Orucun 3 dönemi

Ramazan nedeniyle beslenme ritmimiz değişti. Sahur-iftar şeklinde günde iki öğün ile beslenmeye geçtik. Sadece bedensel değil ruhsal beslenmede de değişimler yaşıyoruz. Manevi yaşam ve inançlarımızla bağlarımız bu ay çok daha güçlü ve yoğun.

Bu güzel ayda tutulan orucun bedensel etkileri ise son zamanlarda iyi anlaşılmaya, net ve açık bilimsel temellere oturtulmaya başladı. Ve zaten bu nedenle de bütün dünyada sadece kilo kontrolü için değil daha sağlıklı bir hayat amacı için de “İKİ ÖĞÜN İLE BESLENME” ye dayanan ARALIKLI ORUÇ KÜRLERİ (intermittent fasting) yaygınlaştı. Gelin bugün orucun bedensel etkilerini açıklamaya; birinci, ikinci ve sonraki iki haftada vücudumuzda nelerin olup bittiğini anlamaya çalışalım...

1. HAFTA: ANLAMA DÖNEMİ

Orucun ilk haftasında özellikle ilk 2-3 gününde işler biraz karışıyor. Metabolizmamız yeni beslenme ritmi karşısında biraz şaşkın düşüp “ne oluyor?” sorusuna yanıt arıyor. Yani ilk bir hafta daha ziyade bir tür “anlama” dönemi şeklinde seyir ediyor. Vücudun oruca ilk tepkisi gıda alımı ile karşılayamadığı enerjiyi karaciğer ve kaslardaki depo şekerden (glikojen) karşılamak oluyor. Bu rezerv tükenince de beden depo yağlara yöneliyor, enerji ihtiyacını oradan karşılama yoluna gidiyor. Yağ yakımı demek kilo kontrolü demek. İnsülin direncinin azalması, kan şekerinin düşmesi, diyabet (şeker hastalığı) riskinin azalması demek. Dahası kanda kolesterol seviyelerinin de dengelenmesi demek. Tabii bu arada azalan kan şekeri nedeniyle ilk haftada yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı gibi işaretler devreye giriyor. Hipoglisemi ile bağlantılı bu belirtilere beden çok değil daha ilk haftada intibak ediyor. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken en mühim nokta iftar ve sahur aralığında yeteri kadar su tüketmek ve sahuru asla ihmal etmeyip iftarı bir tür ziyafet haline getirmemek olmalı.

2. HAFTA: ALIŞMA DÖNEMİ

Birinci haftadan itibaren metabolizmamız oruca yeterince intibak etmiş, bedenimiz iftar-sahur ritmine yani günde iki öğün ile beslenmeye alışmış, kanda şeker ve diğer parametreler ilk şaşkınlığı üzerinden atıp belli bir dengeye ulaşmıştır. Metabolik sistemlerimiz süreçleri artık daha iyi kontrol etmektedir, yönetimi ele almıştır. Enerji kullanımı daha akılcı, toksik yük girişi daha az, dolayısıyla beden “retoks”a (yani toksin üretmeye ve yüklenmeye) değil, “detoks”a (yani toksin atmaya) hazırdır. Bu hafta da giren çıkan kalori dengesi ayarlanmış, temizlik/detoks sistemleri göreve hazır hale gelmiştir. Zaten bundan sonrası daha kolaydır, süreç bedensel bir huzur içinde kendiliğinden akıp gidecektir.

3.- 4. HAFTA: ARINMA DÖNEMİ

İkinci haftadan sonrası orucun bedensel açıdan tam bir metabolik keyif ve huzur dönemidir. Bu dönemde “detoks” yani “arınma”, yani “toksinleri dışarı atma” süreçleri başlamış, tamirat-tadilat işleri de hızlanmıştır. Beden hemen her alanda kendini daha hafif, enerjik ve güçlü hissetmektedir. Aşırı besin yükünden kurtulduğu için de tadilat ve tamirat işlerine vakit bulmuştur. Bütün bu değişimleri manevi yaşamdaki değişikliklerin sağladığı ruhsal arınma da desteklediğinden süreç tam bir detoks yani “bedeni ve ruhu toksinlerden arındırma” bayramına dönüşmüştür. Bu dönemde fazla kiloların bir bölümü atılır. Kanda insülin seviyeleri dengelenir. Şeker dengemiz normalleşir. Kan yağlarının fazlası temizlenir. Toksik atıklar uzaklaştırılıp bedene yeni bir ritim ve biçim verilir. Metabolik denge rayına oturtulur. Bağışıklık gücümüz artmış, beden kendi doğal fonksiyonlarına yeniden odaklanmıştır. Bitmedi! Bu dönemde yaşlanmayı hızlandıran “iltihabi süreçler” de baskılanmakta yani oruç aynı zamanda bir çeşit “anti iltihap fayda” da sağlamaktadır.

KANSERSEVER 10 YANLIŞ

- Şeker kullanımını çoğaltmak
- Yanmış, kömürleşmiş kırmızı etleri (mangal keyfi) sık yemek.
- Kızarmış, yanmış, karamelize olmuş karbonhidratları (kızarmış ekmek) sofradan eksik etmemek.
- Trans yağ yüklü yağda kızartmalar, cipsler, fırın veya pastane üretimi unlu besinlerden vazgeçmemek.
- Tatlandırıcı alışkanlığından vazgeçmemek
- Küflenmiş pul biber veya kuruyemişler gibi aflatoksin yüklü gıdaları sevmek.
- Füme ve salamura besinlere yüklenmek
- İşlenmiş et (sosis, sucuk, salam) yemeye devam etmek.
- Kızartmalık yağları tekrar tekrar tüketmek.
- Alkol tüketimini abartmak

STRESSAVAR 20 ÖNERİ

- Uykunuza dikkat edin.
- Yürüyün.
- Kafeini azaltın.
- Gürültüden kaçın.
- Kahvaltıyı atlamayın.
- Açlığı uzatmayın.
- Esnek olun.
- Duadan faydalanın.
- Müzik dinleyin.
- Yoga ve meditasyon yapın.
- Olumsuz düşünce ve kişilerden kaçın.
- İltifat edin.
- Tatile çıkın.
- Sabırlı olun.
- Ani kararlar vermeyin.
- Yarışmacı olmayın.
- Fıkra dinleyip anlatın.
- Zamanınızı planlayın.
- Yardım istemekten utanmayın.
- İş yoğunluğunuzu azaltın.

TEMBELLİĞİN 10 ZARARI

- İnsülin direncini tetikliyor.
- Kilo aldırıyor.
- Diyabet riskini arttırıyor.
- Damar yaşlanmasını hızlandırıyor.
- Kanserlere davetiye çıkarıyor.
- Osteoporoz riskini yükseltiyor.
- Varis olasılığını çoğaltıyor.
- Belleği zayıflatıyor.
- Kasları eritiyor.
- Dengeyi bozuyor.

PROSTATINI SEVİYORSAN YÜRÜ VE TÜKET

- Daha bol ve sık domates yiyin.
- Daha çok “renkli besin” tüketin.
- Kırmızı ete fazla yüklenmeyin.
- Kızartmalara hayır deyin.
- D vitamini desteği alın.
- Daha çok yürüyün.
- Omega-3’ten zengin beslenin.
- Renkli sebzelere yüklenin.
- PSA kontrollerini ihmal etmeyin.
- Yılda bir defa kontrolden geçin.

SABAH YORGUNLUĞUNUN 10 SEBEBİ

- Horlama
- Uyku apnesi
- Depresyon
- Hipoglisemi (şeker düşüklüğü)
- Hipotiroidi (tiroid tembelliği)
- Anemi (kansızlık)
- Fibromiyalji (kas-eklem ağrıları)
- Uyku bölünmeleri
- Böbreküstü bezi yetmezliği
- Kalp yetmezliği

ETİKETLER