NTV
Hakan Türkçapar
Prof. Dr. Hakan Türkçapar
29 Ağustos 2026 09:01

Nazik insanlar nasıl kabalaşır?

Google'da NTV'yi tercih et

Diyelim biriyle bir konuda çok farklı düşünüyorsunuz ve bunu ifade edeceksiniz. 1. Senaryoda bu düşünce ayrılığını karşınızdakinin gözünün içine bakarak yüz yüze söylüyorsunuz, ikinci seçenek ise onun görüşünü yazdığı bir gönderinin altına yorum yazarak yansıtıyorsunuz. Sizce arada bir fark olur mu?

Yapılan çalışmalar çoğu insanın ikinci durumda yazdıklarının tonunun çok daha sert, çok daha acımasız olduğunu gösteriyor. Aynı insan, aynı görüşü farklı bir ortamda yansıttığında, adeta farklı bir kişiymişçesine tepki verebiliyor. İnsanlar online ortamda normalde konuşmayacağı şekilde kaba ve hoyratça yazabiliyor. Bu şans eseri ortaya çıkan bir durum değildir ve arkasında insan psikolojisinden kaynaklanan çok iyi anlaşılmış düzenekler vardır.

 

NEDEN EKRAN KARŞISINDA DAHA ACIMASIZ OLURUZ?

 

Yüz yüze bir konuşmada, söylediğimiz sözün karşımızdakinde nasıl bir iz bıraktığını anında görürüz: gözlerdeki üzüntü, sesin titremesi, yüzdeki kızarma. Bu, farkında olmadan devreye giren bir fren düzeneğidir; sözü daha söylemeden önce bile bizi bir ölçüde durdurur. Ekranda ise böyle bir fren yoktur. Karşımızdaki, kanlı canlı biri değil, harflerden oluşan birkaç satır yazıdan ibaret biri gibi algılanır; tepkilerini, acısını görmediğimiz biri için empati yapmak, duygu hissetmek çok daha zordur.

 

Bir de bizimle ilgili bir yan var: Gerçek adımızı yazdığımız durumda bile, bir ekranda kendimii ifade etmek bizi gündelik benliğimizden ayırır; hesap verme duygusu azalır. Sanki ekrandaki benliğimiz, günlük hayattaki benliğimizden biraz daha uzak, biraz daha dokunulmaz bir kopyadır. Üstelik yazdığımız söz anında karşılık bulmaz, mesajı gönderip uzaklaşabiliriz, karşımızdakinin o an ne hissettiğiyle yüzleşmek zorunda kalmayız. Bu da düşünmeden söylemeyi kolaylaştırır.

 

TOPLUMSAL NEDENLER

 

Bir diğer gerekçe ise toplumsal. Bir tartışma başlığının altına yazarken aslında hiç yalnız değilizdir; bizimle aynı görüşte olan görünmeyen bir kalabalığın parçası gibi hissederiz. Sokakta tek başımıza kimseye söylemeyeceğimiz bir sözü, yüzlerce kişinin aynı öfkeyle yazdığı bir yorum zincirinin altına eklemek çok daha kolay gelir. Kalabalığın içinde bireysel sorumluluk duygusu erir; devreye giren kişisel varlığımız değil, o an en sesli, en öfkeli birkaç yorumun belirlediği ortam normudur. Sakin bir yorum yazmak o genel iklime aykırı, neredeyse yersiz gelir, biz de onlar gibi bir tepki verme eğiliminde oluruz; oysa aynı kalabalığın üyeleri, tek tek tepki veriyor olsa muhtemelen bambaşka davranırlardı.

 

Bir de düzenin kendisi bu tonu ödüllendirir. Platformların gelirleri, ekranda geçirdiğimiz süreye bağlı; bizi en uzun süre ekranda tutan da genellikle sakin bir cümle değil, güçlü bir duygudur. Sert, öfkeli bir yorum bu yüzden daha çok beğeni, daha çok yanıt, daha çok görünürlük kazanır. Zamanla, fark etmeden, sertliğin işe yaradığını öğreniriz, ödüllendirilen davranış da tekrar eder. Bu döngüde art niyet aramaya gerek yok; düzen, tasarlanma amacına zaten uygun çalışıyor.

 

Bazen birine sert çıkmak, aslında o kişiye değil, kendi çevremize gönderilen bir mesajdır: ben sizdenim, ben de karşı taraftan değilim. Bu da öfkeyi kişisel bir tepkiden çok, bir aitlik gösterisine dönüştürür; ne kadar sert ve net konuşursak, kendi grubumuz nezdinde o kadar doğru tarafta durduğumuzu hissederiz. Üstelik bu gösteri gerçek bir yanıt bekliyor bile değildir çoğu zaman; asıl seyirci, karşımızdaki değil, kendi tarafımızdır.

 

NE YAPALIM?

 

Bu mekanizmaların hiçbiri bizi kötü biri yapmıyor; tam tersine, hepimizin zihninin benzer şekilde çalıştığını gösteriyor. Sorun biraz da bireyin kişiliğinde değil, ortamın kendisinde. Belki de en yararlı anımsatma şudur: ekranın karşısındaki isim de tıpkı bizim gibi, gerçek bir gün geçiren, gerçek bir yüzü olan biridir. 

 

Bunu anımsamak, bir yorumu göndermeden önce durup bir kez daha okumaya değer bir neden olabilir çünkü o küçük duraklama, yukarıda sayılan mekanizmaların hiçbirinin sağlayamadığı şeyi, o eksik geri bildirimi, bir parça da olsa kendi kendimize sağlar. Bu da empati dediğimiz en insani özelliğimizdir. Empati ve şefkat ile teması yitirmemek bu zehirli ortamın da en iyi ilacıdır. 

 

Bu aslında sadece karşımızdaki muhatabımıza değil bize de en iyi gelecek tutumdur. O zaman sorulacak soru “bu ne hakla bunu söyle-yazar?” yerine “acaba bu kişi hangi kişisel veya çevresel gerekçelerle bunu demiş olabilir?” sorusunu sorup, daha sonra da  tepkimizi o insanla sanki yüz yüze konuşuyormuş gibi ortaya koymaktır.