. O karakterin Osmanlı’ya kadar giden bir yol hikayesini anlatıyorum.

Ama gösteri sadece tarihten ibaret değil. Kadın erkek ilişkileri ve farklılıkları da var. Zaten gösteride +21 uyarısı da var. Çünkü konu kadın erkek ilişkilerine geldiği zaman argo kaçınılmaz oluyor.

Ayrıca otizimli bir çocuk babası olarak otizme genel bir bakış da var gösteride. Otizmli bir çocuk babası olmanın keyifli yanlarını da ele alıyorum.

Peki, otizmi bir komedi gösterisinde kullanma fikri nasıl oluştu?
Toplumda otizm yeni yeni tanınmaya başlandı. Bu konuda çok fazla bilgi yok. Otizm denilince çocuğun deli olduğunu düşünen bir kesim var. Otizmli çocuklar sosyal hayata senin benim gibi bakmayan ama gelişimi normal seyrinde ilerleyen insanlar aslında.

Baba kısmı otzimli bir çocuğu zor kabul eder ama durumu kabullendikten sonra onun hayata karşı ‘düz’ bakabilmesi ve verdiği tepkiler ap ayrı bir yer tuttu bende. Hayatın genel gidişatının ne kadar saçma olduğunu görüyorsunuz.

Otizmli bir çocuk babası olmanın güzel bir şey olduğunu anladım. Otizimli çocukların normal olduklarının toplum ve öğretmenler tarafından normal olduğunun kabul edilmesi için otizmi biraz yumuşatmaya çalışıyorum.

Daha çok otizmli bir çocuk babası olmayı kabullenmiş ve bundan keyif alan bir profil var diyebilir miyiz?
Şunu gördüm, biz de çoğu zaman aslında hayata onun gibi bakmaya çalışıyoruz. Çeşitli yollar deniyoruz hayata düz bakabilmek adına. Ama o çocuk doğuştan bu düşünce yapısına sahip. O düşünce yapısının içinde neler olduğunu görmek onun gibi düşünmek çok keyifli gelmeye başaldı onu tanıdıkça ve zaman geçtikçe. Ben de onunla beraber bu bakış açısındaki ilginçlikleri keşfettim onun gözünden hayata bakmayı sevdim.

Geniş bir konu yelpazesi var. Bunlar gözlemleriniz mi yoksa tecrübelerinize mi dayanıyor?
Ana malzeme kendi yaşadıklarım. Bir kısmı da gözlemlerim. İyi bir gözlemci olduğuma inanıyorum. Ders aralarında öğrencilerimi gözlemliyorum. Geniş arkadaş çevremin de gözlemlerime katkısı oldu. Hayatımın bir bölümü de Kadıköy-Taksim arasında geçti. Yollarda insanların konuştuklarından ve gördüklerimden çok hikaye birikti.

Öğrencilerden bahsettik. Ancak seyirci kitlesi salt öğrenci değil. Öğrencilerinizin haricinde gelen tepkiler nasıl oldu?
İlk etapta gösteriye öğrencilerim gelmeye başladı. Onlar zaten tarzımı ve bazı hikayeleri derslerden dolayı biliyorlardı. O yüzden beni ilk defa izleyenlerin verdiği tepki benim için daha önemli. Gösteride tarihteki bazı hikayelerin çıkış noktasını anlatıyorum. ‘Afyon patlaması’, ‘Şamar oğlanı’ gibi... Öğrenciler bunu bildiği için onlardan beklenen refleksleri alamıyorum. O yüzden dışarı açıldıkça gösteriler daha keyifli hale gelmeye başladı. Daha çok gülüp eğleniyoruz artık.

Örnek aldığınız komedyenler var mı?
Türkiye’de bu konuda zirve yapmış isimler bellidir. Onların bir taklidi olmamak gerekiyor. Yoksa zaten başarılı olma şansınız yok çünkü o tarzın en iyisini kendileri yapıyorlar.

Ve de onlar güncel hikayeler anlatıyorlar. Ben tarihten yola çıkıyorum. O yüzden zaten kendi tarzımı yaratmam bir zorunluluğa dönüşüyor. Takdir ettiğim çok ama etkilendiğim yok.

Tarih ve komedi üzerine başka planlarınız var mı?
Şu an için sadece sahneye çıkıyorum. Planlarım yok. Zaman içinde gelişen bir durum olursa değerlendiririm.

Kitap yaz diyenler oldu ama sahnede insanlara bire bir ulaşıyorken kitap yazma fikrine çok sıcak bakmıyorum. Zaten Türkiye’de eline kitap alan sayısı az olduğu için şu aşamada çok sağlıklı bir iletişim oalrak görmüyorum. Sahnede insanların gözlerine bakarak anlatmak daha doğru geliyor.

Son olarak gösterinize gelen insanlara ne vaat ediyorsunuz?
Önce güldürmeyi vaat ediyorum. Onun dışında bir klişe vardır ‘güldürürken düşündürdü’ diye. Benim gösterim ise güldürürken bilgilendiren bir gösteri. Tek kişilik naif gösteri olarak isimlendirdim. Çünkü içerik çok naif olmasa da tarihe naif bir bakış var. Gülmenin yanında öğrenmeyi de vaat ediyorum.