
Kaybettikten sonra yapılan en büyük hata
Bu ay yüz binlerce insan, birikimlerinin bir bölümünü kaybetti. Hukuki süreç sürüyor, kimin ne kadar geri alacağı zamanla belli olacak.
Ancak bu durum, maddi etkinin yanı sıra psikolojik açıdan da insanları etkiledi çünkü ekonomi, sanıldığının aksine maddiyatla değil insan psikolojisi ve davranışlarıyla ilgilidir.
Neden risk alırız?
En kolay açıklama “açgözlülük” demektir. Bu yanıt her ne kadar ilk anda akla çok uygun gelse de bir o kadar da yanlıştır. Davranışsal iktisat, son kırk yılda bu sorunun çok daha geçerli başka yanıtları olduğunu gösterdi.
Birincisi: İnsan kaybın çok olduğu bir ortamda riske koşar. Kahneman ve Tversky’nin 1979’da ortaya koyduğu beklenti kuramının temel bulgusu şudur: İnsan kazançlı alandayken güvenli olanı seçer, kayıp alanındayken ise biraz bile kurtulma ihtimali olan riskli seçeneği tercih eder. Yani örneğin enflasyonun yüksek olduğu bir ortamda hiçbir şey yapmamak da kayba yol açar. Parası her ay eriyen insan, psikolojik olarak zaten kayıp alanındadır. Dolayısıyla böyle bir ortamda kişinin riski yüksek yatırımlar yapması bir karakter zaafı değil, öngörülebilir bir tepkidir.
İkincisi: Geçmiş getiri kovalanır. Barber ve Odean’ın bireysel yatırımcılar üzerine çalışmaları, insanların fon seçiminde ağırlıklı olarak geçmiş performansı kovaladığını gösteriyor; alımların büyük bölümü son dönemin en iyi getiri sağlayan fonlarına yöneliyor. Fon akışları ile geçmiş getiri arasındaki korelasyon 0,49 gibi yüksek bir düzeyde. Oysa kısa vadeli borsa getirileri neredeyse öngörülemezdir ve uzun vadede ortalamaya döner. Yani en çok kazandıran fona, tam da kazanma döneminin sonuna doğru girilir.
Aynı araştırmacıların ünlü çalışmasının başlığı bunu özetliyor: “İşlem yapmak servetiniz için tehlikelidir”. Bireysel yatırımcıların, borsa ölçüt endekslerinin altında getiri elde ettiği, pek çok ülkede tekrar tekrar gösterildi.
Üçüncüsü: Sürü ve kaçırma korkusu. Herkesin girdiği bir yere girmemek, çoğu insan için zarar etmekten daha rahatsız edicidir. 2026 tarihli bir derleme; kaçırma korkusu, dürtüsellik ve işlem sıklığı arasında tutarlı ilişkiler bulunduğunu bildiriyor.
Neden zamanında çıkamadık?
Burada başka bir yanlılık devreye girer: yatkınlık etkisi. İnsan; kazandıran varlığı satmaya, kaybettiren varlığı ise elde tutmaya eğilimlidir. Çin borsasında milyonlarca hesabın incelendiği bir çalışmada yatırımcıların kazandıran bir hisseyi satma olasılığı, kaybettireni satma olasılığından yüzde 67 daha yüksek çıkmış. Sebep basittir: Satmak, kaybı gerçek kılar. Elde tutmak ise kaybı hâlâ “kâğıt üzerinde” bırakır.
Kayıptan sonra ne oluyor?
Asıl konuşulmayan kısım burası.
Servet şoklarını inceleyen çalışmalar tutarlı bir tablo çiziyor: İş kaybı, dolandırıcılığa maruz kalma ve ani varlık kayıplarının ardından ruhsal sıkıntı, depresif ve kaygı belirtileri artıyor; bu stres aile içinde de yayılıyor.
Ancak finansal kayıp, diğer kayıplardan bir yönüyle ayrılır. Deprem ya da hastalık başınıza gelir; para kaybında ise kendinizi suçlarsınız. “Ben aptallık ettim, uyarıları dinlemedim.”
Bu utanç, kaybın kendisinden ağır bir yük olabilir. Ve utancın ilk yaptığı şey, susturmaktır. Kişi eşinden gizler, arkadaş ortamında konuyu değiştirir. Kayıplar biriktikçe utanç, suçluluk ve gizlilik kişiyi sosyal destek ağından koparır ve destekten kopuş, çökkünlüğü derinleştirir. Yani kişi tam da yardıma en çok ihtiyaç duyduğu anda yalnız kalır.
En büyük hata: Zararı kovalamak
Bizim psikiyatrik uygulamada gördüğümüz en tehlikeli davranış, kişinin kaybettiğini hızla geri almak için daha riskli bir pozisyona girmesidir.
Bunun psikiyatride bir adı var. DSM-5’te kumar oynama bozukluğunun tanı ölçütlerinden biri doğrudan budur: “Para kaybettikten sonra, çoğu kez ödeşmek için ertesi gün geri dönme.” Zararı kovalamanın; majör depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu ve travma sonrası stres belirtilerinin yükselmesiyle ilişkili olduğu araştırmalarda gösterilmiştir.
İşleyişi basittir: Kayıp bir yara açar, yaranın acısı acil bir onarım isteği doğurur, acil onarım ise ancak yüksek riskle mümkündür. Böylece ilk kaybın üstüne ikinci bir kayıp gelir ve ikincisi çoğu zaman daha büyüktür.
Bu yüzden en kritik dönem, kaybın hemen ardındaki birkaç haftadır.
O zaman:
- Büyük kararları erteleyin.
Akut zorlanma altında zihin uzun vadeyi iyi hesaplayamaz. Kayıp anında alınan “telafi” kararlarının çoğu, aylar sonra pişmanlıkla anılır.
- Kaybı hesaplamadan önce doğru bilgiyi alın.
Panikle “her şeyim gitti” varsayımıyla hareket etmek, geri alınabilecek bir tutarı da riske atabilir.
- Susmayın.
Bu kaybı bir kişiye anlatmak utancı yarıya indirir. Utanç, paylaşıldığında küçülen, saklandığında büyüyen bir duygudur.
- Kaybınızı kimliğinizden ayırın.
Para kaybetmek bir olaydır; “beceriksiz biriyim” ise bir yargıdır. Bu ayrımı yapabilmek iyileşmenin başlangıcıdır.
- Belirtiler sürüyorsa yardım isteyin.
Uykunuz bozulmuş, işlevselliğiniz düşmüşse bir ruh sağlığı çalışanına başvurmak zayıflık değil, sağlıklı kontrolüdür.
Ekonomi ile ruh sağlığı ayrı başlıklar gibi görünür; oysa aynı insanın iki yüzüdür. Piyasada dalgalanan yalnızca fiyatlar değil, o fiyatlara bağlanmış umutlardır.
Kaybedilen para geri kazanılabilir. Asıl korunması gereken, o parayı yeniden kazanacak olan kişidir.