Kişisel Verilerin Güvenliği

Uzun zamandır teknoloji şirketleri, sosyal medya şirketleri ve iletişim sağlayıcıların hangi verilere eriştikleri ve bu verileri ne amaçla kullandıkları tartışılıyor; oldukça önemli bir tartışma konusu. Buraya bir “AMA” eklememiz gerekiyor. Bu konu tartışılıyor ve çok da önemli ama bu tartışmaya doğru açıdan yaklaşıyoruz muyuz? “Silelim” ve benzeri kampanyaları sadece popüler oldukları için mi dile getiriyoruz. Bir uygulamayı neden sildiğimizi ya da boykot ettiğimizi gerçekten farkında mıyız?

ntv.com.tr 15.01.2021 - 16:39 | | Son Güncelleme : 15.01.2021 - 16:46

Güvenliği Sağlayacak Düzenlemeler ve bir o kadar önemli olan Bilinçli Kullanım ve Tüketim...

Şüphesiz mobil bir dünyada yaşıyoruz. Hepimiz “akıllı telefon” dediğimiz cihazlara neredeyse bağımlıyız. 

Cüzdanı evde unuttuğumuzda “dönmesek de olur” diyebilirken bu cihazlar için hemen geri dönerek zaman kaybetmeyi rahatlıkla göze alabiliyoruz.

Bu “akıllı telefonların” telefon yani karşılıklı konuşma özelliğini ise toplam kullanıma oranla neredeyse yüzde bir, iki kullanıyoruz.

Bu cihazlar konuşmaktan çok oyun oynamak, fotoğraf/video çekmek, elektronik posta göndermek, yemek siparişi vermek, video izlemek, haber okumak, sosyal medyada gezmek, fotoğraf paylaşımı yapmak ve kişisine göre, her adımını- sosyal ağlarda paylaşım yapmak için kullanılıyor.

RAKAMLAR ÇOK ÇARPICI

Konumuz sadece akıllı telefonlar, cihazlar değil ama birkaç rakam ekleyerek büyük resme katkı sağlayabiliriz.

Dünya nüfusu 7.8 milyar.

Küresel çapta 4.5 milyarı aşan internet kullanıcısı var. 

Yani internet kullanımı için gidilecek neredeyse bir bu kadar yol daha var.

Küresel çapta sosyal medya kullanıcısı 4 milyara ulaştı.

2016’da küresel çapta 1 milyar adetten daha az “akıllı telefon” vardı.

2021’de bu rakam 5 milyar adete ulaşacak.

Akıllı telefon kullanımında liderlik neredeyse milyar adetle Çin’de, Hindistan 500 milyon adetin üzerinde bir rakamla ikinci ve ABD 260 milyon adetin üzerinde bir rakamla üçüncü sırada.

Türkiye’de 50 milyon adet akıllı telefon sınırı 2018’de aşıldı. Şimdi 55 milyonun üzerinde. Gelecek sene ise 60 milyon adeti geçecek.

2020 verilerine göre, internet erişimi en hızlı artan 20 ülkeden biri Türkiye.

En çarpıcı verilerden biri şu: Türkiye’de ortalama bir günde 7 saat 29 dakika internet kullanıyoruz.

Türkiye’deki sosyal medya hesaplarına 2 saat 51 dakika harcıyoruz.

DÜNYADA ÜST SIRALARDAYIZ

Türkiye’de sosyal medya kullananların kişi başı ortalama 9 hesabı var.

Türkiye Facebook kullanımında 10’uncu sırada (37 milyon +)
Türkiye Instagram kullanımında 6’ıncı sırada (38 milyon +)
Türkiye Linkedin kullanımında 15’inci sırada (8.4 milyon +)
Türkiye Snapchat kullanımında 11inci sırada (7.7 milyon +)
Türkiye Twitter kullanımında 6’ıncı sırada (11.8 +)

Bu telefonları, cihazları akıllı yapan da şüphesiz konuşturma kabiliyetleri değil içerisinde yer alan uygulamalar ve diğer özellikleri; hangisinin daha çok pikseli var, depolama alanı kaç gigabayt, camı ne kadar sağlam, 5G’si var mı, 6G gelince destekler mi, 7G’ye uygun mu, kaç paraymış, kaç sim kart takabilirim vb. gibi say say bitmeyen bilgilere ya da sadece markasına göre bu cihazları seçiyoruz.

Hiçbirinin telefon özelliği gündem konusu değil. Zaten telefon 1870’lerin sonundan beri hayatın bir parçası. Kim icat etti sorusunun müfredatta yer alan yanıtı Graham Bell olsa da Antonio Meucci ve Elisha Gray’in de aralarında bulunduğu çok değerli isimler bu teknolojiye verdikleri katkılarla bugünlere gelmemizi sağladı.

Geldiğimiz noktada da bir tavuk-yumurta hikayesi var.

Artan mobil tüketime ayak uydurmak için mi bu uygulamalar ile telefon akıllı oldu?
Mobil tüketimi artırmak için mi bu uygulamalar hayatımızın bir parçası oldu?
Herhalde her ikisi de doğru yanıt sayılabilir.

Peki, bu uygulamaların aklı nereden geliyor? Bu uygulamalara vizyonlarını koyan kişi ve kurumlardan.

