Stres + Obezite: Reflüde patlama

Bazı sağlık sorunlarında ciddi bir artış, hatta bir “patlama” olduğu kesin. Patlayan o sorunlardan biri de reflü özofajiti. Asit yüklü mide sıvısının yemek borusuna geri kaçması sonucu oluşan bu sorun ortalama her beş yetişkinden birinin yaşadığı bir problem.

Yanma, ekşime, kaynama, kazınma, göğsün tam ortasında tarifi zor bir ağrı, hatta kalp ağrılarını taklit edebilen bir spazm hali, ağızda metalik bir tat, ses kısıklığı ve/veya öksürük gibi sorunlarla kendini gösteren bir sorun bu. Kanaatimce reflü özofajitindeki hızlı artışta öncelikle iki faktör çok etkili: Stres ve Obezite. Ve küçük bir not: Reflü patlamasını izleyen diğer “yıldızı yükselen sağlık sorunları”nın başında vertigo, uykusuzluk yakınmaları ile Haşimoto ve obezite hastalıkları izliyor. Devamı için buyurun...

FAZLA KİLO VE STRES NEDEN REFLÜ YAPIYOR?

Stres kortizol düzeyini arttırarak mide ile yemek borusu arasındaki kapağın yapısını bozuyor. Kapak bozulunca da asit mide muhtevası yemek borusuna geri kaçıyor. Obezite ise karın içi basıncını arttırarak mide sıvısını yemek borusuna doğru adeta itiyor. Küçük bir ayrıntı daha var: Obezlerde reflü sıklığının bir nedeni de karbonhidrat emilimindeki bozukluk. Zaten bu nedenle de obez reflülülerde beslenmede karbonhidrat tüketimi sınırlanınca (ekmek, makarna, pilav) reflü şikâyetleri de ciddi biçimde hafifliyor. Neti şu: Reflü sorununuz varsa karbonhidrat sınırlamasına gitmeniz ve fazla kilolarınızı hızla vermeniz şart.

HAŞİMOTO HASTALIĞI NEDEN VE NASIL PATLADI?

Yaşı otuzu geçen her 4-5 kadından birinde Haşimoto hastalığı var. 30-40 yıl önce tıbbiyede öğrenci iken rahmetli hocamız Prof. Dr. Selahaddin Koloğlu bizi eğitmek için adeta koğuş koğuş gezerek Haşimoto hastası arardı. Peki, şimdi ne oldu da adeta bir Haşimoto Patlaması devreye girdi? Ne oldu da özellikle kadınlarımız için “Bende de Haşimoto çıktı!” demek sıradan bir sağlıksızlık haberi oldu? Farklı sebepler olsa da bence ön planda stres, selenyum eksikliği sorunu ve bu sorunun yol açtığı glutation azlığı problemi ile kimyasal toksinlere aşırı maruziyetle oluşan bağışıklık hasarı var. Tabii ki genetik yatkınlık da mühim bir faktör. Ben de Haşimoto’yu tetikleyen kimyasal toksinlerin başında ağır metallerin, özellikle de cıva ve kurşunun olabileceği düşüncesindeyim.

BEL/BOY ORANINIZ NE DURUMDA?

Yağlanmak sadece estetik bir sorun değil. Toksik yük bakımından da mühim bir tehdit. Yağlanmayı takipte ise sadece teraziye çıkıp tartılmak ya da beden kitle indeksini izlemek yeterli olmuyor. Bilimsel verilere bakılırsa “bel çevresini” izlemek, “bel-kalça oranını” takip etmek daha güvenli gibi görünüyor. Kadınların bel çevresinin 88 cm’den, bel/kalça oranlarının 0.8’den az, erkeklerin bel çevrelerinin 100 cm’den, bel/kalça oranlarının ise 1’den düşük olması gerekiyor. “Bel/boy oranı” da mühim ve değerli bir kriter. Bu oranın da 0.15’ten fazla olması arzu edilen bir durum değil. Söz konusu değerlerin aşılması iç organların ve çevresinin yağlarla işgal edilmiş olabileceği anlamına geliyor. Bu yağlar “kötü” ve “zararlı” yağlar. İltihap üreten, bedeni adeta bir “yangın yeri” haline getiren toksik yağlar. 

KAVGA ÇIKARAN SORULAR!

Yüksek kolesterolü azaltmak iyi mi, kötü mü? Kolesterol “görüldüğü her yerde tepesine binilmesi gereken bir cani, bir haydut” mu? Yoksa kolesterol “sağlığımızı koruyup kollayan bir bodyguard ya da harika bir melek” mi? Bunlar yanıtlaması çok zor, hatta “kavga çıkaran” sorular. Yine de bir-iki noktanın altını çizmekte fayda var: Kolesterolü düşük olanların testosteron seviyeleri de düşük. Azalmış kolesterol seviyeleri ile depresyon veya kansere yakalanma ihtimali arasında bir bağlantının olduğu da biliniyor. Diğer taraftan genetik kökenli ailevi kolesterol yüksekliği olanların neredeyse çocuk yaşlarda kalp krizi riski taşıdıkları da çok iyi bilinen bir gerçek. Koroner kalp hastası olduğu için baypas cerrahisi uygulanan ya da stend tatbik edilenlerde kolesterol seviyelerini düzenlemenin yeni krizleri önleyebildiği ise net ve açık. Peki, bu durumda yüksek kolesterol seviyelerini düşürmek iyi mi, kötü mü? Bence en mühim soru da bu zaten ve bu soruya yanıt ararken de eski hekimlerin “hastalık yok, hasta vardır” şeklinde özetledikleri “kişiye özel tedavi stratejileri geliştirmek” ve “hekimlik sanatını devreye sokmak” faktörlerini öne çıkarmak en doğru olanı. Kısacası her iki tarafın da haklı veya haksız olduğu noktalar var.

OSMAN MÜFTÜOĞLU İLE YAŞASIN HAYAT (13 OCAK 2018)

ETİKETLER