Rus uyruklu Özbek kardeşler Spartak ve Sergey Laçugin, 13 yıl önce annelerinin pasaportuna kayıtlı geldikleri ve tarihini okuyarak büyüdükleri Türkiye'de ''kaçak'' yaşamak zorunda kalacakları korkusunu yaşıyorlar. 

Türk vatandaşlığına geçişleri Özbekistan'ın iznine bağlı olan gençlerle ilgili yapılan başvurulara bu ülkeden net bir cevap alınamaması nedeniyle öğrenci oturum izni ile liseyi tamamlayan Spartak, kaçak duruma düşerken, beynindeki tümörle savaşan konservatuvar öğrencisi Sergey ise oturum izninin eylül ayında dolacak olmasının sağlık ve eğitim hayatında yaratacağı belirsizlikten tedirginlik duyuyor. 

Annesi Yelena Laçugin ile Türkiye'ye gelen Spartak Laçugin, kayıt yaptırdığı ilköğretim okulunda, gösterdiği başarıyla sınıf atladı. 

Gazi Anadolu Lisesi'ni de birincilikle bitiren Laçugin, mezuniyet töreninde arkadaşları adına yaptığı konuşmada, ''Bizler bugün yeni bir başlangıca ilk adımımızı atıyoruz. İnanıyorum ki hepimizi güzel bir gelecek bekliyor'' derken, kendi geleceğinin belirsizlikler üzerine kurulduğunu bilmiyordu.
 
LİSEYİ BİRİNCİLİKLE BİTİRDİ ÖSS'YE GİREMEDİ
Yıllarca hayalini kurduğu Boğaziçi Üniversitesinin mütercim tercümanlık bölümünü kazanmak için sürekli ÖSS'ye hazırlandığını, ancak oturum izninin sona ermesi ve pasaportunun bulunmaması nedeniyle sınava giremediğini belirten Laçugin, bugüne kadar başından geçenleri şöyle anlattı: 

''1997 yılında annem, ben, kardeşim Türkiye'ye geldik. Annem evlenme yoluyla Türk vatandaşı oldu. İlk 5 yıl refakatli oturma izni alarak Türkiye'de kaldık. Bu sürenin ardından annem, Sergey ve benim nüfus kütüğüne tescilimizin yapılması amacıyla İçişleri Bakanlığına başvurdu. Yaşımızın küçük olması nedeniyle Özbekistan'ın izni olmadan bu işlemin yapılamayacağı bildirildi. 

ÖSS'ye giremedim, YÖS'ü de kazanmama rağmen pasaportum olmadığı için kayıt yaptıramadım. 18 yaşımı doldurunca vatandaşlık için yeniden başvurdum ama aynı cevabı aldım. Bunun üzerine, Özbekistan'a giderek işlemlerimi tamamlamak için büyükelçiliğe başvurdum. Benimle ilgili kayıtlara ulaşılamadığı ve araştırmanın sürdüğü gerekçesiyle seyahat belgesi de verilmedi. Bu nedenle Türkiye'de kaçak durumuna düştüm. Bir yıldır boştayım ve amaçsız yaşıyorum. Şuan bir bitkiden farkım yok. Yakalanma, sınır dışı edilme korkusu var. Öyle bir hayat sürüyorum.'' 

Az çok Rusça konuşabildiğini ama Özbekçe'yi hiç bilmediğini anlatan Laçugin, ''Bizim ana dilimiz Türkçe. Türkçe yazıp, Türkçe okuyoruz. Ben zaten Özbekistan pasaportu almak istemiyorum. Türkiye Cumhuriyeti kimliği almak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak istiyorum'' diye konuştu. 

Okul sıralarında herkesle birlikte İstiklal Marşı'nı okuduğunu, ancak şuanda eğitimini sürdüremediğini, çalışamadığını, hastaneye bile gidemediğini belirten Laçugin, ''İsimlerimiz hala yabancı kalsa da Türkçe okuyor, Türkçe yazıyoruz. Türkleri daha yakın hissediyoruz. Tek bir Rus arkadaşım yok. Rusçayı aksanlı konuşuyoruz. Aksanlı konuştuğun dil anadilin olabilir mi?'' dedi.


 
















SERGEY DE GELECEĞİNDEN ENDİŞELİ
AÜ Devlet Konservatuvarı'nda eğitim alan Sergey ise, bir yıldan bu yana hastalıkla boğuşuyor. 

Bir yıl kadar önce, eğitimini aldığı kontrbası elinden bırakarak yaklaşık bir dakika süreyle etrafına boş boş bakmaya başlayan Sergey, öğretmenlerinin yardımıyla hastaneye başvurdu. 

Beyninde 5 santimetre büyüklüğünde tümör olduğu anlaşılan Sergey, Türk vatandaşı olmaması ve sosyal güvencesinin bulunmaması nedeniyle, tetkiklerini üniversite yönetiminin desteğiyle yaptırabiliyor. 

Okul yönetimi ve arkadaşlarının çok sevdiği Sergey, kaygılarını şöyle anlattı: 

''En büyük hayalim Türkiye Cumhuriyeti kimliğini alıp, Türk vatandaşlığına geçmek. Oturum iznim eylülde bitiyor. Pasaportumun olmaması nedeniyle oturum iznimi de uzatamıyorum. Ayda 8-9 defa kafam duruyor ve hiç bir şey hatırlamıyorum. Bu durum bir dakika kadar sürüyor. Ameliyat olmam gerektiği söylendi ama risklerinden dolayı ilaç tedavisini başvurduk. Türk vatandaşlığına geçemezsem ben de ağabeyim gibi korkulu bir yaşam sürdüreceğim. Bütün kapılar kapanacak. Sağlık sorunlarıyla uğraşıyorum. Hastalığımı yenmeye çalışıyoruz. Birçok sorunla mücadele ediyoruz. İnşallah hayallerimizdeki Türk vatandaşlığını alabiliriz.''


 
REKTÖR PROF. DR. DEMİRCAN YARDIMCI OLUYOR
Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abit Demircan da, Sergey ve Spartak'ın durumun kendilerini çok üzdüğünü söyledi. 

Sergey için Antalya Emniyet Müdürüyle bizzat konuştuğunu, sorunun Özbekistan'dan kaynaklandığını ifade eden Demircan, şunları söyledi: 

''Sergey'in durumu zor. MR çektirecek, sosyal güvencesi yok. MR'ını ben çektirdim. Muayenesi için beyin cerrahı arkadaşımızdan rica ettik. Çok beyefendi bir çocuk. Türk adetlerini çok iyi biliyor. Konuştuğunda Türk zannedersiniz. Orada vize, burada oturum izni vermiyorlar. İyi bir öğrenci ama bu durumdan psikolojisi etkinlendi. Sürekli beynindeki tümörü düşünüyor. 

Çocukların Özbekistan'a giriş izni yok. Vatandaşlıktan çıkarılmış gibiler. Arkalarında kimse yok, korku var. O kadar güç durumdalar.''
 
''YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ GİBİ''
Sergey'in, AÜ Konservatuarı'nden arkadaşı Çağatay Kızılateş ise, ''Sergen'' olarak seslendikleri arkadaşı Sergey'i, hiç bir zaman Özbek ya da Rus olarak görmediklerini vurgulayarak, ''O bizden birisi. Bazen benden bile iyi Türkçe konuşuyor'' dedi. 

Sergey'in hastalığı nedeniyle zaman zaman yaklaşık bir dakika süreyle donup kaldığını belirten Kızılateş, arkadaşları için endişelendiklerini söyledi. 

Sergey için eğitim hakkı istediklerini belirten Kızılateş, şöyle konuştu: 

''Sergey'in durumu şaka gibi... Aziz Nesin'in, 'Yaşar ne yaşar ne yaşamaz' hikayesinde olduğu gibi... Kaçak duruma düştükten sonra yakalansa, ülkesi alacak mı, almayacak mı o bile belli değil. Bu çocuk havaalanında mı yaşayacak? Biz ekmek, iş istemiyoruz. Arkadaşımızın eğitim ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma hakkını istiyoruz. Sergey, İstiklal Marşı'nın tüm kıtalarını ezbere bilir. Onun yalnız kalmaması gerekiyor. Özbekistan'a giderse orada tek başına ne yapacak?''