Salgın ne zaman bitecek?

Bana göre cevap birkaç farklı ayrıntıda gizli...

ntv.com.tr 27.04.2020 - 07:22 |

Bilelim ki bu vaktinden önce gündeme getirdiğimiz bir soru. Pandemi henüz devam ediyor. Evet, biraz ‘hız kesti’ ama süreç hâlâ tehlikeli olma karakterini koruyor.

Yine de “Bu salgın ne zaman biter?” diye soranlara da hak vermemiz lazım. Hepimiz sıkıldık, bunaldık. Neredeyse gırtlağımıza kadar salgın haberleriyle tıkandık. Eğitim aksadı. Ekonomi adeta dibe vurdu. Sosyal yapı çökmese bile ciddi bir travma aldı.

Kısacası, korona krizinde günün en mühim ve can alıcı sorusunun başlıktaki soru olması normal sayılmalı.

Peki ya o sorunun cevabı? Bana göre cevap birkaç farklı ayrıntıda gizli. İşte o ayrıntılar...

AYRINTI 1
O MAKAS KİLİTLİ KALMALI

‘Makas meselesi’ni bir daha hatırlayalım: Uzmanlar, salgını kontrol altına aldığımızı gösteren ilk ve vazgeçilmez kriterin ‘o günkü iyileşen hasta sayısının aynı gün teşhis edilen yeni vaka sayısını geçmesi’ olduğunda ısrarlılar. Haklılar.

Son 2-3 günde açıklanan veriler bu hedefe ulaşıldığını, iyileşen hasta sayısının o günkü yeni vaka sayısını geçtiğini net ve açık olarak gösterdi. Bir başka deyişle, elimizdeki veriler bu iki kriter arasındaki makasın kapandığını telkin ediyor. Ama bilelim ki mesele sadece makasın kapanması ile bitmiyor. O makasın sımsıkı bağlanması ve adeta ‘bir daha yeniden açılmamak üzere kilitlenmesi’ de gerekiyor.

Peki o makası kilitli tutmanın en etkili yolu ne? Virüsü paramparça eden ilaçların bulunması mı? Virüse direnç sağlayacak bir aşının geliştirilmesi mi? Ya da...

AYRINTI 2
SİHİRLİ ÇÖZÜM HANGİSİ?

Etkili bir ilaç ve aşıyı bulmak tabii ki ilk hedeflerimiz. Bunların ikisi de önemli ve vazgeçilmez çözümlerimiz. Bulunacak ilaç veya ilaçlar virüsle hastalananları tedavi edecek. Geliştirilecek etkili bir aşı ise işi daha en baştan çözüp hastalanmamızı garanti edecek. Ama ne var ki uzmanlar bize ne ilaç ne de aşı için 6-12 aylık bir takvimden daha kısasının mümkün olmadığını söylüyor.

Peki biz o zamana kadar ne yapacağız? Yukarıda bahsettiğim kilitli makasın açılmaması için hangi önlemi alacağız? Bence elimizdeki en etkili seçenek şu: Sosyal mesafeyi korumaya devam edeceğiz.

AYRINTI 3
EN MÜHİMİ SOSYAL MESAFE

Elimize etkili bir aşı ve ilaç geçene kadar sosyal mesafeyi korumaya devam etmek mecburiyetindeyiz. Zira bu virüs insandan insana bulaşıyor, herhangi bir aracı filan kullanmıyor.

İşte bu nedenle, hepimizin içinde olduğu ‘salgın uçağı’ iniş sürecinde iken de teker koyup pistte yoluna devam ederken de sosyal mesafe meselesini hep gündemde tutmalıyız. Yolcuların hepsi uçaktan inene kadar gündemden çıkarmamalıyız. Bu da yetmez. ‘İkinci dalga tehdidi’ne fırsat vermemek için en az 6 ay daha bu sosyal mesafe meselesini yaşam biçimimiz yapabilmeliyiz.

