Koronaya inat yaşasın hayat

Ortak bir yanlışımız, daha doğrusu “bilgi noksanlığımız” var: “Bağışıklık sistemimizi sadece besinlerle güçlendirebiliriz” şeklinde özetleyebileceğim bir yanlış bu.

ntv.com.tr 23.03.2020 - 07:27 |

Ortak bir yanlışımız, daha doğrusu “bilgi noksanlığımız” var: “Bağışıklık sistemimizi sadece besinlerle güçlendirebiliriz” şeklinde özetleyebileceğim bir yanlış bu.

Bilelim ki “ruhu da beslemek” zorundayız ve bu fevkalade önemli bir ayrıntı. Nedeni şu: Bilim dünyasında “nöro immuno modülasyon” olarak bilinen mühim bir kavram var. Bu, ruhsal/duygusal durumun bağışıklığı etkileme ve yönetme gücü anlamına geliyor. Güzel, doğru, teşvik edici, olumlu, keyifli ve huzur yükleyici şeyler düşünmek bağışıklığımızı güçlendirmede en az antioksidanlar, vitamin ve mineraller kadar etkili. Tersine, korku, endişe, kötümserlik, panik gibi duygular bağışıklığımızı da depresyona sokabiliyor. Kısacası bu günlerde “ruhu beslemek” meselesi en az “bedeni beslemek” kadar önemli. “Koronaya inat yaşasın hayat” yaklaşımı işte bu nedenle mühim bir ayrıntı.

KORONA KRİZİ NE ZAMAN BİTER?

Sadece biz değil, insanlık âlemi büyük bir sınavdan geçiyor. Yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda toplumsal bir sınavdır bu. İşi sadece bilim insanlarına ve sağlık çalışanlarına yüklersek bu sınavda da çakacağımız, başımızı fena halde belaya sokacağımız kesindir. Nedeni şu:

Koronavirüs belasını yok edebilmemiz için ilaç veya ilaçlar bulunması yetmez. Zira hiçbir ilaç bu salgını önlemez. İlaçlar sadece hastalananları tedavi edebilir. Peki çözüm ne? Bilim insanları bu beladan kalıcı olarak kurtulmanın 3 yolu var diyor:

1) AŞI: Koruyucu aşının bulunması en güçlü çözüm ama bunun gerçekleşmesi için bize en az bir yıl lazım.

2) TOPLU BAĞIŞIKLIK: Belirli sayıda insanın hastalığa bağışıklık kazanması bir çözüm olabilir. Bunun için de en az iki yıllık bir süre olmalı deniyor ve yeterince de güvenli bir yol sayılmıyor.

3) TOPLUMSAL BİR ÇALIŞMA: Toplum olarak sürece sahip çıkmak ve toplumsal davranışlarımızda kalıcı ve etkili değişimler geliştirip bunları samimiyet, inat ve gayretle sürdürmek, önümüzdeki en etkili ve hızlı çözümdür. Mesela sosyal izolasyon, yani 14 gün kuralı. Mesela sosyal mesafe, yani bir metre uzaklık ve hatta tecrit meselesi. Mesela el yıkama ve kişisel temizlik konusu....

Kırk yıllık mesleki birikimimin tavsiyesi ilk ikisini bilime ve devletlere bırakmak ve hemen, hem de hiç beklemeden üçüncü çözüme “toplumsal bir mecburiyet özveri ve zorunluluk” algısı ile sahip çıkmaktır... (BBC.com’dan faydalanılmıştır)

ÇARE BİZİZ

Aşısı olmayan, ilacı net ve açık olarak bilinmeyen ciddi bir “salgın hastalık” var karşımızda. Anlaşılan o ki en etkili sonuç bizim de bu savaşa katılmamız halinde alınabilecek. Sağlık savaşçılarının, bilim insanlarının, devleti yönetenlerin, yerel yönetim sorumlularının da ilk tavsiyesi budur. Benim de 40 yıllık bir hekim olarak tavsiyem aynı yöndedir. Yaşadığımız günlere etkili, kalıcı sonucu, yani kaderimizi etkileyici vuruşu yapan biz olacağız. Kısacası “Koronaya inat yaşasın hayat!” deyip “ulusal bir uyum, dikkat, özveri, sabır, yardımseverlik, saygılı ve sorumlu bir toplumsal iletişim, tartışılmaz bir vatandaşlık bilinci” içinde olmanın ve davranmanın zamanıdır... Şu kesin: Savaşı koronavirüs değil, biz kazanacağız. Meselemiz savaştan en az kayıpla çıkabilmektir...

EL YIKAMAK YETMEZ EL-YÜZ TEMASINI KESMELİ

ABD Başkanı Trump geçenlerde gazetecilere “Günlerdir ellerimi yüzüme dokundurmuyorum” dedi. Başkan Trump haklı. Sadece ellerinizi sık sık yıkamanız yetmiyor. El yüz temasını da minimuma indirmeniz şart. Ruh sağlığı uzmanları özellikle gergin, stresli veya endişeli durumlarda -ki bu günlerde hepimiz bu durumdayız- elleri yüze göze ağza dokundurma sıklığının maksimuma ulaştığını söylüyorlar. Onlara göre bu kökleri DNA’ya ulaşan bir savunma biçimi. Elleri yüze götürmenin sakinleştirici, teskin ve ikna edici hatta güven duygusunu yükselten bir etkisi var. Kısacası el yüz temasını kesmek öyle pek kolay başarılacak bir iş değil. Ama denemeye değer. Elleri birbirine kenetlemek, göğüs üstünde kavuşturmak ve özellikle konuşurken bol bol el kol hareketi yapmak etkili ama basit önlemler olabilir. (bbc.com’dan özetledim.)

TAKVİYE ÇÖPLÜĞÜ OLMAYIN

Eczacı dostlar ve halkımıza mühim bir ricam, daha doğrusu bir uyarım var: Krizi fırsata çevirmek isteyen bazı uyanıklar, hiçbir kanıta dayanmayan bilgi ve yönlendirmelerle, “Takviye eder” veya “Korur” diye ottan çöpten farksız ürünleri satma telaşındalar. Lütfen, çoğu kesinlikle virüsten korumayan, hiçbiri bulaşmış bir virüsü yok edemeyen bu gibi ürünlerle bedenlerinizi takviye çöplüğü haline getirmeyiniz. En güçlü takviyelerin taze sebze ve meyveler ile protein gücü yüksek besinler (bakliyat, et, balık, yumurta, yoğurt, balık) olduğunu unutmayın.

SAHTEKÂRLARA DİKKAT

Sosyal medyada, internet ortamı ya da başka mecralarda bana ait olmayan beyanları, önerileri, ismim, fotoğrafım veya daha önce televizyonlarda yayınlanan farklı konuşmalarımdan yararlanarak kullanıp ürünlerini satanlardan lütfen uzak durunuz.

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER