Alkışı hak eden bir başarı

Tedavide ciddi bir başarımız var ve bu başarı neredeyse “örnek gösterilebilecek” kadar önemli...

ntv.com.tr 15.04.2020 - 08:07 |

Sağlık Bakanı dün akşam yine çok önemli açıklamalar yaptı.

Birinci iyi haberi şu oldu: Filiasyon, yani yeni olgu izleme sistemi mükemmel işliyor. Sayın Bakan’ın “filiasyon“ ile ilgili söyledikleri önemli. Filiasyon meselesini ve önemini yarın ayrıntıları ile yazacağım. Beni 40 yıllık bir hekim olarak asıl mutlu eden şey tedavide ulaşılan olağanüstü başarı ile ilgili rakamlar ve açıklamaları oldu.

Peki nedir o yüz güldüren rakamlar ve açıklamalar?

Özeti şu:

VARAN 1
TEDAVİDE BAŞARININ 4 NET İŞARETİ VAR 

1. Test sayısı artıyor ama vaka artış hızı beklendiği ya da korkulduğu oranda artmıyor.

2. İyileşenlerin sayısında da memnuniyet verici artış rakamları var.

3. Yoğun bakım ihtiyacı duyan hasta sayısında da korkulan artış yok. Tam tersine yoğun bakımda yatan hasta sayısı oransal olarak azalıyor.

4. Entübe hasta sayısındaki artış da beklenenden daha az...

Özeti şu: Tedavide ciddi bir başarımız var ve bu başarı neredeyse “örnek gösterilebilecek” kadar önemli...

VARAN 2
BAŞARININ MUHTEMEL NEDENLERİ NELER?

1. Doktoru, hemşiresi, eczacısı, teknisyeni ve diğer çalışanları ile başarılı bir sağlık ordumuz var. Ve bu ordu son derece deneyimli. Ayrıca yeterli ekipman, ilaç ve teknolojik desteğe sahip.

2. Tedavide dünyadaki diğer uygulamalardan oldukça ayrışık, farklı ve başarılı bir sistem işliyor.

3. Mesela Hidroksiklorokine hastalığın çok erken döneminde başlanıyor. Bunda çok erken davranılıp yeterli ilaç stoklamış olmanın rahatlığı var.

4. Faviplavir tedavisi hastaların durumu iyice ağırlaşmadan ve hatta yoğun bakım desteği ihtiyacı ortaya çıkmadan, diğer ülkelere göre daha erken dönemde devreye sokuluyor

5. Sağlık ekiplerimizin gayreti ve teknolojik avantaj üstünlüğü ile oksijen desteği dahil her türlü “destek tedavisi”nde erken uygulama yapılıyor ve uygulamalar mükemmel bir düzen içinde yürütülüyor.

KESİP SAKLAYIN
MUTLAKA UYMAMIZ GEREKEN 5 YENİ MADDE

Hepimizin uyması gereken yeni bazı kurallar var. O kuralların özeti şunlar...

1. Hastalık belirtilerini hisseden herkes süratle kendini tecrit edecek.

2. Sadece kendini tecrit etmekle yetinmeyecek, son bir haftada temas ettiği herkesi bilgilendirerek onların da kendilerini tecrit altına almalarını isteyecek.

3. Kendinin ve temas ettiği kişilerin tecrit kuralına tam ve eksiksiz uyduğundan emin olacak.

4. Bu ikili strateji toplumsal bir alışkanlık olarak da hepimiz tarafından kayıtsız şartsız benimsenecek.

5.Tecrit sürecinin ne zaman biteceği konusu işin uzmanı doktorlara bırakılacak.

GÜNÜN SORUSU
SÜPER BULAŞTIRICILAR KİMLER?

* Daha fazla virüsle enfekte olup daha çok virüs yükü yüklenenler.

* Hastalıklarının ilk haftasında tecride girmeyip hastalığını gizleyenler, aksırıp öksürerek etrafa yayanlar.

* Sessiz taşıyıcı olarak virüs bulaştırdığını fark etmeden ortalıkta dolaşanlar.

* Hasta veya sessiz taşıyıcı olduğunu bilmeden sık sık seyahat edenler, toplumsal organizasyonlara (kongreler, nişanlar, düğünler, iş toplantıları, fabrikalar) katılanlar

GÜNÜN SÖZÜ
SONUCU NE BELİRLEYECEK?

Günün hoşuma giden cümlesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan geldi. Doktor Ceyhan, Ahmet Hakan’la katıldığı ‘Tarafsız Bölge’ programında önemli bir gerçeğin altını şu cümleyle net ve açık olarak çizdi: “Bu salgının sonucunu, ağırlığını ve süresini sağlık gücümüz kadar akıl ve uyum gücümüz de belirleyecektir.”

PANDEMİ Mİ, İNFODEMİ Mİ DAHA TEHLİKELİ?

Bu gibi zor ve çetin günlerde sadece dikkatli olmamız bize yetmez. Çok daha fazlasını yapmamız, ‘pür dikkat’ kesilip güzele iyiye umuda odaklanmamız, kısacası “ensemizi karartmamamız” lazım.

Nedeni şu: Aslında ortalıkta bir değil iki salgın var. Birincisi, malumunuz “COVID-19” pandemisi. İkincisine gelince... O yeni bir salgın. Kiminin bilerek kiminin bilmeyerek üstüne bolca ‘ümitsizlik sosu’ da ekleyerek ortalığa sürdüğü viral bilgilerle yayılıyor. Adı mı? Ona ‘asılsız, umutsuz ve kötü bilgi (info) salgını deniyor. İnfodemi olarak da tanımlanan bu bela, koronavirüs pandemisinden daha da öne çıktı. Bilelim ki “infodemi” de en az COVID-19 kadar tehlikeli. En az pandemi kadar etkili. Lütfen umutsuzluğa prim vermeyelim. Lütfen güçlü durmaya devam edelim. Lütfen daha çok ve sık ümit yüklenelim ve yükleyelim.

COVID-19’LA UYUMLU YENİ BİR YAŞAM PLANLAMALIYIZ

Dünya Sağlık Örgütü Koronavirüs Özel Temsilcisi Dr. David Nabarro’nun altını çizdiği aşağıdaki gerçeklere ben de katılıyorum:

1. Anlaşılan o ki bu virüs kısa sürede yok olup gitmeyecek. (İnşallah yanılırım ve bu virüs de tıpkı SARS gibi yaz gelince ortadan kaybolur.)

2. Virüsü kapıp bağışıklık kazananların ne süreyle bağışık kalacakları henüz net ve açık değil, hastalığı geçirenlerin de dikkatlerini sürdürmeleri lazım.

3. Virüs için geliştirilecek aşının ne zaman elimizde olacağı belli değil. Aşının uygulandıktan sonra da ne oranda ve ne süreyle koruma sağlayacağı da net ve açık olarak bilinmiyor.

4. İşte bu nedenle, muhtemelen daha uzun süre ‘maskeli bir toplum’ olarak kalmaya devam edebiliriz.

5. Ve yine aynı nedenlerle ‘sosyal mesafeye uyum’, yaşamımızın ayrılmaz ve doğal bir parçası haline gelebilir.

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER