Şeker detoksu nasıl yapılır?

Şeker tutkusu yayılıyor, kişi başına tüketilen yıllık şeker miktarı her ülkede hızla artıyor.

Neticede de şeker sorunu tutkudan da öte bir tür bağımlılık problemi haline geliyor. Nedeni açık: Şekerin her türlüsü bizi düşündüğümüzden de kısa bir sürede mutlu ediyor. Ne var ki yine şekerin her türlüsü (ama özellikle de nişasta bazlı früktoz) hasta da edebiliyor. Şekerin karaciğer yağlanmasından obeziteye, kronik iltihaplanmadan diyabete, kalp damar hastalığından kansere pek çok kronik sağlık sorununu nasıl tetiklediği net ve açık olarak gösterildi. Şeker tüketimi arttıkça bağışıklık zayıflıyor. Aşırı şeker tüketiminde bunama riski çoğalıyor. Şeker kullanımı yükseldikçe kemikler ve sinir sistemi zayıf düşüyor. Özetle o tam bir sağlık canavarı. Peki, o canavardan kurtulmanın yolu var mı? Bence var. Biraz zahmetli ama denemeye kesinlikle değer. “Kalıcı bir şeker detoksu nasıl başarılır?” sorusuna verilebilecek tek bir yanıt yok, bazı çözüm önerileri var. Detaylar için buyurun...

ŞEKER KULLANIMINI AZALTAN 10 ÖNERİ

1- Her türlü şekeri kesin. Yemek üstü tatlı alışkanlığından vazgeçin.

2- Ara öğünlerde içinde şeker ve un bulunan atıştırmalıklara elinizi bile sürmeyin. Eğer vazgeçilmez ölçüde bir tatlı ihtiyacı içindeyseniz früktozu düşük meyvelerden makul miktarda yiyin ya da şeker eklenmemiş meyve ve kuruyemiş karışımlarını denemeyi tercih edin.


3- Atıştırmalık ihtiyacınızı protein zengini besinlerle, peynir, yoğurt, ayran, badem, fındık vs ile giderin. Ciddi ihtiyaç duymadıkça atıştırmaktan da vazgeçin.

4- Atıştırmalık tercihi olarak % 70 kakao içeren küçük bir parça bitter çikolatayı da deneyebilirsiniz.

5- Yemekten hemen sonra meyve yemeyin. Meyveleri yemekten önce ya da ara öğünlerde tüketin.

6- Sabah kahvaltınızı güçlendirip protein yönünden zenginleştirin. Kahvaltınıza peynir, yoğurt, yumurta yükleyin. Kahvaltı masasından kahvaltı gevreklerini, meyve sularını, balı, reçeli, pekmezi yok edin.

7- Başta tarçın olmak üzere açlığı frenleyen, tatlı ihtiyacına dur diyebilen baharatlardan da istifade edin.

8- Nişasta bazlı şeker içeren her türlü üründen kesinlikle uzak durun.

9- Prensip olarak tam karbonhidratlı yiyeceklere yönelin. Nişasta ve un zengini yemeklere (pilav, makarna, irmik) hayır deyin.

10- Beslenmenize daha fazla ve sık bakliyat, makul ölçüde de tam tahıl ilave edin.

ANTİBİYOTİK ŞAMPİYONUYUZ

NE üzücü ki bazı hastalıklarda Avrupa, bazılarında dünya şampiyonuyuz. Şampiyonluklarımız sadece hastalıklarla da sınırlı değil. Bazı ilaçların kullanımında da (mesela antidepresanlar) ya birinci ya ikinciyiz. Yeni yayınlanan sağlık istatistiklerine göre Türkiye kişi başına tüketilen antibiyotik oranı dikkate alındığında da birinciliğe oynuyor. Bu son derece kötü bir haber. Çünkü antibiyotik tüketimi arttıkça sadece antibiyotik direnci sorunu büyümüyor. Probiyotik eksikliği meselesi de derinleşiyor. Sağlık Bakanlığımızın antibiyotik kullanımında reçete takibine gitmesi son derece doğru bir girişim oldu. Ama itiraf edelim ki sorunu çözmeye bu önlem de yetmedi. Önemli belirleyicilerden biri de biz doktorların yaklaşımı. Pek çoğumuz hâlâ ve nedense antibiyotik reçete etme konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermiyor. Özellikle kış aylarında karşılaştığımız her türlü ateşli hastalığa bir antibiyotik reçete etmekten kurtulamıyoruz. Bu bir öz eleştiridir, doğruluğu da kesindir.

MÜHİM BİR TEHLİKE: AŞI KARŞITLIĞI

ÇOCUKLUK çağı zorunlu aşılarının düzenli yapılması önemli. Bu aşılar sadece çocuklar için değil, biz yetişkinler için de koruma sağlıyor. Ne var ki çocuklarına aşı yaptırmayı reddeden ailelerin sayısında ciddi artış var. Aşı reddi oranı yükseliyor. Aşı karşıtları çoğalıyor. Bu rakamlar büyüdükçe de toplumun salgın hastalıklara yakalanma ihtimali büyüyor. Kısacası sadece çocukların değil, toplumun bağışıklığı da azalıyor, salgın hastalıkların saldırısına açık bir toplum kesiti oluşuyor. Mesela kızamık hastalığında şu bilgi çok net ve açık: Kızamık virüsünün agresif biçimde yayılmaması, yani hastalığın salgına dönüşmemesi için halkın % 95’inin virüsten korunması şartı var. Aşılananların sayısı azaldıkça bu rakama ulaşmak imkânsız hale geliyor. Zaten bu nedenle aşılanmayı reddedenlerin yayıldığı bazı bölgelerde küçük de olsa (Belçika, Hollanda, ABD, İngiltere) kızamık salgınları görülmüş.

KIZAMIK SALGININDA BAKIN NELER OLUYOR...

Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan bir toplumda kızamık salgını geliştiğinde nelerin olabileceğini şu şekilde özetliyor: “Her kızamık geçiren 1000 çocuğun 100’ü hastaneye yatmak zorunda kalır. Bu çocukların yaklaşık 20’si maalesef kaybedilir. 30’unda ise beyin hasarı gelişebilir.” Bu bilgiyi enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Önder Ergönül ile de konuştum. O da benzer rakamlar verdi. Yani muhtemel bir kızamık salgınının ciddi riskleri var. Bu kesin...

BİR ‘BİLİM KURULU AÇIKLAMASI’ ŞART!

Aşı reddi mühim bir sorun. Eldeki bilimsel kanıtlar bunu net ve açık olarak gösteriyor. Ama bilim bilinen her şeyi yeniden tartışabilmeyi de gerektiriyor. Aşı reddini savunmak ayıp ya da yanlış değil. Ama bu savunmayı yapan hekimlerin savunmalarını bilimsel ortamlarda, bilimsel kanıtlara dayanarak yapmaları, fikirlerini medyaya değil doktor muhatapları ve Sağlık Bakanlığı’na iletmeleri gerekiyor. Çocukluk çağı zorunlu aşılarını yaptırmanın üzerinde ısrarla duran mikrobiyolog ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının ise bu basit görüşlere bilimsel kanıtlarla yanıt vermeleri lazım. Burada da görev yine Sağlık Bakanlığımıza düşüyor. Bakanlığın iki tarafı bir masada buluşturup bilimsel kanıtlara dayalı net ve açık kararı ‘Sağlık Bakanlığı açıklaması’ şeklinde topluma duyurması, hangi aşıların mutlaka gerekli ya da zorunlu, hangilerinin isteğe bağlı yaptırılabileceğini kayıt altına alması şart. Kısacası nişasta bazlı şeker konusunda olduğu gibi bir ‘bilimsel kurul açıklaması’na ihtiyaç var.

ETİKETLER