Hakan Türkçapar
Prof. Dr. Hakan Türkçapar
02 Mayıs 2026 11:12

Doktor yüzünüze bakmadı mı? Sağlıkta mekanikleşme neden artıyor, sorunun kaynağı ne?

Google'da NTV'yi tercih et

Son yıllarda muayene odasından çıkanların hep benzer bir cümlesi var: "Yüzüme bakmadı bile." Doktorların da hep aynı yakınması: "Hasta, internetten tanı koyup geliyor, beni dinlenmiyor."

İki taraf da haklı, ama ikisi de aynı şeyi yapıyor: birbirini insan olarak değil, birer risk olarak görüyor. 

 

Hasta ve hasta yakını olarak ve tabii bir hekim olarak büyük hastanelerdeki işleyişi gördükçe netleşen bir gözlemim var. Sağlık ilişkisi sessiz sedasız son derece mekanikleşti: Hastane sanki bozulan bir organik makinanın getirildiği, onun tamir edildiği bir yer doktor da tamiratı yapan bir görevli.

 

Neden böyle? Hekimler artık, "ya hasta beni şikayet ederse, ya dava ederse" kaygısıyla davranıyor. Buna “defansif tıp” deniyor: tetkik üzerine tetkik, kurallar, mesafeli tavır, kısa cümleler, göz teması yerine ekran. Bu örüntü en çok da kaygı düzeyi yüksek, önceliği kendisinin zarar görmemesi olan, belirsizliğe tahammülü düşük ve kuralcı eğilimleri olan sağlık çalışanlarında belirginleşir; çünkü bu kişilik örüntüsünde riski yönetmenin yolu hastayla mesafe koymak, hastadan çok kural yazı çizi evrakla uğraşmak. 

 

Hastalar da artık bu ortamda "ya doktor benimle ilgilenmezse, ya yanlış teşhis koyarsa" tedirginliğiyle giriyor odaya. İki taraf da daha karşılaşmadan kendini korumaya alıyor. Bu yüzden ne hekim mesleğine, ne hasta iyileşmeye odaklanabiliyor.

 

KAFAMIZIN İÇİNDEKİ TUZAKLAR

 

Bu kopuşun altında üç klasik psikoloji mekanizması yatıyor.

 

Güdülenmiş akıl yürütme: Beynimiz, görmek istediğini destekleyen kanıtı seçer. Hasta, doktorun "vakit kaybetmek istemediğini" doğrulamak için oradadır; her aceleci hareket bu varsayımın kanıtı olur. Doktor "potansiyel şikayetçi" sandığı hasta/ hasta yakınının her sorusunu talebini kendi varsayımının doğrulanması olarak okur. İki taraf da kendi haklılığını biriktirir; süreç ortak diyalogla değil bir, iki monologla yürür.

 

Zayıflayan ahlaki temeller: Hekimliğin ruhu care/harm -bakım ve zarardan kaçınma- temeline dayanır. Ne zaman sistem bu temeli korunma, kollanma, suçtan kaçınma eksenine kaydırır, hekimliğin özü de zarar görür. Bakım ahlakının yerini hukuki ahlak alır. Bu, kötü hekimden değil, sistemden doğan bir aşınmadır.

 

Yankı odası: Hekimler mesleki gruplarında yalnızca "şikayet, hekime açılan dava, şiddet" hikâyelerini duyar. Hastalar kendi forumlarında yalnızca "yanlış teşhis, ihmal, duyarsız doktor" anlatılarını. İki taraf da bu en uç hikâyelerle beslenir ve karşılaşmadan çok önce birbiri hakkında karar vermiş olur.

 

EMPATİ NEDEN BUHARLAŞTI?

 

Tıp eğitimi araştırmalarının sürekli tekrarladığı bir bulgu var: öğrenciler birinci sınıfa yüksek empati skorlarıyla geliyor, son sınıfa kadar bu skor düşüyor. Buna empati erozyonu deniyor. Sebebi merhametsizleşmeden çok, merhamet yorgunluğu: sürekli acıya maruz kalan, yeterince uyumayan, kurumsal olarak korunmayacağına inanan bir zihin kendini duygusal olarak kapatır. Bu yükselen saf bir bencillik değil, kalınlaşan bir zırhtır. Ama hastanın gözünde fark etmez; ikisi de aynı soğuklukta gelir.

 

Toplumsal düzeyde ise daha derin bir sorun var: güvenin erimesi. Son araştırmalar Türkiye'de hemen her kuruma, mesleğe, medyaya, hatta insana güvenin çok düştüğünü gösteriyor. Hasta hekime, hekim hastaya güvenmiyor. Güvenin azaldığı her yerde yardımseverlik azalır; çünkü yardım etmek, karşıdakinin niyetine güvenmeyi gerektirir. İnsan sağlığı gibi çok hayati bir alan olan Tıp, bu erozyonun en yakıcı düzlemlerinden biri haline geldi.

 

PEKİ NE YAPILABİLİR?

 

Çözüm, hekime "daha güler yüzlü ol" demek ya da hastaya "doktoruna güven" demek değil. Keşke değişim böyle kolay olsaydı.

 

Sistemsel düzeyde: Defansif tıbbı doğuran şey malpraktis ve şikayet korkusudur. Açık, hızlı ve adil bir tıbbi hata değerlendirme sistemi olmadan hekim rahatlamaz; rahatlamayan hekim de hastasına tam dönemez. Hasta şiddetine karşı caydırıcılık ile hekim hatasına karşı şeffaf sorumluluk birlikte kurulmalı.

 

Mesleki düzeyde: Psikolojik destek grupları -hekimin zor hastayı meslektaşlarıyla konuşup duygularını işlediği küçük gruplar- empati erozyonunu yavaşlattığını kanıtlamış bir uygulamadır. Tıp eğitiminde "öyküsel tıp" ve iletişim becerileri, anatomi kadar ciddiye alınmalı. Hekimi koruyan tek şey hukuk değildir; meslektaş dayanışması da koruyucudur.

 

Bireysel düzeyde: Muayeneye giderken karşıdaki insanın da yorgun bir insan olduğunu, muayenede karşıdakinin de korkmuş biri olduğunu hatırlamak. Küçük bir hatırlatma gibi duruyor; ama yankı odasından çıkmanın tek yolu, karşıdakini bir makine değil, insan olarak, bir kişi olarak görmektir.

 

Bencillik değil kendini koruma, yorgunluk yükseliyor, duyarlılık ve güven düşüyor. Sağlıkta ilişkinin yeniden insanileşmesi, suçlu aramakla değil; hem hekime hem hastaya güven sağlayan koruyan bir sistem ve mesleki-insani kültür kurmakla mümkün.

Etiketler: Tıp - Doktor - Hastane