İspanya'nın güneyinde 756 yılında kurulan, doğudan batıya ilim, bilim ve sanatı götüren ve bir anlamda Rönesansın da ilk kıvılcımını yakan Endülüs'ün Avrupalılarca ele geçirilmesinden sonra yakılan kütüphaneleri, tahrip edilen yapıları, bir medeniyetin nasıl dramatik sonla karşı karşıya kaldığını apaçık gösteriyor. 

Kütüphanelerinde en az bir milyon kitabın yakılarak yok edildiği Endülüs için ''yanık medeniyet'' demek mümkün. Yakılan sadece Endülüs değil, aslında tüm dünyanın ilerlemesini sağlayacak bir birikimdi. Fransız fizikçi P. Curie, bu gerçeği şöyle ifade eder: ''Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyorduk.'' 

KIZIL SARAY
Endülüs'ün kuşkusuz en önemli eseri ''kızıl saray'' anlamına gelen Elhamra Sarayı'dır. Sarayın temeli 1232 yılında bugünkü adıyla Granada olan Gırnata Emirliğini kuran 1. Muhammed tarafından atıldı. Elhamra Sarayı, daha sonraki hükümdarlar tarafından yaptırılan eklemelerle genişletildi. 

İslam'ın yaklaşık 800 yıl hüküm sürdüğü Endülüs'ün çağlara meydan okuyan sarayıdır Elhamra. Doğayla uyumlu, havuzları, cennet bahçeleri ve muhteşem mimarisiyle görenleri adeta büyülüyor. Ortaçağ'ın soğuk ve karanlık yüzüne isyan edercesine neşe ve huzur veren rengiyle Akdeniz'in sıcaklığını yansıtan saray, ihtişamı ve mütevazılığı aynı anda içinde barındıran hüzünlü bir medeniyeti simgeliyor. 

SARAYIN EN ÖNEMLİ SIRRI; ''LA GALİBE İLLALLAH'' YAZISI
Elhamra Sarayı'nın en önemli sırrı birçok yerine yazılmış olan ''La Galibe İllallah'', yani ''Allah'tan başka galip yoktur'' sözcüğüdür. Sarayın sütun, kemer, kubbe, tavan ve duvarlarında bu sözcüğe sıkça rastlanır. 

Dışarıdan görünümü ağır bir kaleyi andıran sarayın içi, dış görünümünün aksine ince işlemeler, estetik ve etkileyici dizaynı ile keyifli bir yolculuğa götürür ziyaretçilerini. Suyun ve yeşilin göz alıcı bir ahenkle buluştuğu zarif bir saraydır Elhamra. Sarayın havuzları, fıskiyeleri ziyaretçilerin gözlerini okşarken, çeşit çeşit ağaçların havaya saldığı hoş kokular da ruha tazelik verir. Cennetül Arifin (Bilgelerin Cenneti) adı verilen bahçeden geçerken insan, cennete olan özleminin bu dünyada oluşturulduğu hissine kapılır.
 
DRAMATİK SONUN TANIĞI
Elhamra Sarayı, belki de dünyanın en dramatik sonunu yaşayan Endülüs'ten sonra tüm tahriplere rağmen ihtişamı ve büyüleyici mimarisi ile dimdik ayakta duruyor bugün de. Her yıl milyonlarca turist, bu sarayı görebilmek, fotoğraflayabilmek ve yüzyıllar öncesinin masalsı yaşamına tanık olabilmek için akın ediyor. 

Yüreği sızlayan bir emirin hıçkıra hıçkıra ağlayarak vedasına ve bir annenin tarihe mal olmuş sözlerine de şahitlik eden Elhamra Sarayı, Granada'yı terk eden bu son emirin gözyaşı döktüğü son kaledir aynı zamanda. 

''ELVEDA ELHAMRA, ELVEDA ENDÜLÜS''
Elhamra Kararnamesi'ni kabul ederek, şehrin anahtarlarını Aragon Kralı Ferdinand'a teslim eden Endülüs'ün son hükümdarı Ebu Abdullah Muhammed Bin Ali, yakın akrabaları ile şehri terk ettikten sonra Gözyaşı Tepesi'nden son kez dönüp bakar Granada'ya ve Elhamra Sarayı'na. 2 Ocak 1492'de kulelerden birine büyükçe bir haç dikildiğini görünce içi sızlar, hıçkırarak ağlamaya başlar ve ''Elveda Elhamra, Elveda Endülüs'' sözcükleri dökülür ağzından. Oğlunun bu halini gören annesi, Mehmet Akif Ersoy'un Süleymaniye Kürsüsü'nden şiirinde mısralara döktüğü şu tarihi sözleri söyler: ''Çarpışmadın erkek gibi düşmanlarla, şimdi hiç yoksa kadınlar gibi olsun ağla.''