Sağlık Bakanımızın, Bilim Kurulu üyelerimizin ve ilgili uzmanlarımızın sık sık ‘temas meselesi’ni gündeme getirmelerinin nedeni de zaten budur.

BANA GÖRE
‘65 YAŞ ÜSTÜ SENDROMU’NU TETİKLEMEYELİM

Korona günlerinin en önemli sosyal travmalarından biri bana göre 65 yaş üstüne getirilen sokağa çıkma yasağı meselesidir.

Tabii ki doğrusunu yaptık. Tabii ki onları korumak için buna mecburduk. Çünkü onlar bizim gözbebeklerimiz. Çünkü onlar bizim toplumsal gücümüzün çimentoları. Sosyal çadırımızın ortadirekleri.

Ama ne var ki ciddi ölçüde sıkılmış, bunalmış hatta biraz da çökkünlük sürecine girmiş gibiler. İşte bu nedenle ısrarla sık tekrarladığım tavsiyemin altını bir kez daha çiziyorum: Sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde onlar için hiç olmazsa 1-2 saatlik geçici bir
sokağa çıkma izni uygulanamaz mı?

TEDBİRMETRE

* Bir numarada her zamanki gibi ‘elleri dikkatle ve sıkı sık yıkamak’ var.

* Onu iki numarada yine ve ısrarla ‘sosyal mesafeyi koruma kuralı’ izliyor.

* ‘İzolasyon’ meselesi hâlâ önemli ve vazgeçilmez bir konu. Kısacası ‘evde kalma’ya bir süre daha devam edeceğiz.

* Maske takmaktan vazgeçmek yok. Daha uzunca bir süre maskeler günlük kıyafetimizin ayrılmaz bir parçası olmaya devam edecek.

Ne zaman ki Sağlık Bakanımız “Maskelerinizi çıkarabilirsiniz!” dedi, “Çok şükür” denilip maskelere işte o zaman veda edilecek.

HATIRLATMA
SAĞLIK İÇİN GÜNDE KAÇ ADIM

Yürümenin bir sağlık vazgeçilmezi olduğu kesindir. Fırsat bulduğumuz her anı yürüyerek değerlendirmek, beden ve ruhumuza verebileceğimiz en etkili hediyedir.

“Her gün kaç adım atılmalı?” sorusunun yanıtına gelince... Cevabım üç kısa cümleden ibarettir.

* Paslanmamak için günde 5 bin adım

* Yağlanmamak için günde 7 bin beş yüz adım

* Yaşlanmamak için günde 10 bin adım.

NOT: Bu rakamlar belirtilen hedefler için minimum değerlerdir. Korona günlerinde her gün düzenli yürüme konusunda Ertuğrul Özkök sınıfı geçmiştir. Ahmet Hakan ve Sedat Ergin’e gelince... Durumları hâlâ şüphelidir.

KESİN BİLGİ
SİGARANIN BİR HAYRI OLMAZ 

Fransa’nın saygın hastanelerinin birinde çalışan bir uzman yaptığı analizde sigara içenlerin ‘koronavirüs ile mücadelede daha şanslı olabileceklerini düşündüren verilere ulaştığını’ açıkladı. Sigaranın bu marifetini de ‘nikotin’e bağladı.

Bu (saygın) uzmanın düşüncesine göre nikotin virüsün hücrelere girmesine engel olabilir. Ve hatta bağışıklık sisteminin vereceği anormal tepkileri engelleme görevi bile üstlenebilir!

Peki bu düşünce doğru olabilir mi? Ne yapmamız lazım?

Sağlıkla ilgili bir bilgiyi, bulguyu, düşünceyi aktarırken değişmez düşüncem şudur: O bilginin muhtemel neticelerinden emin olmak!

Ben böyle varsayımların bilimsel neticeleri kesinleşmeden, bir ezber bozancılık hızı, aklı ve işgüzarlığıyla açıklanmasını son derece tehlikeli buluyorum.

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER