NTV

Türkiye'nin 'sempatik devi' zor durumda

Yaşam
Türkiye'nin 'sempatik devi' zor durumda

2.05'lik boyuyla Türkiye'nin en uzun kadını olarak bilinen ve yurt dışına transfer olan ilk kadın basketbolcu, şimdilerde 50 metreyi bile yürümekte zorlanıyor.

Gülseren Gönül'ün, küçük yaşlardan beri devam eden aşırı ve hızlı büyüme rahatsızlığı nedeniyle kemikleri yeterince kuvvetli gelişemedi.

Gönül, ''Spor yapmaktan dolayı da eklem yerlerim kireçlendi ve ağrıyor. Çare yok. Merdiven çıkmak bir tarafa, düz yolda 50 metreyi zor yürüyorum. Çoğu zaman taksiye biniyorum. O da bana ekonomik sorun getiriyor. Hipofiz bezi iyi çalışmadığı için de 34 yıldır kortizonlu ilaç kullanıyorum. Bu da kemik dokunun şeffaflaşmasına ve çok kırılgan olmasına neden oldu. Oturup kalkmak bile problem benim için. Allah yataklara düşmekten korusun'' diye konuştu.

Bugüne kadar yaşayabilmenin bile kendisine bir hediye olduğunu anlatan Gönül, ''Benim gibi olan Halil İbrahim ve Hüseyin Alp erken vefat ettiler ama çabalamak gerekiyor. Çabalarsan Allah karşılığını veriyor. Onların eşlerinden biliyorum ki büyüme rahatsızlığıyla ilgili hiçbir doktora gitmemişler'' dedi.
 
''ANNEM VE BABAM İÇİN ŞÜKREDİYORUM''
Küçükken çok uzun olmaktan utandığını ifade eden Gönül, yaşıtlarından farklı olmanın çok zor olduğunu söyledi.

Sokağa çıkmaktan korkup, ağladığını kaydeden Gönül, şöyle devam etti:

''Beni sokağa çıkmaya babam teşvik etti. Bugün ayağım 50 numara. Ben çocukken 42'den büyük baba ayağı yoktu. 9 yaşında babamın ayağını geçmiştim. Allah'a böyle annem ve babam olduğu için için şükrediyorum. Yobaz ailenin eline düşseydim mutlaka bir odaya kilitlenip toplumdan uzaklaştırılacaktım. Aksine ailem beni topluma alıştırmak için her türlü çabayı gösterdi. Onlara ne kadar teşekkür etsem az.''

Spor yaptığı için sosyal çevresinin genişlediğini ve huzura erdiğini dile getiren Gönül, şampiyon olmanın mutluluğunu da yaşadığını kaydetti.

''EŞOFMAN ALTINI BİR TÜRLÜ ÇIKARAMAMIŞTIM''
1964'te ilk defa sahaya çıktığı zaman, şort giymeye alışkın olmadığını ve sahada eşofman altını bir türlü çıkaramadığını belirten Gülseren Gönül, ''Tribündeki seyirciler, annem, babam 'çıkar kızım çıkar' diye bağırdılar. sonra hakem gelip, 'ya çıkarırsın ya da sahadan atılırsın' deyince eşqfmanımı çıkardım'' dedi.

1963 yılında babasının, ''Bu kadar uzun çocuk Türkiye'ye bir daha ya gelir ya gelmez, bundan faydalanın'' diyerek kendisini Voleybol Federasyonu'na götürdüğünü ifade eden Gönül, şunları söyledi:

''Basketbol oynamamın daha faydalı olacağını söylediler. O zamanlar Türkiye'de basketbol çok yaygın değildi. 1963'te antrenmanlara, 1964'te ise maçlara çıkmaya başladım. 1966'da 16 yaşındayken Türkiye'de kurulan ilk Bayan Milli Basketbol Takımı'nda yer aldım. Ondan sonra oynadığım her takımın şampiyon olmasına büyük katkı sağladım. 17 senemi spor salonlarında geçirdim. Ayrıca anne-baba mesleği olan mimarlık okudum.''


 
''HERKES ÖNÜME PERDE OLDU''
1976'da Avusturya'nın başkenti Viyana'nın takımına transfer olan Gönül, böylece Türkiye'nin, yurt dışına transfer olan ilk kadın basketbolcusu olduğunu belirterek, ''O yıl Spor Bakanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Basketbol Federasyonu herkes önüme perde oldu ve 'gitme, sen gidersen basketbol allak bullak olur' dediler. Beni yurt dışına transfer olmaya babam teşvik etti. 'Git kızım, cahil zannedilen Türk kızlarının ilk temsilcisi ol ki, görsünler Türk kızı başarılı bir sporcudur ve üniversite okur' dedi'' diye konuştu.

En skorer oyuncu olarak takımının Viyana eyalet şampiyonu olmasındaki en etkili isim olduğunu dile getiren Gönül, daha sonra İtalyan ve Alman takımlardan teklif aldığını, ancak sezon bittiğinde beyin zarının delindiğini ve büyümeyle ilgili 3 ameliyat olduğunu belirtti. Bu nedenle spora 3 yıl ara verdiğini kaydeden Gönül, ''3 yıl sonra Beşiktaş ile sahalara döndüm ama 3 yıl benden çok şey götürmüştü. Çok sevdiğim Beşiktaş'ı şampiyon yapamadım. Sonra ODTÜ'ye geçtim ve kritik zamanlarda oyuna girdim. Kenarda oturmak da bana çok zor geldi. 33 yaşında ağlaya ağlaya basketbolu bıraktım'' dedi.

''BUGÜN OYNASAM ÇOK FARKLI OLURDU''
Gönül, ''Günümüzde artık 2 metre boyunda bir bayan görmek çok da zor değil. Artık sporcular son derece uzun oluyor. Sizin çektiğiniz sıkıntıları düşünürsek, yanlış zamanda doğmuşum diye düşünüğünüz oldu mu hiç?'' sorusunu şöyle cevapladı:

''Bugün oynasaydım, bu federasyonun gösterdiği ilgiden dolayı Avrupa ve Türkiye'deki başarım çok farklı olurdu. Maalesef bizim zamanımızda spor, oyuncuların ve kulüplerin çabalarıyla vardı. Hiçbir destek görmedik. Spor hayatımda üzerimden geçinenleri çok sonra fark ettim. Bugünkü koşulları dikkate alarak hiçbirimiz zerre kadar rahat edeceğimiz isteklerde bulunmazdık. Eski Ankara'nın soğuğunda, buzların sarktığı zamanlarda, galip geldiğimiz maçtan sonra bile 'hadi bizi servis arabasıyla eve gönderin' demedik. Bunun için pişmanım, bu kadar harcamamalıymışım canımı.''

Basketbolu çok yakından olmasa da takip etmeye çalıştığını anlatan Gönül, Dünya Şampiyonası'nda 2. olan Türk Milli Takımı'na çok teşekkür ederek, ''Milli takım oyuncularımız, onları tepemde taşıyacak kadar büyük bir hediye verdiler. Onlar her sahaya çıktığında televizyonun sesini sonuna kadar açıp mahalleye dinletirdim. Bayrak benim, toprak benim, kimseye kaptırmaya niyetim yok. Türk bayrağını şerefle göndere çektiren tüm oyuncularımıza, federasyona ve kulüplere teşekkür ederim'' diye konuştu.
 
''ÇOCUK ÖZLEMİM VAR''
Üniversite yıllarında kendisiyle evlenmek isteyenlerin olduğunu, ancak babasının okulu gerekçe göstererek izin vermediğini anlatan Gülseren Gönül, 30'lu yaşlarımın başında bir arkadaşlığının olduğunu anlatırken, ''Bir selama 'peki' dedim ama hiç bana göre değilmiş. Bir daha da kısmet olmadı. Çocuk özlemim var. Çocukları çok severim, tüm çocuklar benim'' dedi.

Anne-babalara seslenen Gönül, sporun çocukların eğitimine engel olmadığını ifade ederek, ''Bana göre spor kırbaçtır. Çocuğun vakti çok olursa ödevini erteler ama spor olursa bir an önce ödevlerini bitirip spora gitmek ister. Zaten basketbol, voleybol camiası genelde okuyan kesimden oluşur'' diye konuştu.
 
''TÜRK KADINI MODERN OLMALI''
Çocukların ev, el işinden mükellef olacak şekilde eğitilmesi gerektiğini, iyi eğitilmezse gençlerin, kadın-erkek sıfatına geldiğinde beceriksiz, fedakar olmayan, işi bilmeyen bir durumda olacağını ifade eden Gönül, Türk kadınına da şöyle mesaj gönderdi:

''Avrupa ya da Amerika kadını moderndir demiyorum ama Türk kadını modern olmalı. Modern deyince toplumun aklına sigara içmek, içki yudumlamak, kılık kıyafette cıvıl cıvıl dolaşmak geliyor. Bana göre modern olmak el işinden, ev işinden, dinimizden Kuran-ı Kerim'den, hukuktan, tıptan, ekonomiden haberdar olmak ve sorunları halletmek için bireysel çaba sarf etmektir. Oturduğun yerde şikayet etmek, dedikodu yapmak, laf üretmekle hiçbir şey olmaz.''

Erkeğin bedensel gücünden başka farkı yoktur. Kadın çok çilekeştir, çok yük taşır. Çocuk doğurur, emzirir, büyütür, yedirir, içirir. Önemli olan bu iki insanın el ele vermesi. Çocuklar gibi temiz düşünün. Karı-koca el ele verin. Doğurduğunuz çocukları mümkün mertebe kültürden nasipli yetiştirin'' dedi.

''YUNUS EMRE'Yİ, AŞIK VEYSEL'İ YAŞIYORUM''
Anne ve babasını kaybettiğini, hayatta kimsesinin kalmadığını dile getiren Gönül, basketbol oynarken herkesin başında olduğunu, şimdi ise kimsenin halini sormadığını söyledi.

Basketbol Federasyonu'na teşekkür eden Gönül, sözlerini şöyle tamamladı:

''Federasyon All Star adı altında eski basketbolcuları buluşturuyor. Sohbet ediyoruz. Onun dışında formasını giydiğim ya da giymediğim camiadan kimse arayıp sormuyor. Sıkıntılarım var ama 'nasılsın' diye gelip sorarlarsa o zaman söylerim, yeter ki güler yüz göstersinler. Emekli ve 61 yaşında biri olarak bazı ihtiyaçlarım var. Ben şu an Yunus Emre'yi, Aşık Veysel'i yaşıyorum. Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi. Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi. Kazma ile dövmeyince kıt verdi. Benim sadık yarim kara topraktır.''