Antikora takılmayın

Pandemide hastalığı geçirenlerin de, korunmak için aşı yaptıranların da en çok merak ettikleri konu “bağışıklıklarına yetecek düzeyde antikor üretip üretmedikleri” oluyor.

ntv.com.tr 24.04.2021 - 07:56 |

Hastalığı geçirenlerin de, ikili aşı seromonisini tamamlayanların da ilk işi laboratuvarların yolunu tutup antikor seviyesini araştırmak olunca ortaya adeta antikor savaşlarını andıran bir tablo ortaya çıkıyor. Kısacası hastalığı geçiren de, aşısını yaptıran da “Acaba bağışıklık kazandım mı? Beni koruyacak kadar antikor ürettim mi?” sorularına yanıt arıyor. Peki ya antikor üretemeyenlerin durumu ne olacak? Sorunun yanıtı net ve açık olarak şu: Antikor üretememek bağışıklık kazanmamakla eşanlamlı değil. Antikor üretememiş olsanız da sakın üzülmeyin. Ayrıca “Ürettiğim antikor miktarı sürekli azalıyor” diye de kara kara düşünmeyin. Zira T lenfositleriniz sayesinde kazandığınız hücresel bağışıklığın kıymeti ve gücü, B lenfositlerinizle ürettiğiniz antikorlarınız sayesinde kazandığınız güçten çok daha kıymetli ve değerlidir.

ÜZGÜNÜM ENFAZ-I MAHDUDE-İ HAYAT!

“BU dünyaya eskilerin deyimiyle ‘Enfaz-ı mahdude-i hayat’ sahibi olarak geliriz. Yani hesabımıza yazılan ömür bize ‘sayılı nefesler’ olarak teslim edilir. O son nefesi de tükettikten sonra çekip gidersin.

‘Enfaz-ı mahdude-i hayat’ formülü bu ölümle de işledi.” Türk basınının en güler yüzlü, en keyifli, en sevimli ve bana göre de en zeki kalemlerinden biri daha ebedi aleme terfi etti. Güle güle Selahattin Ağabey. Seni, yazdıklarını ve gözlükleriyle bile gülen o güzel yüzünü asla unutmayacağız.

NOT: Yukarıdaki cümlelerin tırnak içinde olanları 18.06.2015 tarihinde Hürriyet’teki köşesinde 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in vefatı üzerine Selahattin Duman Ağabey tarafından yazılmıştır.

OKUR SORUSU: GÜNDE NE KADAR DEMİRE İHTİYACIMIZ VAR

Demir bedenimizin temel elementlerinden biri. Olmazsa olmazı, vazgeçilmezi. Besinlerle vücudumuza düzenli olarak demir kazandırmamız hepimiz için özellikle âdet gören kadınlarımız, anne adayları ve emziren kadınlar için vazgeçilmez bir görev. Minimum günlük demir ihtiyacı erkekler için 1 mg, kadınlar için 1.5-2 mg civarında. Bu rakam hamilelik ve emzirme dönemindeki hanımlarda üçe, dörde katlanıyor. Besinlerle demir kazanmanın en kolay yolu kırmızı ete, dalak, karaciğer gibi iç organ ürünleriyle yumurtaya ağırlık vermekten geçiyor. Tabii ki bitkisel kaynaklı demirleri de ihmal etmemek şart. Pazı, karalahana, pancar, kuru fasulye, mercimek, ıspanak, avokado, börülce, kuru erik, kuru üzüm, hurma demir zengini sebze ve meyveler.

Doğru olanı bitkisel ve hayvansal demir zengini besinleri birlikte kazanmak: Mesela kıymalı, etli kuru fasulye, nohut veya mercimek.

Hemen uyaralım: “Madem ihtiyacım var, demir destekleri yutmam iyi olur” diye de düşünmeyin. Çünkü demirin vücutta fazlaca birikmesi karaciğer ve pankreas hastalanmasına yol açabiliyor.

KOLESTROL İLAÇLARI DAMAR PLAKLARINI YOK EDEBİLİR Mİ

YANITI ben değil Dr. Hüseyin Bozbaş veriyor: “Kolesterol ilacı kullanarak damar içindeki plakları, örtü ve tortuları tam olarak ortadan kaldıramıyoruz ancak bu ilaçlar sayesinde plakları hacimce küçültebiliyor ve sağlam hale getirebiliyoruz. Plağın sağlam ve kararlı hale gelmesi çok önemli bir ayrıntı. Zira kalp ve beyin krizleri yerinden kolayca kopabilen yani sağlam olmayan plaklardan kaynaklanıyor. Damar içindeki plağın statinlerle sağlam, kararlı hale getirilmesi ise bizi kalp krizi ve inmelerden yüksek oranda koruyabiliyor.”

KISA BİLGİ
ASPİRİN Mİ KİMYON MU

* Sadece 1 çay kaşığı kimyon ile bir bebe aspirini kadar salisilik asidi (doğal hali) bedeninize kazandırabilirsiniz.

* Yeşil yapraklı sebzelerin çoğunda, baharatların da önemli bir kısmında (zerdeçal, kırmızıbiber, zencefil) salisilik asit bulunabiliyor.

* Kısacası doktorunuz bypass ameliyatı sırasında reçetenize “her gün düşük doz aspirin kullanma” talimatı eklemedi ise sadece “hastalık önlemek” için düşük doz koruyucu bebe aspirini yutmak yerine “yeşil sebzeler” ve “kimyon, zerdeçal, kırmızıbiber”e yüklenebilirsiniz.

UNUTMAYIN
ÖMRÜ DE BELLEĞİ DE BU ÜÇLÜ TÖRPÜLÜYOR

50’lİ yaşlardan itibaren daha az kalori kazanımı, “ömür törpüsü” üçlünün, yani “paslanma” (oksidasyon), “iltihaplanma” (inflamasyon) ve “şekerlenme” (glikasyon) yoğunluğunu azaltıyor. Bu üçlünün etkisinden kurtulma fırsatı bulan beyin dokusunda yaşlanma süreçleri hafifliyor. Yaşımız ilerledikçe “az ve öz beslenme”mizin, yani “yükte hafif pahada değerli” gıdalar yiyip içmemizin yeni fark edilen bir yararı daha var: Kalori kazanımı yüzde 20 kadar azaltılınca, beynin büyüme faktörü olarak tanımlanan BDNF’nin üretimini arttıran genler de aktifleşmeye başlıyor. BDNF üretiminin artması ise beyinde yaşlanmaya bağlı küçülmeyi ve bunun neticesinde gelişen “bellek zafiyetini” frenliyor.

KISA BİLGİ 1
NEDEN POTASYUMSUZ OLMAZ

* Potasyum kazanımı arttıkça damar yaşlanması yavaşlıyor.

* Potasyum kalbi ritim bozukluklarından koruyor.

* Düşük potasyum kazanımı felç riskini yükseltiyor.

* Potasyum kazanımı artınca tansiyon düşüyor.

* Enerji ve kas gücü için de yeterince potasyum gerekiyor.

KISA BİLGİ 2
POTASYUM ZENGİNİ BESİNLER NELER

* Muz

* Avokado

* Turunçgiller

* Patates

* Domates

* Ispanak

* Kayısı

* Şeftali

* Kereviz

* Yoğurt

* Balık

* Et

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER