Uyuyan aslan uyandı: Çin, 'Yol ve Kuşak' projesi ile daha da güçlü geliyor

“Çin uyuyan bir aslandır. Bırakın uyusun. Uyanırsa dünya sarsılır...” 200 yıl önce Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart’ın Çin için sarfettiği söylenegelen bu söz, 200 yıl sonra gerçeğe dönüştü. O aslan artık uyandı ve dünyayı sarsmaya başladı. 1970’lere kadar fakir bir tarım toplumu olan, dahası büyük nüfusunu kambur gibi sırtında taşıyan Çin 40 yıl içinde dünyanın süper güçleri arasına girdi. Bugün ABD ve Rusya’nın yanında küresel bir güç olarak siyaset sahnesinde yer almasının sebebi, 1970’lerden sonra izlediği politikalar. Çin bugün “Yol ve Kuşak” girişimi ile de gelecek 20 yıl planlamasını yapmış durumda.

“Çin” deyince aklınıza sadece bir ülkenin ismi geliyorsa yanılıyorsunuz demektir. Çin aynı zamanda kıt’a ölçeğinde bir bölge; muazzam bir tarih ve köklü bir medeniyet. Dünyada bilinen geçmişi Çin’inki kadar geriye giden bir başka ülke yok. Nüfus açısından dünyada Çin’e yaklaşan bir ülke de yok. Çin’i dünya siyaset gündeminin en üst sıralarına çıkartan şey ise, ekonomide son 40 yıl içinde eriştiği, benzeri görülmemiş ekonomik sıçrama oldu.

1970’lerin sonunda gayri safi millî hasıla büyüklüğü olarak sadece 150 milyar dolarlık bir ülkeydi. Yani Türkiye’nin bugünkü toplam gelirinin dörtte birine bile sahip değildi. Sonrasındaki 40 yılda dünyada hiçbir ülkenin başaramadığı şekilde 89 kat büyüdü. Çin bugün 13,4 trilyon dolarla dünyanın en büyük 2’nci ekonomisi. Çin o zirveye yaklaşık 35 yıl boyunca ortalama yüzde 10 büyüyerek ulaştı.

Çin’in hikayesi ise 1978’de başladı.

Çin'in kaderini Xiaoping çizdi

Çin’in kaderini yeniden çizen adamın adı Deng Xiaoping’ti. Deng Xiaoping Çin Komünist Partisi’nin reformcu kanadının lideriydi. Deng, yönetimde ipleri tamamen ele geçirdikten sonra mesinden sonra Kurucu Lider Mao Zedong’un içe dönük ekonomi politikalarını terk etti. Çin’in yüzünü dünyaya çevirecek, ekonomisini dünya ticaretine katacak adımlar attı. Deng Xiaoping, dönüşüm politikasını dört stratejik açıdan devreye soktu: Kırsal ve kentsel alanlardaki dönüşüm, makroekonomik politikalardaki değişim ve tabii açık kapı politikaları. Tarımda ekilen ürün ve fiyat üzerindeki denetimlerin gevşetilmesi. Bazı işletmelere üretim planlama ve pazarlama konusunda özerklik verilmesi. Fiyatlar üzerinde devlet kontrolünün aşamalı olarak kaldırılması. Dışarıda alınan hammaddeyi kalabalık işçi ordusu ile ucuza işleyerek ihraç etmenin yolunun bulunması. Bunlar 1980’li yıllarda izlenen yenilikçi politikalardan sadece bir kaçıydı.Ama ekonomideki atılımlar siyasi reformlarla desteklenmiş değildi.

Tiananmen Meydanı Tiananmen Meydanı

Tiananmen Meydanı’ndan çıkarılan ders

4 Haziran 1989’da, Tiananmen Meydanı’ndaki protesto gösterileri Çin’de on yıldır devam eden yenileşmenin eksik yanlarını gösteriyordu. Çin Komünist Partisi Pekin’deki olayları şiddet kullanarak bastırsa da uçurumun kenarından döndüğünü anlamıştı. O dönemde yıkılan komünist rejimlere ilişkin çıkarılan en büyük ders, çoğulcu demokrasiye yönelik girişimlerin tehlikeli olduğu şeklindeydi. Bu yüzden tek ve yegane güç olma hedefi konuldu. “Devlet eliyle kapitalizm” fikriyle, halkın refahını sağlamaya dönük ileri ekonomik adımlar atılmaya başlandı. Çin bu anlamda 10 yıllık stratejik planını da yaptı. Artık dünyanın ucuz ürünlerinin fabrikası olmayacaktı. “Made in China” tanımını dönüştürdü. Düşük kaliteli ürünleri terk etti, onun yerine katma değeri yüksek ürünlere yöneldi. Teknoloji bilişim, yapay zeka, robotik alanlarında üretime başladı. İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Coşkun Küçüközmen dönüşümü iki ana unsura bağlıyor. Sürat ve nitelikli işgücü. Küçüközmen, “1,5 milyarlık bir nüfustan bahsediyoruz. Çin tedbirler almak zorundaydı. 2000’li yılların başında şöyle bir karar almış olabilir.  Ekonomi mi finans mı? Bence ekonomiyi tercih etti. Bunu tercih etmesinin anlamı şu, istihdam yaratmak zorundaydı, kaynakların etkili kullanımı sağlamak için etkili üretim yapmak zorundaydı, insanını etkili kullanmak zorundaydı. Çin’in başarısının sırrı nerede diye sorarsanız, bence sürattir. Batılı ülkeler, ABD veya Avrupa bir üretimi yapmak için 12 ayda kuracağı bir sistem, bir birim veya ünite, Çin’de 3-5 gün içinde kurulabiliyor ve hemen üretime geçebiliyor.

Çin ayrıca nitelikli öğrencilerini Avrupa ve ABD gibi ülkelere göndererek çok iyi eğitim almalarını sağladı ve bunların tamamına yakını geriye döndü. Bunların da Çin ekonomisine katkısı büyük oldu. Ucuz işgücü olabilir ama nitelik önemli. İşte o ucuz işgücü ile niteliği de kazandırarak olayın boyutları bu noktaya geldi diye düşünüyorum.” diyor.

Kuşak ve Yol’un en avantajlı koridoru Türkiye’den geçiyor

Türkiye de  Kuşak ve Yol projesinin güzergahı üzerindeki ülkelerden ve projenin ortaklarından. Geçtiğimiz günlerde Çin’in Xi’an kentinden yola çıkan, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu üzerinden Türkiye’ye gelen, Marmaray’dan geçerek Avrupa’ya ulaşan tren bu proje kapsamında yol aldı. Türkiye’nin de dahil olduğu “Ortak koridor” güzergahlar içindeki en avantajlı koridor. Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Abdülkadir Emin Önen o avantajı şöyle anlatıyor: “Orta koridor projesinin güzergahı diğer kuzey ve güney koridoruna göre çok daha kısa. Deniz yoluna göre de çok daha kısa. Deniz yolunda Çin’den çıkan bir ürün Avrupa’ya gidene kadar 40-45 gün geçiyor ama orta koridordan giderse 15 gün geçiyor. Bu orta koridor mevsimsel olarak da ciddi bir avantaj da sağlıyor. Çünkü orta kuşak iklimi daha yumuşak. Vagonlarda, konteynırlarda iklimlendirmeye gerek kalmıyor bu da maliyet açısından önemli.” diyor. Türkiye sadece Çin ile değil, güzergah boyunca olan ülkelerle altyapı ve üst yapı projeleri için anlaşmalar yapmak için çalışıyor.