Bu vizyon doğrultusunda kodlanıyorlar, tasarlanıyorlar, sayısız teste tabii tutuluyorlar ve mobil mağazalara yüklenerek kullanıma açılıyorlar. Tamamında ortak bir hedef var: daha çok kullanımı nasıl sağlarız? Çünkü bugün en değerli konulardan biri çok değerli olan zamanınızdan en çok payı alabilmek. Çünkü bu çok rahat pazarlanabilir ve bir gelire dönüşebilir.

Masa üstü bilgisayarların daha yoğun kullanıldığı ve internet yaygınlığının daha sınırlı olduğu dönemlerde çok da dikkat edilmeyen kişisel verilerin önemi işte tam da bu mobil dönemde büyük bir önem kazanıyor, kazandı.

Bugün herhangi bir uygulama sizin konum bilgilerinize, takviminize, fotoğraflarınıza, e-postanıza, yerel ağlarınıza, sağlık verilerinize, internet tarayıcınızın bilgilerine, cihaz markanıza, cihazda yüklü işletim sistemine, kameranıza, mikrofonunuza erişim isteyebiliyor.

İstemekte sorun yok. Uygulamayı yapan bir yasal düzenlemeyle sınırlandırılmadıysa isteyebilir.

BİZDEN NE İSTİYORLAR?

Tüm ülkelerin şu anda üzerinde çalıştığı ortak konulardan biri de bu, yasal düzenlemeler ve milyarlarca kullanıcıyı ve verilerini farklı ürünleriyle elinde bulunduran firmaların tekel oldukları iddiasıyla yürütülen soruşturmalar.

Peki, biz “onaylıyorum” tuşuna basmadan önce hangi bilgileri, verileri neden ve nerede kullanacaklarını biliyor muyuz? Farkında mıyız?

En büyük problemlerden biri burada yaşanıyor. Ne bir uygulamanın ne de bir internet sitesinin sizden, bizden ne istediğini ve ne amaçla kullanacağının tam olarak bilincinde değiliz.

Merak ediyorum, kaç kişi bir uygulamayı yüklerken ya da yüklemeden önce ya da kullanmaya başlamadan önce kullanıcı sözleşmelerini okuyor?

Bu sözleşmeler eskiden çok daha ufak puntolarla yazılır ve anlaşılması çok zor cümlelerle donanırdı. Şimdi biraz daha rahat anlaşılır bir haldeler ama kaç kişi bunları okuyor?

Çok popüler bir söylem vardır ben de çokça kez kullandım. Eğer bir ürün ücretsiz ise o zaman ürün sizsiziniz.

Peki sizin neyiniz değerli?

Yaşınız, cinsiyetiniz, gelir durumunuz, hobileriniz, telefon numaranız, alışveriş alışkanlıklarınız, tuttuğunuz takım, tutmadığınız takım, ilgilendiğiniz hisse senetleri, kredi notunuz, en çok ziyaret ettiğiniz restoran, ziyaret edemediğinizde sipariş verdiğiniz restoran, sigorta acenteniz, uçmayı tercih ettiğiniz ve etmediğiniz havayolu şirketi, en çok ziyaret ettiğiniz internet siteler, bu sitelerde okuduklarınız, izledikleriniz, ziyaret ettiğiniz alışveriş sitelerinde incelediğiniz ama almadığınız ürünler, en çok hangi arkadaşınızla sohbet ettiğiniz, telefon rehberinde kayıtlı olan kişi sayısı, bu kişilerin isimleri soyadları, arkadaşlarınızın arkadaşları ve onların arkadaşları, eve ya da işe giderken kullandığınız rota, günde kaç adım attığınız, kaç basamak merdiven çıktığınız, evinizde internete bağlanabilen cihazların neler olduğu, bir internet sitesinde geçirdiğiniz ortalama süre, net süre, videonun neresinde ekranı kapattığınız, harcama alışkanlıklarınız, evli olup olmadığınız, kaç çocuğunuz olduğu, cinsiyetleri, okuduğunuz okullar, fotoğraflarınızın konum bilgisi, bulunduğunuz adresler, yaptığınız olumlu, olumsuz yorumlar, sesli komutlarınız, yüklemeleriniz, yüz kimliğiniz, parmak iziniz, nabzınız, ip adresiniz, beğendikleriniz, beğenmedikleriniz, takip ettikleriniz ve daha saymakla bitmeyen tüm hareketleriniz...

İşte bu bilgiler ve daha fazlası sizin bu uygulamalar ve siteler için oluşturduğunuz değer.

Tüm bu bilgiler neden gerekli? Kısaca, daha iyi hedeflenebilmeniz, daha iyi bir pazarlama stratejisi için.

Bu bilgileri vermek ya da paylaşmak hayatınızı kolaylaştırıyor mu? Olabilir.

Tamamını değil de bir kısmını paylaşabilir misiniz? Mümkün.

Büyük soru ne? Bu uygulamaları ve internet sitelerini kullanan her kim ise bu bilgileri verirken farkında mı, değil mi? İsteyerek mi erişim verdi, farkında olmadan mı? Çözülmesi gereken en önemli konulardan biri bu.

Bilinçli kullanım ve tüketim olduğu sürece talep eden de kabul eden de daha az sorun yaşayacak ya da dönüp karar değişikliğini yapabilecektir.


YAZARA AİT DİĞER MAKALELER