Küresel soruna ülkesel çözüm yetmez

Ülkeler kendi çözümlerini üretmeye odaklandıkları kadar, çözümün küresel boyutlarına da kafa patlatmak zorundalar. Böyle yapmazlarsa ülkelerinde sıfırladıklarını düşündükleri bu salgın, kısa bir süre sonra onlara ikinci bir dalga hatta tsunami şeklinde yeniden geri dönebilir.

ntv.com.tr 28.04.2020 - 07:13 |

Bir COVID-19 pandemisi yaşıyoruz.

Pandeminin anlamı şu: Salgın sadece bir ülkeyi, bölgeyi veya kıtayı ilgilendirmiyor, bu salgından dünyanın her ülkesi etkileniyor. Yani pandemi, sorunun ‘ülkesel değil küresel’ olduğunu ifade ediyor. Özetle hemen her ülke salgın kıskacına girmiş durumda.

İşte bu nedenle ülkeler kendi çözümlerini üretmeye odaklandıkları kadar, çözümün küresel boyutlarına da kafa patlatmak zorundalar. Böyle yapmazlarsa ülkelerinde sıfırladıklarını düşündükleri bu salgın, kısa bir süre sonra onlara ikinci bir dalga hatta tsunami şeklinde yeniden geri dönebilir.

Özeti şudur: Koronavirüs veya başka bir salgın fark etmiyor, söz konusu pandemiyse çözümün sadece ülkesel değil küresel boyutlarına da odaklanmak gerekiyor.

BANA GÖRE
SAĞLIKTA DA YERLİ VE MİLLİ OLMAK ZORUNDAYIZ

BU salgından çıkaracağımız pek çok sonuç, alacağımız bir çok ders var. Bunlardan biri de tıpkı savunmada olduğu gibi ‘sağlıkta da yerli ve milli olmak meselesi’dir.

Bilelim ki yakaladığımız başarıda organize, yetenekli, eğitimli bir sağlık ordusu kadar, donanımı güçlü, yapılanması ve teknolojisi yüksek düzeyli bir sağlık sistemine sahip olmamızın da ciddi payı var.

Diğer taraftan, bu salgında fark ettik ki sağlık ürünleri, teknolojileri, özellikle de aşı ve ilaçlar konusunda önemli ölçüde dışa bağımlıyız. Kısacası, hiç vakit geçirmeden sağlıkta da yerli ve milli olmanın stratejilerini daha bugünden hazırlamaya başlamamız lazım.

BİR GÖRÜŞ
NEZİH BARUT NE DİYOR 

SAĞLIKTA, özellikle ilaç ve aşıda yerli ve milli olmak söz konusu, olunca İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İEİS) Başkanı Nezih Barut’un görüşleri önemliydi. Aradım, konuştum. Net açık ve samimi yanıtlar aldım. Nezih Bey, İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası’nın Başkanlığı yanında Abdi İbrahim İlaç’ın da yönetimini üstlenen tecrübeli bir ilaç sanayicisi. Ona önce salgında kullanılan Klorokin’i karşılıksız üretip daha ilk haftada Sağlık Bakanlığı’na teslim etmelerinden dolayı teşekkür ettim. Nezih Bey şimdi de bu salgında başarılı neticeler aldığımız Favipiravir’i Türkiye’de imal etme iddiası olduğunu ifade etti. Bu görevi de herhangi bir karşılık beklemeden yerine getirmeye hazır olduklarını belirtti. Verdiği diğer iki önemli bilgiyi aşağıda özetledim:

VARAN 1: İLAÇTA GÜÇLÜ VE TECRÜBELİYİZ

“İlaç endüstrimiz güçlü, yeterli ve tecrübeli. Gelişmiş ülkelerdeki kadar ileri teknolojiye dayanan bir altyapısı olan yerli ilaç üreticilerimiz çok önemli işler yapıyor. İmkân ve yeteneklerimiz iyi. Katma değeri yüksek ürünlerin geliştirilebilmesi, Türk ilaç sektörünün global arenada rekabetçiliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla rasyonel ve seçici destek mekanizmalarının kullanımına ihtiyaç var. Bu destek bizi aynı zamanda ciddi bir ilaç ihracatçısı ülke de yapacaktır.”

VARAN 2: BİYOTEKNOLOJİDE DESTEĞE İHTİYACIMIZ VAR

“Biyobenzer ilaçlar meselesi çok stratejik. Biyobenzer ilaçlarda da önümüzün açılması lazım. Bu alanda neredeyse tamamen dışa bağımlıyız, ciddi ödemeler yapıyoruz, cari açığımızın önemli bir bölümünü bu gruptaki ilaçlar oluşturuyor.

Eğer ruhsatlandırmada Hindistan, Arjantin ve Güney Kore örneklerinde olduğu gibi ‘ülkeye özel düzenlemeler’ yapılırsa süreç hızlanır. O ülkeler kendilerine özel bir ruhsatlandırma sistemi oluşturdular ve müthiş bir başarı yakaladılar.

Şimdi sadece kendi biyobenzer ilaçlarını üretmekle kalmıyorlar. Her biri dünya ölçeğinde birer biyobenzer ilaç ihracatçısı haline geldiler. Ülkelerine döviz de kazandırıyorlar.”

KEYİFLİ BİR 'EVDE KAL' SÜRECİ İÇİN 10 ÖNERİ

İLK 5
EGZERSİZ VE UYKU ÇOK ÖNEMLİ

1. Egzersiz meselesini unutmak yok. Düzenli fiziksel aktivite asla bırakılmayacak. Odalarda, koridorlarda tur atmak, ip atlayıp şınav çekmek, çömelme tekrarları yapıp küçük ağırlıklar kaldırmak bile ihtiyacı karşılıyor.

2. “Sıkılıyorum”, “Bunalıyorum” vb sözcükler yasaklanacak, mümkünse akla bile getirilmeyecek.

3. Uyku meselesi fevkalade önemli. Bir ‘sosyal jetlag’ süreci yaşadığımız kesin. Yeterli ve kaliteli bir uyku hep gündemde tutulmalı.

4. Düzenli okumalar yapmak vazgeçilmezlerimizden biri haline getirilecek. Sürecin biraz daha uzayabileceği düşünülerek Dostoyevski, Tolstoy, Kemal Tahir, Yaşar Kemal gibi ‘uzun yazan’ yazarların kitapları tercih edilecek.

5. TV seyretmeye devam. Diziler, filmlere tercih edilecek. Dolayısıyla sürece heyecan yanında beklenti/merak unsurları da eklenecek.

İKİNCİ 5
RUHUMUZU DA ISKALAMAYALIM

6. Eş dost aramaları asla ihmal edilmeyecek ama bu aramalarda olumsuz duygu ve bilgiler pas geçilecek.

7. “Baharı kaçırdım, acaba yazı da kaçırır mıyım?” düşüncesi akla bile getirilmeyecek.

8. Evde kalma meselesinin özellikle 65 yaş üstü erkekler için bir değişim fırsatı olabileceği de bir kenara not edilecek. Ayrıca libido azalması meselesinin geçici bir durum olduğu bilinecek.

9. Yeme içme konusunda abartıdan uzak kalmaya özen gösterilecek. Bel çevresi her gün olmasa da haftada iki kez ölçülecek.

10. “Fırsat bu fırsattır” deyip iç hesaplaşmalar yapma yanlışına düşülmeyecek. Rahmetli S. Demirel’in o meşhur tavsiyesi dikkate alınıp “Dün dündür, bugün bugündür” denilecek.

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER