Agos gazetesinin son sayısındaki Rober Koptaş imzalı yazıda, Ermeni Tehciri sırasında önce Halep sonra da Konya Valisi olarak görev yapmış olan İstanbul'un eski belediye başkanlarından Celal Bey'in, Ermeni toplumundan çoluk çocuk pek çok kişiyi tehcirden kurtarmak için gösterdiği çabalar ve sefalet içindeki göçmenlere nasıl yardım etmeye çalıştığı anlatılıyor. 

Koptaş'ın, daha önceki araştırmalarında karşısına çıkan Celal Bey'in izini sürerek "Türk Schindleri" diye adlandırılabilecek bu Osmanlı bürokratının anılarına ulaşması, yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği bir dönemde insancıl çabaların da gösterildiğini ortaya koyuyor. 

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Erzurum Valisi olarak görev yapan Celal Bey, burada Osmanlı Ermeni toplumunu yakından tanıma fırsatı buluyor. Anılarında Erzurum yöresinde Kürtlerle Ermeniler arasında arazi ihtilafından kaynaklı bazı sorunlar yaşandığını belirten Celal Bey, buna rağmen aslında farklı dinden insanların bölgede yüz yıllardır kardeşçe yaşadığını vurguluyor.

"Unsurlar arasında esaslı bir ihtilaf yok, bilakis Türkler ve Kürtler ile Ermeniler arasında asırlardan beri yerleşmiş bir dostluk, karşılıklı bir güven mevcut" diye yazan Celal Bey, iş için şehirdışı veya yurtdışına giden Ermeni ve Kürtlerin çocuklarını birbirlerine emanet ettiklerini belirtiyor. Yazarın Ermenilere dair şöyle de bir gözlemi bulunuyor: "Bu vilayette iki sene devam eden memuriyetim, gayrimüslim kavimler arasında bize en yakın ve bizimle beraber yürümeye en müsait bulunan kavmin Ermeniler olduğuna dair kanaatimi kuvvetlendirdi". 

Savaş başladığında Halep valiliğinde bulunmaktadır Celal Bey. Tehcir başlayınca Halep'e Ermeni kafileleri gelmeye başlar. Bu insanların Suriye'deki Der Zor'a nakledilmeleri emredilir. Başlangıçta tehcirin Ermeni halkını ortadan kaldırmaktan ziyade savaş koşullarında alınmış zorunlu bir güvenlik önlemi olduğunu düşünen Celal Bey'in, tanık olduğu manzaralar sonucu kısa sürede fikri değişir. 

HALEP'TEN KONYA'YA...
Halep vilayetindeki Ermenilerin yurdundan edilmesi yönünde emir alan Celal Bey bu emri uygulamaz. "Ermeni kavmi, memleket nüfusunun ehemmiyetli bir kısmını teşkil eder. Genel servetin mühim bir kısmı Ermenilerin elindedir ve memleketin ticari teşebbüslerinin yarısına yakınına onlar sahiptir. Onların mahvlarına çalışmak, memleket için asırlarca telafisi mümkün olmayacak derecede büyük bir zarardır. Bütün dünyadaki düşmanlarımız toplanıp aylarca düşünseler, bize bundan büyük bir fenalık edemezler" görüşündedir Halep Valisi. İttihatçı hükümet onu Konya'ya atar. 

Halep'teki Ermeni göçmen kampı, 1920'ler...
Halep'teki Ermeni göçmen kampı, 1920'ler...

FECİ MANZARA
Konya'ya bağlı kasabaların tren istasyonlarında, buralarda yaşayan Ermenilerin zorla göçettirilmek üzere istasyonlarda toplandığına tanık olan Celal Bey, bu insanları derhal evlerine gönderir. "Ilgın'da gördüğüm feci bir manzarayı ömrüm oldukça unutamayacağım" diyen Konya'nın yeni valisi, şu satırları kaleme alır: "İstasyona sevk edilmiş ve günlerden beri tren bekleyerek açıkta bırakılmış olan, kadın, erkek, genç ve ihtiyar yüzlerce nüfus ortasında, kuyruk sokumu hizasından itibaren iki bacaktan mahrum bir biçare de vardı. Altına bir meşin parçası bağlanmış ve ellerine birer nalın geçirmiş, boynuna bir boyacı kutusu asmış olan bu zavallı, hayatını dilenmekle ve kundura boyamakla kazanıyordu. Maruz kaldığı muamelenin sebebini katiyen anlamayan bu talihsiz de nakledilecekler ve kovulacaklar arasına dahil edilmişti". 

KONYALILARI EVLERİNE GÖNDERİYOR
Merkeze vardığında sadece Konya Ermenilerinin değil, aynı zamanda İzmit, Eskişehir ve Karahisar'dan da gelen binlerce kişinin istasyona toplanmış olduğunu gören Vali, Konyalıları evlerine geri gönderir, diğer göçmenler için bunu yapma şansı olmadığı için onlara da muhacir fonundan yevmiye verdirmeye başlar. 

Halep'te Ermeni göçmenler 1918'de bile zor şartlar altında yaşıyordu.
Halep'te Ermeni göçmenler 1918'de bile zor şartlar altında yaşıyordu.

"TÜRKLER VE MÜSLÜMANLAR KAN AĞLIYOR"
Celal Bey Ermeniler'in sevkine uzun süre direnir, süreci geciktirir. Bir gün bir milletvekili, İttihat ve Terakki Genel Merkezi'nin tehcir konusunda kararlı olduğunu bildirir, Vali Celal Bey'e direnmeye devam ederse görevden alınacağını söyler. Kendine, Ermenilerin sevkinin "milli mefkûreye uygun olduğu" söylenen Celal Bey, anılarında bu görüşe isyan eder: "Hangi milli mefkûre? Türkler ve Müslümanlar, bu cinayetlerden dolayı kan ağlıyor, fakat engellemek için çare bulamıyorlardı. Böyle zulümlere milli mefkûre demek, millet için en büyük iftira ve hakarettir".

"BABANIZ GİTTİ, SİZ DE GİDECEKSİNİZ"
Celal Bey kendi görev süresi boyunca Konyalı Ermenileri yerlerinde tutmayı başarmakla kalmayıp, diğer yerlerden 30 bin Ermeni'nin de şehirde kalmasını sağlar. Görev yerindeki Ermenileri koruyan bir diğer yetkili de Kütahya Valisi Faik Ali Bey'dir. Ancak Celal Bey'in Konya'da görev yapması büsbütün zorlaşır ve aynı anda hem azledilme kararı alınır, hem de vazifeden alınmak için başvuruda bulunur. İstanbul'a döndüğü günün akşamında Konya istasyonundaki Ermenilere "Babanız gitti, siz de gideceksiniz" denir.

"İKİ HALK VAR; ..."
Celal Bey Müslümanların büyük kısmının da tüm bu olan bitenlerden rahatsızlık duyduğu görüşündedir. "Tahminime göre en aşağı üç-dört yüz bin Ermeni öldü" diye yazan Celal Bey, savaş boyunca 2 milyondan fazla Türk ve Arap'ın da öldüğünü belirtir. Ona göre "bütün memlekette iki sınıf halk var"dır: "Hukuka tecavüzle menfaat elde eden zorbalar" ve "bu zorbaların tecavüzüyle ezilmiş olan Türkler, Araplar, Ermeniler..." 

Celal Bey 1919'da Adana Valisi, Temmuz 1921-Mart 1922'de İstanbul Belediye Başkanı olarak görev yapar. 1926'da hayata gözlerini yumar.