NTV
Hakan Türkçapar
Prof. Dr. Hakan Türkçapar
01 Ağustos 2026 10:00

Okul tercihi: Doğruyu bulmak mı, kurmak mı?

Google'da NTV'yi tercih et

Her yıl bu haftalarda yüz binlerce genç, önünde uzun bir liste, hangi üniversiteyi tercih edeceğine karar vermeye çalışıyor. Yanlarında da en az onlar kadar meraklı ve endişeli yakınları da var. Peki bu öğrencilerimizin şu an karşı karşıya kaldığı bu tür durumlar ve benzerlerinde, genel olarak insanlar neye göre karar verir, seçim yapar?

Zihnimiz seçimlerini iki ayrı yoldan yapar. Birincisi hızlı, sezgisel, duyguya dayalı; "içimden öyle geldi" dediğimiz yol. İkinci yol yavaş, hesaplı, karşılaştırmalı düşünme yoludur. Günlük yaşamda çoğu seçimimizi birinci yolla yaparız; çünkü kolaydır, hızlıdır ve çoğu zaman da işe yarar sonuçlar doğurur.

 

Okul ve meslek seçimi, sanılanın tersine, ağırlıklı olarak duygusal etkenlerle belirlenir. Bir alanın insana duygu olarak "yakın" gelmesi, sevilen bir öğretmenin bıraktığı etki, bir dizide görülen çekici bir yaşam, ailenin sözcüklere dökülmemiş beklentisi... Bunlar kuru istatistik bilgilerinden çok daha güçlü belirleyicilerdir.

 

Bu bir kusur değil, gerekliliktir. Duygu olmadan seçim yapılamaz; duygu ağları zedelenmiş kişiler, akıl yürütme yetileri yerli yerindeyken bile en basit seçimde takılıp kalırlar. Çünkü seçeneklerin arasından, birine ağırlık veren şey duygudur. Ne var ki duygu, seçim gerekli koşuldur, ama yeterli koşul değildir. "İçime doğdu" diye başlayan bir seçimin, "Peki gerçekten böyle mi?" sorusuyla sınanması gerekir.

 

Sınanmadığında hızlı yol bizi şöyle yanıltır:

 

Yalnızca gördüğümüzü seçmek. Zihin, aklına ilk geleni en doğru sanır. Çevresinde hekim, öğretmen, mühendis gören bir genç için dünyadaki binlerce işten yalnızca üçü vardır.

 

Seçimi başkasının gözüyle yapmak. "Ne olacaksın?" sorusunun yanıtı çoğu zaman kendimize değil, soranı hoşnut etmeye dönüktür. Saygınlık, seçimin ölçütü olmaya en hevesli olanıdır.

 

Geçmişteki emeği harcama korkusu. "Bu kadar çalıştım, puanım boşa gitmesin." Oysa harcanmış emek geri gelmez; gelecekle ilgili bir seçimin ölçütü olamaz.

 

Seçenek çoğaldıkça işimiz kolaylaşmaz. Uzun listeler ve okul gezmeleri kararı hızlandırmaz, felç eder; üstelik seçtikten sonraki doyumu da azaltır. "En iyisini bulmalıyım" diyenler, "Bana yetecek kadar iyisini buldum" diyenlerden daha mutsuzdur. Çünkü ilki için her seçim, seçilmeyen onlarca seçeneğin gölgesinde yaşamak demektir.

 

Kaygı, seçimi daraltır. Yüksek kaygı altında zihin, en iyi sonucu değil, en az korkutan sonucu arar. Kaygılı bir gencin listesi çoğu zaman istedikleri değil, istemedikleri tarafından belirlenir.

 

Duyguyu sınamanın yolu onu bastırmak değildir, sağlam ölçütlerle onu irdelemek, tartmaktır. Üstelik burada güç bir iş var: Bu seçim bugünkü değil, gelecekteki bir insan adına yapılıyor. Otuz beş yaşındaki halimizin nelerden hoşlanacağını on sekizinde kestirmek güçtür; araştırmalar insanın gelecekteki duygularını sistemli biçimde yanlış tahmin ettiğini gösteriyor. Öyleyse neye bakmalı?

 

İlgi, yetenek, değer… Üçü birden. İlgi işi başlatır, yetenek sürdürür, değerler anlamlandırır. Yalnız ilgiye bakan yorulur, yalnız yeteneğe bakan sıkılır, yalnız kazanca bakan bir süre sonra "Ben bunu niye yapıyorum?" diye sorar. Üçünün örtüştüğü alan dar olabilir ama insanın işiyle barışık olduğu yer tam da orasıdır.

 

Ünvana değil, günün kendisine bakın. Bir mesleği seçerken çoğu kişi onun adını, saygınlığını, kazancını düşünür. Oysa seçtiğimiz şey bir ad değil, sabahtan akşama yaptığımız işlerdir. O işi yapan birine "Bir gününüz nasıl geçiyor?" diye sormak, saatlerce tanıtım okumaktan değerlidir.

 

Tutku bulunmaz, geliştirilir. "Tutkunu bul, gerisi gelir" öğüdü kulağa hoş gelir ama yanıltıcıdır. Tutkular hazır bulunmayı bekleyen gömülü hazineler değildir; uğraştıkça, ustalaştıkça derinleşir. Başlangıçta sıkıcı gelen bir alan, becerimiz arttıkça çekici olabilir.

 

Seçim sizin olsun. Dıştan gelen baskıyla yapılan seçimler çok çabuk yıpranır. Kendi isteğiyle seçen genç, güçlükle karşılaştığında direnir; başkası için seçen ise ilk engelde "Zaten ben istememiştim" der. Ailelerin yapabileceği en iyi şey, seçeneği daraltmak yerine çocuğun göremediği seçenekleri görünür kılmaktır.

 

Kapıyı büsbütün kapatmayın. Ömür boyu tek meslek dönemi kapandı. Bugün seçilen bölüm bir varış noktasından çok bir başlangıç yönüdür. Yolda öğrenilen beceriler, birden çok alanda kullanılabilir.

 

Son olarak şunu anımsatalım: Seçim yapmak, sonsuz kapılar arasından tek doğru olanı bulmak değildir. Önceden belirlenmiş, bizi bekleyen doğru bir kapı yoktur. Girdikten sonra inşa ettiğimiz kapılar vardır. Bir seçimi doğru kılan şey, o seçimden önce ne kadar düşündüğümüzden çok, o seçimden sonra ona ne kattığımızdır.