Çin'in Google'ı Baidu'nun genel merkezi Çin'in Google'ı Baidu'nun genel merkezi

ABD’ye rakip teknoloji

Yüksek teknolojik ürünlere yönelim, hızlı üretim ve nitelikli işgücü Çin’in son 40 yıldaki başarısının sırrıydı. Çin yıllar içinde ABD’nin teknoloji ve bilişim devlerine alternatif güçler yarattı. Dünyada internet arama motoru denilince akıllara hala “Google” geliyor olabilir ama Çin’in “Google”ı artık Baidu. 2000 yılında kurulan Baidu şirketi, 2016 yılına gelindiğinde arama motorları ilk 10 listesinde 4’üncü sıraya kadar yükseldi. Firma bugün sadece bir arama motoru değil, yapay zeka ile çalışan araçlardan, robotlara kadar pek çok alanda üretim yapıyor. Şirketin Çin’de 40 bine yakın çalışanı var. Dünyanın pek çok yerinde, örneğin ABD’de Silikon Vadisi’nde, Japonya’da teknoloji merkezinde inovasyon ve araştırma geliştirme laboratuarları var. Çin son 20 yılda teknolojik alanda o kadar büyük bir sıçrama yaptı ve ABD şirketlerini küresel pazarda o kadar zorladı ki, ticaret savaşlarının odağına da bu şirketlerin en güçlü olanları oturdu. Onlardan biri hiç kuşkusuz Huawei. Şirketin geçen yıl Avrupa ekonomisine katkısı yıllık 12,8 milyar euroydu. Avrupa’daki 170 bin kişiye istihdam sağlıyor. 12 Avrupa ülkesinde 23 araştırma geliştirme enstitüsü var. Çin Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre, Huawei Türkiye’de en büyük ikinci Ar-Ge merkezlerinden birini açtı ve yerel çalışan sayısı 1100’ü aşmış durumda. Çin’in iddiasına göre, ABD, Huawei’yi, Ar-Ge çalışmalarına üretimden daha fazla kaynak ayırdığı, Çin hükümeti ile olan ilişkileri ve yeni nesil mobil teknoloji olan 5G piyasasına egemen olması yüzünden köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.

Hegemonyanın adı “Yol ve Kuşak” mı?

Çin 20 yıl sonra kendisini nerede görüyor? Muhtemelen ABD’nin önünde ve dünya ekonomisinin zirvesinde. Çin’in 2040 yılında kendisini nerede konumlandırmak istediğinin en somut göstergesi belki de “Yol ve Kuşak” projesi. Fikir babası mevcut Başkan Xi Jingping’ti. Jingping göreve geldikten bir yıl sonra 2013’te bu olağanüstü projeyi dünyaya duyurdu. Hedef tarihi İpek Yolu ve Deniz Ticaret yollarını yeniden canlandırmaktı. Bosphorus Clup Enerji Kulübü Başkanı Mehmet Öğütçü’nün tanımıyla bu proje “21. Yy’ın en büyük projesi”... Öğütçü, “Marshall Planı’nın 26 katı büyüklüğünde, Asya ile Avrupa’yı bağlayan, Ortadoğu’ya, Afrika’ya uzanan muazzam bir coğrafyayı kültürel ve nüfus olarak biribirine bağlıyor” diyor. Uluslararası Ekonomi Politik ve Güvenlik Uzmanı Selva Tor da, Çin’in planını, “Bu projeyle kurumsal olarak yeni bir düzen ihdas etmeye çalışıyor, ticaret havzalarıyla kendisine yeni bir hinterland yaratmaya çalışıyor” sözleriyle izah ediyor.

Peki bu proje ile Çin dünya üzerinde bir hegemonya mı kuracak? İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Cumhur Küçüközmen bilinen bir soruyu gündeme getiriyor: “Bugüne kadar tek bir nüfuz yok muydu, kullandığımız paradan, yazılımlara kadar?”.  Kuşak ve Yol Projesi’nin Çin’in gücünü nüfuzunun dünyaya yayılması anlamına gelen bir proje. Çin de ABD’nin karşısına bir süper güç olarak çıktı.” diyor.

