Afganistan: Soğuk Savaş’ın son kalesi

Geçen haftalarda İstanbul’da satır arasında kalan, Libya, Suriye gibi gündemin sıcak maddeleri arasında hak ettiği yeri bulamayan önemli ve yüksek düzeyli bir toplantı yapıldı.

NTV Haber 21.12.2019 - 13:21 |

“Asya’nın kalbi: İstanbul süreci” toplantısı.  2011 yılında Türkiye’nin girişimleriyle başlatılmış bir inisiyatifti. ABD Afganistan’a harekâtı sonrası bir daha toparlanamayan Afganistan’a bir el uzatabilme amacını taşıyordu bu konferans.

Aslında Türkiye bu konferansı 2018 yılında yapmayı öngörüyordu. Ancak son iki yıl Afganistan sınamalarla dolu zor bir süreçten geçiyordu. Bu nedenle hedeflenen sonuçlara yönelik ilerleme sağlanmasına fırsat vermek amacıyla Ankara Konferansın eş başkanlığını yürüten Afgan hükümetinin onayını alarak Bakanlar düzeyindeki toplantıyı bir yıl erteledi. Şimdi ABD – Taliban görüşmeleri tekrar başlayıp, siyasi çözüm umutları da yeniden yeşerirken konferansın Bakanlar düzeyinde İstanbul'da toplanması zamanlı ve anlamlı oldu. Nitekim terörle mücadele için bölge ülkelerinin verdiği taahhüt sonuç bildirgesine yansıyan önemli vurgulardan birisiydi.

Afganistandaki savaş, Soğuk Savaşın son kalıntısı sıcak çatışmalardan biri olarak görülüyor. Sovyetler Birliği’nin işgalinden sonra ABD’nin 2001 yılında başlattığı operasyon, bölgede sonu gelmeyen savaşların en somut göstergesi. 18 yıldır istikrara kavuşamayan Afganistan’da, Taliban ile başlayan görüşmeler bölge açısından büyük bir ‘umut’.

UMUDUN ADI: ABD-TALİBAN GÖRÜŞMELERİ

İstanbul’daki toplantının zeminini yumuşatan unsurlardan biri ABD- Taliban arasında ara verilen görüşmelerin yeniden başlamasıydı kuşkusuz. Zira ABD 11 Eylül 2001 yılındaki saldırıların sorumlusu olarak El Kaide Lideri Usame Bin Ladin’i görüyordu ve 2001 yılında Afganistan savaşını başlattığında iki temel hedefi bulunuyordu. Usame Bin Ladin’i ölü ya da diri ele geçirinceye kadar mücadeleye devam etmek ve Bin Ladin’e destek veren Taliban yönetimini bitirmek.

ABD, Usame Bin Ladin’i öldürmeyi başardı ama Taliban’ı bitiremedi. Başarılı olamadığı mücadeleyi bıraktı, müzakereye döndü. ABD ve Taliban aynı masada, kalıcı barış için çabalıyor.

Geçen hafta toplantı için İstanbul’a gelen Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi ile konuşma imkânı bulduk.  Pakistan bölgede, Afganistan’da yaşananların doğrudan yansıdığı, bir başka deyişle Afganistan’ın kaderini paylaşan bir ülke.  Kureyşi, bu kez daha umutlu.  “Başından beri söylüyoruz, Afganistan’da soruna askeri bir çözüm getirilemez. Tek mantıklı çıkış yolu müzakereler ve bunun sonrasında ortaya konulacak siyasi bir anlaşma.  Umutluyuz... Bugüne kadar hiç olmadığı kadar umutluyuz.  Her iki tarafın da pozisyonu farklı. Taliban ABD'nin ülkeden çekilmesi için bir takvim istiyor. ABD bunun ön şartı olarak çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı bir ateşkes istiyor. Pozisyonlar arasındaki uçurum buydu.  Müzakereler sayesinde taraflar biraz olsun birbirilerine  yaklaştılar.  Ancak umarız buradan iyi bir sonuç çıkar. Ama eğer bir fırsat varsa, o gün şimdi bugündür.” dedi.

“TALİBAN'IN 60 BİN SAVAŞÇISI ATEŞKESE UYAR MI?”

ABD ve Taliban arasındaki görüşmeler nereye evrilecek, “Ateşkes” ile sonuçlansa bile, bu ateşkesin garanti ne, ateşkese kimler destek verecek ya da vermeyecek? Bu, Afganistan’da da herkesin cevabını merak ettiği ama kimsenin cevap bulamadığı bir soru. Yani “Taliban’ın 60 bine yakın savaşçısının tamamı ateşkese uyacak mı?”. Bu sorunun cevabı pek çoklarına göre “Hayır”. Afganistan’daki dengeleri ve dinamikleri yakından bilen bir Türk yetkili, “Taliban içinden barışa karşı çıkanlar ayrılabilir, BM’nin uluslararası terör listesine girmiş gruplarla, ki bunların sayısı 21 civarında, işbirliği yapması öngörülebilir. Yarın ateşkes olsa bu yıllarca sürecek bir süreç” diyor.

ABD’NİN AFGANİSTAN ÇIKIŞ STRATEJİSİ NE?

Tüm bu sorunlara rağmen, ABD’yi Taliban ile doğrudan görüşmeye iten en önemli sebeplerden biri, ABD Başkanı Donald Trump’ın Afganistan'da can kaybına ve ABD vergi mükelleflerinin sırtından büyük meblağlar harcanmasına artık son vermek istemesi. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Afganistan nezdindeki özel temsilcisi Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı bu zemini şöyle anlatıyor: “Başkan Donald Trump her ne pahasına olursa olsun, Afganistan’daki savaşa son vermek arayışında. ABD 2019 itibarıyla Afganistan'da yılda 47-48 milyar Dolar gibi bir meblağ harcıyor ve ABD Başkanı kaynakları artık bu düzeyde akıtmak istemiyor. Ancak Trump'ın amacı sadece tasarruf değil. Beyaz Saray Afganistan'dan askeri mevcudiyetini geri çekerken arkasında yeni ve kanlı çatışmalara gebe bir kaos ortamı bırakmak istemiyor. Bunun için de dikkatli bir şekilde oyunun son hamlesinin sürdürülebilir barışın tesisine imkan vermesi için zemin oluşturmaya çalışıyor. Bunun için şiddetin azaltılması ve tam anlamıyla kalıcı bir ateşkes sağlanması lazım.” Washington’un önceliği sadece Taliban ile ABD arasındaki görüşmelerin olumlu sonuçlanmasından ibaret değil. ABD’ye göre, Taliban’ın Afgan hükümetini de içeren, temsil gücü yüksek, geniş tabanlı bir heyetle bir şekilde diyaloga girmesi gerekiyor. Bu yüzden Afganlılar arası diyalog çerçevesinde tarafların üzerinde uzlaşabilecekleri yeni bir yönetim ve güç paylaşım formülü bulunması, bu yapılırken anayasal düzenin, son 18 yılın Afgan halkına ve kadınlara sağlamış olduğu kazanımların korunarak, devletin kurumsal yapısının tümüyle çökertilmesinin ve yeniden Taliban hakimiyetinde bağnaz ve merkeziyetçi bir yönetim şekline geri dönülmesinin önlenmesi de hedef ve öncelikler arasında yer alıyor. Botsalı, “ABD’nin hedefi 2019 yılının Eylül ayında Taliban ile terörizmle mücadele garantileri, şiddetin azaltılması, ateşkes ve Afganlılar arası diyalog karşılığında kuvvetlerini geri çekme taahhüdü içeren bir çerçeve anlaşması imzalamaktı. Taliban ateşkes ve diyalog konusunda ayak sürüyüp, tam anlaşma imzalanacakken Kabil'de ölümcül yeni bir saldırının sorumluluğunu üstlenince Başkan Trump anlaşmayı askıya aldı. Barış süreci de haliyle öngörülen takvimin gerisinde kaldı. Aralık başında ABD-Taliban görüşmeleri yeniden başladı. 2020’ye girildiğinde ABD'nin iç siyasi mülahazaları, keza Afganistan ve bölgesel aktörlerin dinamikleri hızlandırılmış bir barış sürecine ihtiyaç duyulmasına yol açabilir” diyor.

AFGANİSTAN'DA DAEŞ'İN AYAK SESLERİ

 Bir taraftan Taliban ile görüşmeler sürerken, İstanbul’daki “Asya’nın kalbi” toplantısına hitabında Afganistan ve bölgedeki aşırıcı güç ve oluşumlarla mücadele edilmesi ihtiyacına da değinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, DAEŞ tehdidinin Afganistan ve bölgesine sıçramasına izin verilmemesi uyarısında bulundu. Bölge ülkelerine, “Bu virüsün Afganistan’a sirayet etmesini önlememiz gerekiyor” diyerek bölge ülkelerine DAEŞ uyarısı yaptı.

Bölge için ne kadar büyük bir tehdit olduğunu- geçen hafta toplantı için İstanbul’a gelen- Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi’ye sorduğumuzda, aldığımız cevap şuydu: “DAEŞ tehdidi gözardı edemeyeceğimiz, önemsediğimiz bir tehdit. Ayak izlerini görüyoruz.  Biz El Kaide'nin yenilmesi ve belinin kırılmasında hayati rol oynadık. DAEŞ'in El Kaide gibi bir canavara dönüşmeden bertaraf edilmesi konusunda uluslararası toplumla birlikte mücadeleye hazırız” diyordu. Bir süredir Afganistan’da konuşulan bir konu da, ABD’nin DAEŞ’e karşı Taliban ile işbirliği yapması. Bu ihtimal bile, iki taraf arasında yeniden görüşmelerin neden başladığını izah etmek için alt alta konulabilecek sebeplerden biri.

“DAEŞ İÇİN AFGANİSTAN SIÇRAMA TAHTASI”

DAEŞ’in bölgedeki hareket alanları, gelecekte Orta Asya’yı doğrudan etkileyebilecek bir tehdit unsuru. Hüseyin Avni Botsalı bu tehlikeye şöyle dikkat çekiyor: “DAEŞ’in Tacikistan sınırında yaptığı ihlal ve saldırılar son dönemde ivme kazandı. DAEŞ sadece Afganistan’ı istikrarsızlaştırmak politikası gütmüyor, aynı zamanda Afganistan’ı bir sıçrama tahtası olarak kullanıp, Orta Asya’yı da tehdit ediyor.” Orta Asya Cumhuriyetlerinde aşırıcılık yanlısı grupların DAEŞ ve Afganistan'da üslenen başka şiddet yanlısı örgüt ve oluşumlardan etkilenmesi, bölgeye aşırıcılık, şiddet ve terör ihraç edilmesi sonucu doğurur.  Botsalı, böyle bir durumda, başta sınır güvenliği olmak üzere, bölge devletlerinin yeniden ve giderek artan ölçüde dışa bağımlı hale gelebileceklerine ve bunun da dış güçlerinin bölgeye müdahalelerine davetiye çıkartacağına, Asya'nın kalbinde asırlardır süregelen büyük oyunun farklı boyutlarda yeniden sahneleneceğine, en ağır  bedeli de yine Afgan halkının ödeyeceğine dikkat çekiyor.  Botsalı, “Bunun da riski, Sovyetler Birliği’nden kopmuş Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin demokratik, özgür ve egemen devlet olma hedefleri önündeki temel bir engel” diyor.

“DONÖRLER YORGUN”

Afganistan savaşı 2001 yılından bu yana devam eden bir savaş. Savaş yorgunluğu kadar, savaşın ardından yaraların sarılması için yürütülen çabalarda ve bir türlü önlemeyen yolsuzluklar nedeniyle kendilerini sürekli kara deliğe para atar konumda hisseden bağışçı ülkelerde de artık yorgunluk işaretleri baş gösteriyor. Kabil’de İslam İşbirliği Teşkilatı Özel Temsilcisi olarak görev yapan Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı, “Senelerdir konuşuluyor, gelir ve refah artmıyor, insanların yaşam kalitelerinde bir türlü ilerleme sağlanamıyor. Bundan sonra Afganistan için güzel bir gelecekten bahsedeceksek, altyapı, sağlık, eğitim, tarım, turizm gibi alanlarda yatırımlara ihtiyaç var, üstelik savaş için harcanan para kadar, belki de daha fazlasının bu alanlara yatırılması gerekecek” diyor.

Bunun için Asya’nın kalbi gibi inisiyatifler de büyük önem taşıyor. Şayet Afganistan’da, bir ateşkes ortamı sağlanır, Afganlılar arası bir diyalog imkânı oluşabilirse, bu Afganistan’a altyapı ve diğer alanlardaki yardımlar için de sağlıklı bir zemin hazırlayacak. İşte Asya’nın kalbi gibi inisiyatifler, böyle bir zeminde, Afganistan’ın geleceği açısından büyük önem taşıyor.

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER