Kellerin işi daha zor

Kelliğin COVID-19 için “risk faktörlerinden biri” kabul edilmesini teklif eden uzmanlar var. Bu şanssız durumun nedeni olarak da kellerdeki yüksek androjen (erkeklik hormonu) seviyesi gösteriliyor.

ntv.com.tr 08.06.2020 - 07:20 |

COVID-19 kel erkeklerde beklenenden daha sık görülüyor ve daha ağır seyrediyor.

Bu pek çok ülkede gözlenen ve kayda geçen bir bulgu. Bu nedenle de kelliğin COVID-19 için “risk faktörlerinden biri” kabul edilmesini teklif eden uzmanlar bile var. Bu şanssız durumun nedeni olarak da kellerdeki yüksek androjen (erkeklik hormonu) seviyesi gösteriliyor. Uzmanlar aşırı androjen yükünün, virüsün hücreye girmesini ve zarar vermesini kolaylaştırabileceğini düşünüyor. COVID-19 enfeksiyonuna, erkeklerin kadınlara kıyasla daha sık ve kolay yakalandıkları, ayrıca hastalığı daha ağır geçirdikleri zaten biliniyor. Anlaşılan o ki “erkek olmak” bu hastalık için bir risk faktörü. Ama “kel bir erkek olmak” riski daha da arttırabilen mühim bir ayrıntı.

AKLINIZDA OLSUN: TANSİYON YÜKSEKLİĞİ DE RİSKİ İKİYE KATLIYOR 

DAHA önce de herhangi bir COVID hastalığı taşıdıysanız ve eğer kronik bir sağlık sorunuyla boğuşuyorsanız COVID-19, bu ağır ve riskli enfeksiyon, sizi daha çok hırpalıyor, iyileşmenizi güçleştiriyor hatta yaşamınızı sonlandırabiliyor. Bilindiği gibi hipertansiyon da o kronik hastalıklardan biri. Salgının başından beri hastalığın hipertansiyonlularda daha ağır seyrettiği zaten biliniyor. Şimdi bu bilgi rakamsal ve bilimsel olarak da doğrulandı. Çin’de 3 bin kişiye dayalı güvenli bir çalışmanın sonuçlarına göre, yüksek tansiyonun -eğer kan basıncı tansiyon ilaçları ile dengelenmemiş ise- COVID-19’dan ölme riskini 2 katına ulaştırabiliyor. Bu önemli araştırma European Heart Journal’da yayımlandı.

BANA GÖRE: YAŞLILAR DA DEVLET DE HAKLI

BİLİYORUM, bu satırlara göz atmadan, daha başlığı okur okumaz, eğer 65 yaş üzeri iseniz “Bu işin aması maması yok Osman Hoca, yetti artık!” diye celalleneceksiniz. Net, açık ve kalpten söylüyorum: HAKLISINIZ! Ama yine net ve açık bir yürekle ifade edeyim ki yasağın (sokağa çıkma yasağının) beklediğinizden daha uzun sürmesinin sebebi devletin ve uzmanların (Bilim Kurulu’nun) elindeki bilimsel verilerdir.

O veriler diyor ki: Salgının başından beri en çok can kaybını, yaşı 65’in üzerinde olanlar verdi.

O veriler diyor ki: Son 1 ayda ölen vatandaşlarımızın yaş ortalaması 74.6’dır.

Yine o veriler diyor ki: Türkiye’deki COVID-19’a bağlı ölümlerin yüzde 93’ünü de yine 65 yaş üstü vatandaşlarımız oluşturuyor. Kısacası ne işin sorumlusu uzmanların ne de devletin amacı asla sizi üzmek değil, tam tersine “KORUMAK!”

BİR ÖVGÜ DAHA
THE ECONOMIST: TÜRKİYE BAŞARDI 

ÜNLÜ The Economist dergisi de salgında Türkiye’nin gösterdiği başarıyı onayladı. Dergi, “Sezar’ın hakkı Sezar’a” deyip, Türkiye’nin başarısını “güçlü sağlık altyapısı, yetenekli sağlık kadrosu, son yıllarda yaptığı akılcı sağlık yatırımları ve izlediği doğru stratejiye” bağladı. Ayrıca şu çarpıcı rakamları da yeniden okurlarıyla paylaştı:

* Türkiye’de ölümler hiçbir zaman günde 127 vakadan daha fazla olmadı.

* Türkiye ölüm oranında İngiltere’den 10 kat daha düşük olma başarısına imza attı.

* Türkiye, Fransa’yla aynı test oranına ulaştı.

* Yaşlı ölümlerinde, ölüm oranı en düşük ülkelerden biri olma fırsatını yakaladı.

* COVID-19 hastalarını iyileştirme oranında da ciddi bir başarıya ulaştı.

KISA HATIRLATMA: NEDEN BÖYLE OLDU? 

ŞU bilgi net ve açık: Yaşımız ilerledikçe bu tehlikeli, belalı, can sıkıcı enfeksiyona yakalanma riski de hayatı kaybetme ihtimali de maalesef artıyor. İşte bu nedenle hemen her ülkede can kayıplarının çok önemli bir bölümünü, toplumun en değerli vatandaşları, tecrübe deposu insanları, dayanakları yaşlı insanlar oluşturuyor. Her ülke, işte bu nedenle korunma ve izolasyon meselesinde yaşı 65’i geçen vatandaşların üzerine daha fazla titriyor. Meselenin aslı budur. Virüs sokaktan defolup gitmedikçe, salgının bitiş düdüğü hakem tarafından çalınıp maçın sona erdiği ilan edilmedikçe, yaşlılarımızı daha çok tehdit eden bu problem ve sonuçları hep gündemde olacak.

Neyse ki virüs yükü son günlerde bir hayli azaldı. Hastaların da sessiz taşıyıcıların da sayısı düşmeye başladı. İşte bu nedenle önümüzdeki günlerde tedbirler biraz daha gevşetilecektir. Ama biliniz ki ve biz çok iyi biliyoruz ki elimizdeki mevcut başarı önemli ölçüde sizlerin, yaşlılarımızın nazik ve duyarlı tutumları ve uyumları ile sağlanmıştır. Türkiye’nin gösterdiği bu dünyaya örnek mücadelede sizin de büyük payınız vardır. Salgın maçının ilk yarısında eğer virüsten daha az gol yediysek bunu biraz da müdafaamızı size teslim etmemize borçluyuz. Hepinize çok teşekkür ediyoruz. Var olunuz, sağ olunuz.

EN RİSKLİ ALANLAR NERELER? 

DAHA önce de yazdım ama yeniden hatırlayalım: Asansörler, tuvaletler, soyunma kabinleri, alçak tavanlı dar koridorlar, apartman merdivenleri, toplu taşıma araçları, kalabalık ve dar cadde ile sokaklar, parklar, oyun alanları, pazaryerleri, kalabalık AVM’ler virüs bulaşma riskinin en yüksek olduğu bölgelerdir.

OKUR SORUSU
MASKESİZ KOŞAN BİRİ VİRÜSÜ BULAŞTIRIR MI? 

AÇIK havada koşu yapan virüs taşıyıcısı birinin, yürüyen birine oranla virüsü yayma ve başkalarına bulaştırma olasılığı biraz daha fazla. Ama yine de kanaatimce koşan birinden bile eğer açık havada iseniz virüsü kapma ihtimaliniz oldukça düşük. Zira açık havada virüsün sayısı ve etkinliğini azaltan çok sayıda olumlu faktör var. Bilindiği gibi COVID-19’a yakalanmanız için belirli sayıda virüsün ağız ve burun yoluyla size bulaşması gerekiyor. Yani yüklü miktarda virüsü kapmanız enfeksiyonun önemli şartlarından biri. Ama siz yine de tedbirli olun. Açık havada dolaşıyor bile olsanız koşan birinden en az 2-3 metre uzakta yürümeye özen gösterin. Zira bulaşmada esas belirleyici, yeterli sosyal mesafeyi korumaktır.

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER