Hangi kahveyi, ne kadar tüketmeli? (Hazır kahveler zararlı)

Eskilerin deyimi ile “lafı sündürmeden” fikrimi daha en başta beyan edeyim: Kendi adıma, beslenme araştırmalarına “tedbirli” yaklaşan bir hekimim.

Bunun birçok sebebi var: Öncellikle, belirli bir besin ya da besin unsuru ile ilgili araştırmalarda “standart denek grupları” oluşturmak pek zor. Araştırmaya dahil ettiğimiz kişilerin genetik yapıları, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları farklı olabiliyor. Neticede elde edilen sonuçlara güven de azalıyor. Farklı ülke veya merkezlerde yapılan aynı tip araştırmalarda birbirine taban tabana zıt sonuçlar alınabiliyor. Veya 40 yıl önce yasaklanan yumurta, tereyağı yeniden özgürlüğüne kavuşabiliyor. Hayvan deneylerine gelince... Sıçanlar ve diğer hayvanlarda yapılan değerlendirmelerde de beklemeyi tercih ederim. Nedeni açık: Sıçanlar ve insanların biyolojik, fizyolojik ve metabolik yapılanmaları çok farklı. Sıçanlarda çıkan araştırma sonuçlarının insanlara da birebir uyduğunu söylemek çok zor.

HİNTSAFRANI olarak da bilinen zerdeçal son zamanların en popüler baharatı. Üzerinde en çok “bilimsel çalışma” yapılanı da yine o. Neredeyse milyonun üzerinde araştırmada etkinliği incelenmiş. Neticede, romatizmal ağrılardan bellek sorunlarına, bağışıklık zayıflığından kronik yorgunluğa, kanserden kalp-damar hastalıklarına çok farklı alanda faydası olabileceği anlaşılmış. Peki neden? Nedeni bir değil, birden fazla. Öncelikli olanı ise onun iltihap baskılayıcı ve önleyici bir doğal mucize olması. Zerdeçalın yapısında bulunan kurkuminler (ve muhtemelen de turmeronlar) ciddi birer iltihap savaşçısı.

Peki zerdeçalın bazı kusurları da var mı? Var! Öncellikle emilimi çok zor. İkincisi, karaciğer yolu ile bedenden atılımı müthiş hızlı. Bu iki sorunun çözümü var m? Var! Onu ısıtarak ve yağla birlikte tüketmek emilimini arttırıyor. Bir miktar karabiber ile birlikte tüketmek ise karaciğerdeki “temizlenme” hızını düşürüyor. Bu nedenle zerdeçal ile daha
çok şifa arayanların onu azıcık karabiber ekleyerek, yağla birlikte, mümkünse de sıcak yemeklere ekleyerek tüketmeleri tavsiye ediliyor.

ÖMRÜ DEĞİL SOHBETİ UZATIR

EĞER bir yiyecek ve içeceğin arkasında “endüstri” varsa, bir başka deyişle o besinin “ensesi kalın” ise övgüsü bol, yargısı az, işi kolaydır. Bu kural soya için, mısır için, çikolata için hep gündemdedir. Son yılların sürekli “şişirilen” ve aralıksız “gaz” verilen bir başka ürünü de kahvedir. Bilimsel (!) dergilere bakarsanız nerede ise her gün yeni bir “kahve ve faydası” ile karşı karşıyayız. Kim araştırmalar “Kahve iç, yağlı karaciğeri önle” derken, bir diğeri “kahve içenlerin safra taşından korunabileceğini” ileri sürüyor. İşi daha da büyütüp, her gün bol miktarda kahve içmenin “ömür uzatıcı etkisi” olduğunu ileri süren araştırmalar bile var. Peki, doğru bir bilgi mi? Değil! Neden mi?

GÜNDE EN FAZLA 3 FİNCAN

Bana göre de kahve keyifli ve lezzetli bir içecek. Güzel, hatırı sayılır bir ikram. Hoş bir gelenek. Ama bu saydıklarım kahvede aşırılığın “uyku kaçıran, kalp çarpıntısı tetikleyen, kan basıncını yükselten” etkilerini yok etmez. İnceleme fırsatı bulduğum hiçbir uzun ömür beldesinde (Okinawa, Sardinya, Pioppi, İkaira) kahve içerek ömrüne ömür katan biri ile karşılaşmadım. Diğer taraftan toz haldeki hazır paket kahvelerin (instant kahve) aşırısının yapılarındaki akrilamid riski nedeniyle kanserojen özellik taşıdığından da zerre kadar şüphe duymuyorum. Özeti şudur: Kahveden vazgeçmeyin ama aşırıya kaçmamaya da dikkat edin. Günde 1-2, bilemediniz 3 fincan ile yetinin. Tercihinizi de ithal toz kahveler ya da zincirlerde üretilen kahvemsi bol şekerli şeyler yerine, ‘Türk kahvesi’nden yana kullanın.

YÜRÜYÜN VE GÜNEŞLENİN

ÖNÜMÜZDE uzun bir bayram tatil var. Çoğumuz kum ve denizle, dağlar ve yaylalarla yeniden buluşacağız. Tatil tavsiyelerim bu yıl da aynı: Yürüyün ve güneşlenin. Yürümek en etkili bellek, kalp, damar, eklem, kas, kemik koruyucusu. En garantili kanser önleyici. Güneşlenmeye gelince... Malum, kıştan yeni çıktık. D vitamini stoklarımız çok çok azaldı. Güneşlenmek yaşamsal bir maddeyi, ‘D vitamini’ni üretebilmemiz için en güvenli yol. Öğle saatlerinde sadece 20-30 dakika güneşle yüzünüzü, el ve ayaklarınızı buluşturmanız en az 10 bin, mayonuzu giyip koruyucu sürmeden şöyle bir güzel güneşlenmeniz ise 20-25 bin ünite doğal D vitamini üretmenizi sağlıyor. Mühim ayrıntı şu: Takviyelerle aldığınız D vitamini de işe yarıyor ama bedeninizde güneşlenerek ürettiğinizin yerini tutmuyor. Zira güneşlenerek kendi bedeninizde ürettiğinizin “sülfat” yapısında olması çok mühim bir ayrıntı. Sülfatlı D vitamini hem suda hem de yağda etkili. Bu nedenle hücre, doku ve organların her noktasına nüfuz edebiliyor. Sentetik olanlar ise sadece yağda eriyen bir yapıya sahipler ki bu onların etkilerini önemli ölçüde sınırlıyor. Kısacası, güneşlenmek şart arkadaş!

DÜNYANIN EN PAHALI KAHVESİ

ETİKETLER