Kuşak ve Yol projesinin haritası hiç açıklanmadı

Kuşak ve Yol projesinin hedefi ülkeleri demiryolu, liman, havalimanı, enerji ve iletişim altyapısı ile bağlamayı hedefliyor. Ancak Çin bugüne kadar resmi olarak hiç bir zaman projeye ilişkin bir harita açıklamadı, yayınlamadı. Ancak yazılı metinlerde, çizilen güzergahlar var. Projenin kuzey, güney ve orta kuşak gibi ara koridorlar da dahil karadan üç ana, denizden de üç ana güzergahı var. Bugün 136 ülke bu hayale ve projeye dahil oldu. Toplamda 195 işbirliği anlaşması yapıldı. Çin bu projeye o kadar önem veriyor ki, elindeki bütün imkanları seferber ediyor. Güzergah üzerindeki ülkelerindeki limanları satın alıyorlar, kimi yerlerde karayolu, kimi yerlerde demiryolu inşa ediyorlar. Ülkelerin ve bu işleri yapacak şirketlerin finansman sorunlarını çözüyorlar. Çin Kalkınma Bankası 2013’ten bu yana güzergahda 600’ün üzerinde projeye 190 milyar dolar finansman sağladı. Çin Bankası’nın sağladığı finansman ise 130 milyar doları aştı. Çin yıllarca yüzde 10’lara yakın sürdürdüğü büyüme oranı artık yüzde 6’larda. Çin devletinin bundan sonra 2 temel önceliği var gibi duruyor. Çin Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bu 2 önceliği şöyle sıralıyor: “Büyümeyi yüzde 6’nın altına düşürmemek. Ekonomide bölgesel dengesizlikleri ortadan kaldırmak için çalışmak.

Ekonomide bölgesel dengesizliği ortadan kaldırmak için yapılan bazı destekler var. Kuşak ve Yol projesiyle birlikte belirli bölgelerde ekonomik faaliyetler de hızlanmış durumda. 1990’lardan bu yana kurulan Ulusal Kalkınma Bölgeleri'ne devlet bazında destekler artırılıyor. Bugün Çin’de 219 Ulusal Kalkınma Bölgesi var. Ülkenin en doğusundaki Jiangsu Bölgesi’nde 26, Zhejiang bölgesinde bölgesinde 21 Ulusal Kalkınma Bölgesi var. En batısında, Yol ve Kuşak projesinin batıya açılan kapısı Şincan’da ise 9 adet. Urumçi Ekonomi ve Teknoloji Kalkınma Bölgesi Kuşak ve Yol projesinin lojistik merkezi durumunda. Kalkınma ve Reform Komisyonu Başkan Yardımcısı Hao Ji “Burada imalat üssü kurduk. Pek çok sektörde faaliyet veriyoruz. İmalat ağırlıklı çalışıyoruz. Şu an Şangay’daki Volkswagen ve başka bir kaç otomobil fabrikası burada üretimlerini yapıyor. Kamyon fabrikamız da var. Rüzgar enerjisi imalatı ve metalurji gibi geleneksel imalat alanlarıda faaliyet gösteriyoruz” dedi.  Bölgede kurulan otobanlar, tren hatları, hızlı tren hatları ve uluslararası havalimanı ile Urumçi’deki Ulusal Kalkınma Bölgesi Kuşak ve Yol projesine katkıda bulunuyor.

“Hedef ihracattan önce Çinli yatırımcıyı çekmek”

Çin, dünyadaki hiçbir ülke için ekonomik açıdan ihmal edilebilir bir ülke değil. Muazzam bir nüfusa ve finansal kaynağa sahip olan Çin’e mal satmak bütün ülkeler için öncelikli hedef. Ama Türkiye’nin daha öncelikli hedefi Çinli yatırımcıyı çekmek. Büyükelçi Önen sebebini şöyle açıklıyor: “İki ülke ticaret hacmi 23-24 milyar dolar civarında. Biz bunun potansiyelinin çok gerisinde olduğunu düşünüyoruz. Şu an en az 50 milyar dolar olmalıydı. Çin’in ihracatı 20 milyar, Türkiye’nin 3 milyar dolar. Biz ihracatımızı ne kadar artırırsak artıralım Çin'e, dengesizlik, aradaki fark kapanmayacak kadar büyük. O yüzden biz şu an daha çok doğrudan yatırımları, Çinli yatırımcıları Türkiye'ye bekliyoruz. Çin’in Türkiye’de doğrudan yatırımı 1,5-2 milyar dolar arası. Bunu arası diye tanımlamamın sebebi, bazı Çin sermayesi Avrupa üzerinden giriyor. Dolayısıyla bu rakamın çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Çin’in diğer ülkelerdeki doğrudan yatırımlarına baktığımızda, Pakistan’da 60 milyar dolar, Mısır’da 23 milyar dolar. Afrika kıtasının her şehrinde yatırımı var. Bir kaç yıl içinde biz doğrudan yatırım rakamını 2-3’e katlamayı hedefliyoruz.” diyor. Türkiye Kanal İstanbul, nükleer santral, demiryolu altyapı projelerinde Çinli şirketleri görmek istiyor. Sektör ve alan ayırt etmeden Çinli yatırımcının gelmesini istiyor. Büyükelçi Önen, “Çinlilere şunu söylüyoruz. Türkiye’de yaptığınız yatırım sadece  82 milyondan ibaret değil. 4 saat mesafede 57 ülkeye, 1,6 milyar nüfusa, 24 trilyon dolarlık bir havzaya ulaşıyorsunuz” diyor.

Siyasi ilişkilerin hassas noktası

Türkiye ve Çin arasındaki ekonomik ilişkiler rayında ilerliyor. İkili siyasi ilişkilerde en hassas konusu ise Uygur Türkleri. Çin”de resmî adı  “Şincan Özerk Bölgesi’ olan Doğu Türkistan,  zengin doğal kaynaklarına sahip bir bölge. Dahası Kuşak ve Yol projesinin güzergahı üzerinde yer alıyor. Bu bölge 1992 yılından itibaren pek çok olaya sahne oldu. Çinli yetkillier, 2016’ya kadar dozu kimi zaman azalan kimi zaman artan bu olayları “ terörle mücadele’ diye nitelendirerek bastırmaya uğraşıyor.

Yeni bir mücadele yöntemiyle, radikalizmden etkilendiği iddia edilen ancak suç işlememiş veya hafif suçları olan Uygurlar için  ‘Mesleki eğitim merkezleri’ kurdu. Çin bunlara “Mesleki eğitim merkezleri’ diyor, ancak BM raporlarında buralar ‘toplama kampı’ olarak nitelendiliyor. Çin, bu eğitim merkezlerinde, aşırıcılıktan etkilenmiş kişileri rehabilite edip bunları topluma kazandırdığını idda ediyor.  BM raporlarında ise buralarda bir milyon Doğu Türkistanlının tutulduğu belirtiliyor. Çinli yetkililer, bu olayların, basın yayın organlarında gündemde tutulmasından rahatsız. Bunu,  batı’nın özellikle abd ve ab’nin ‘bölgeyi kaşıması’’ olarak görüyor. Temmuz 2019’da Çin’i ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bunun altını  “Bu konuyu istismar eden yaklaşımlar da var. Bu istismarlar da Türk-Çin ilişkilerinde olumsuz yansımalara neden oluyor. Bu konuda istismarlara fırsat vermemek lazım.” sözleriyle çizdi. Erdoğan, ‘Bu meselede karşılıklı hassasiyetleri dikkate alarak bir çözüm bulabileceğimize inanıyorum.’ dedi.

Türkiye, güvenlik ve istihbarat paylaşımı başta olmak üzere, belli alanlarda ilerleyip, sorunun çözümü için birlikte çalışılabileceğini düşünüyor. Çin Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, ‘Bu konu, Çin’in iç işidir, Türkiye’nin Çin’in politikasını kabul etmesini bekliyoruz’  görüşünde. Bu pozisyonlardan geri adım atmış değiller. 

Ancak yine de Türkiye ile bu soruna rağmen ekonomik işbirliğini geri plana itmiş değiller.

VİDEO: DEMİR İPEK YOLU PROJESİ (KAPIKULE-HALKALI 95 DAKİKA)

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER