Trump nereye? Biden ne yapacak?

Türkiye ile ilişkiler nasıl olacak? ABD- Türkiye ilişkilerine kimler bakacak, hangi konular ön planda olacak?

NTV 08.11.2020 - 20:57 |

ABD Başkanlık ve Kongre seçimlerinin sonuna geldik. Yeni Başkan Joe Biden. Kongrenin Temsilciler Meclisi kanadında yine Demokratlar çoğunlukta olacak ve Nancy Pelosi büyük ihtimalle 4. defa bu kanadın Başkanı olarak görevine devam edecek. Senatoda ise son durum Georgia eyalet sonuçlarına bağlı. Cumhuriyetçilerin burada kazanma ihtimali yüksek. Bu nedenle Senato sadece bir üye farkla yine Cumhuriyetçilerin elinde olacak gibi görünüyor.

Trump hukuk yollarını denese de bu girişimlerden sonuç alabileceğini kimse düşünmüyor, belki kendisi bile. Bir süre sonra tıpkı “yaramaz çocuklar” gibi biraz tansiyonu yükseltip Beyaz Saraydan küskün ayrılacak ve gelenekselleşen veda-teslim konuşmasını da yapmayacak.

Bundan sonra bir medya şirketi kuracağı konuşuluyor. Siyasete doğrudan girmese de oğlu ya da kızını siyasete hazırlayacak. Açtığı yol adeta bir üçüncü yol. Ama 1990larda Ross Perot’nun üçüncü yolu gibi olmayacak bu. Daha popülist, muhafazakarlar kadar, milliyetçi damarı olan her kesime hitap edecek bir yol, Tea Party gibi, fakat üslup, siyaset yapma tarzı son derece hırçın, kimi zaman aşırı öfkeli ve yerleşik etik değerlere saldıran bir tarz, tipik Trump tarzı. Bu popülist söylem ve yöntemin Amerikan toplumunda karşılığı var. Düşünsenize, McCain’in eşi-kızı, Mitt Romney gibi Cumhuriyetçi elitlerin desteklemediği Trump 70 milyon Amerikalının oyunu aldı.

Bence Trump bir gün geri dönecek, kendisi olmasa da onun bıraktığı yerden bir başka isim, ve belki de oyunu daha zekice oynayacak bir yeni popülist , Trumpist bir oyun kurucu.
Yani onun “tarzını ve siyasi hedeflerini” benimsemiş genç kuşak bir siyasetçi 2024’te karşımıza çıkabilir. Kimi Demokrat siyaset uzmanlarına göre, bu tarzın temsilcileri, ABD’nin demokrasi değerleri ve küresel liberal ekonomi açısından Trump’tan çok daha tehlikeli bir sosyoekonomik iklim yaratabilir. Özellikle bu tip siyasetçilerin dünya ekonomisi ve barışını tehdit edeceği projeksiyonu sık sık dile getiriliyor.

ABD’de uzmanlar Trump’ın siyasette yarattığı tsunami etkisinin Joe Biden’ın Başkanlık süresini de sadece bir dönemle, 4 yılla kısıtlayacağı iddiasında bulunuyorlar. Yani Biden şimdiden öngörülmese de birçok “muhtemel sebepten” (sağlık, Trump’ın mirası altında ezilme, Obama’nın etki alanından çıkamamak gibi...) dolayı Başkanlık koltuğuna ikinci defa oturması zor görünüyor.

Joe Biden ise hemen işe koyulacak ve ilk işi Covid-19 ile mücadele olacak. Şimdiden 12 kişilik bir sağlık heyeti oluşturdu bile. 21 Ocak’tan itibaren bu ekip işe koyulacak. Ardından, ekonomide yeni “Restorasyon Paketi” açıklayacak. Pandemiden en fazla zarar görmüş kesimlere mali yardım verecek. Bu konuda Cumhuriyetçilerin desteğini almak zorunda. Bu nedenle Senato’daki Cumhuriyetçilerle işbirliğine gidebilmek amacıyla kendi kabinesine bu parti saflarında siyaset yapmış bazı kişileri alabilir. ABD Medyasında bu konuda haberler var, “eski senatörlerden Bakanlar seçecek”, şeklinde.

Türkiye açısından kabinedeki isimler önemli. Biden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yakından tanıyor ve nasıl bir lider olduğunu iyi biliyor. Geçtiğimiz Aralık ayında New York Times editör masasına verdiği röportajda konuştuklarına “gönülden bağlı” kalsa da devlet aklıyla yola devam edeceği tahmin ediliyor. Zaten ilk yıl kendi iç konularına odaklanacağı için Ortadoğu, Suriye ve diğer konularda fazla hareket alanı yaratması beklenmiyor...

Başlangıçta ilişkilerde sessizlik ve ardından kontrollü ilerleme görülebilir. Fakat Biden’ın Yunan ve Rumlar ile yakın ilişkisini hiç unutmamak lazım. Onlara çok özel bir sempatisi var. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında daha ilk yıldan başımız ağrıyabilir.

Ermenilerin soykırım iddaları, Kafkasya’da mevcut gelişmeler, Suriye’de Haseke, Deyrizor ve Rakka üçgeninde özerk bir Kürt devleti (Federasyonu) kurulması gibi konularda Biden yönetiminin Türkiye’ye muhalif duruş sergileme ihtimali var. Ancak Türkiye’nin eski Türkiye olmaması, bulunduğu bölgedeki özgül ağırlığı ve ekonomik-siyasi etkinliğinin yanısıra NATO müttefiki olarak ittifakın stratejik açıdan kuvvetli bir ortağı olduğu gerçeği Biden ve ekibinin Türkiye siyasetini belirli dengeye oturtmak zorunda bırakacak.

Doğrusu ilk 12 ay Türkiye- ABD ilişkilerinde sarsıcı bir değişim, Trump dönemi gibi dönemsel türbülans beklenmiyor. Lakin tekrar edelim; Biden yönetimi, Doğu Akdeniz konusunda Atina’nın baskısıyla Ankara için zorlayıcı bir perspektif oluşturabilir.

Biden’ın dış politika ekibinde eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Anthony Blinken çok öne çıkan bir isim. Kendisiyle iki defa röportaj yaptığım için rahatlıkla söyleyebilirim, bir kariyer memuru ve aklıselim sahibi bir kişi. Türkiye’yi biliyor, Erdoğan yönetimini yakından tanıyor ve ülkemizi önyargısız şekilde görebiliyor. Türkiye’ye sempatisi de var. Ama Susan Rice’ın da adı aynı görev için geçiyor. Rice Türkiye konusunda pek iyi bir sicil sahibi değil. Bu arada, Başkan Yardımcısı Kamala Harris her ne kadar dış politika konularına uzak olsa da o da Türkiye’ye ilişkin konularda “sıkıntılı” bir yaklaşım içerisinde.

Savunma Bakanlığı için bu bakanlığın eski müsteşarı Michel Flournoy ve eski senatör Jack Reed’in adı geçiyor. İkisi de “Pentagon gözlüğü” takıyor. Türkiye’nin arası CENTCOM ile iyi değil. Türk Savunma Bakanlığı ve TSK’ya bu alanda çok iş düşecek.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Wendy Sherman olabilir. Bu isim daha önce İran ile yapılan Nükleer Anlaşmanın mimarlarından biri. Bu yüzden ABD - İran ilişkilerinde açılım bekleyebiliriz.

Bir sürpriz de Hazine Bakanlığına Massachusetts eyalet senatörü Elizabeth Warren’ın atanması olacaktır. Warren küresel liberal ekonomiye inanan bir siyasetçi olarak değerlendiriliyor.

Joe Biden’ın dış politika ve ekonomi kurmayları AB ile İlişkileri düzeltirken Çin’e yönelik yaptırım çemberini daraltabilir. Öte yandan, Biden, ABD’yi yeniden dünya çapında bir lider ve saygın ülke konumuna yükseltmek için çalışacağını vaat etti. Biden, hızla Dünya Sağlık Örgütü, UNESCO gibi uluslararası örgütlere geri dönecek, Paris İklim Anlaşmasını ülkesi adına revize edecek ve bazı bölgesel ekonomik ve ticari anlaşmalarla ittifaklara yeniden hayat verecek.

AB ile ilişkilerde mutedil, ama ABD çıkarlarına zarar vermeyecek nitelikte yeniden yakınlaşma beklenebilir. Biden yönetiminin özellikle NATO’da ülkesinin varlığını ve liderliğini anlamlı hale getirecek adımlar atması sürpriz olmayacak. Her ne kadar Trump’ın hayaleti etrafta dolaşsa da uluslararası kurumlar nezdinde ABD’nin yeniden itibar kazanması ve ortaya çıkan tahribatın onarılması dış politikada bir “mecburiyet dosyası” şeklinde masada duruyor.

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER