Eğitimin harika bir eleştirisi…

Müthiş bir oyunculuk…

Harikulade bir eleştiri…

Richard Williams, eğitim sistemini dava ediyor...

Okulu, yaratıcılığı ve özgünlüğü öldürmekle ve eğitimi kötüye kullanmakla suçlayan Williams, eğitim sistemini yerden yere vuruyor…

200’e yakın üniversitemiz ve bu üniversitelerin eğitim fakülteleri ve iletişim fakülteleri var, ortaya şöyle bir eleştiri koyamıyorlar.

Dilimde tüy bitmesine rağmen, hiçbir üniversiteye bu konuları ele alan bir film çektiremedim…

Bu kadar dizi çekiliyor, bu kadar yönetmen, sözüm ona bu kadar oyuncu var, hiçbiri bu başarıyı yakalayamaz!

Böylesine önemli bir konuyu, eleştirel bir şekilde işleyecek bir mantığa sahip değiliz! 

Unutmadan bir noktaya daha değinmek istiyorum; keşke böyle bir Milli Eğitim Bakanımız olsa, ne dersiniz?

***
Alber Einstein, bir keresinde demişti ki:

“Aslında herkes bir dahidir.”
“Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir!”

Mahkeme salonu…

Değerli Jüri Üyeleri!
Bugün sanık koltuğunda günümüz eğitim sistemi var…
Geldiğiniz için teşekkür ederiz…

Sadece balığı ağaca tırmanmaya zorlamakla kalmıyorlar, ayrıca balığı aşağıya indiriyorlar, üstüne de onlarca kilometre koşturuyorlar…

Söyle bana Okul…

Yaptığın şeylerden gurur duyuyor musun?

Milyonlarca insanı robotlaştırmak…

Bunu eğlenceli mi buluyorsun?

Kendisini kavanozdaki balık gibi hisseden ne kadar fazla öğrencinin olduğunun farkında mısın?

Sınıfta akıntıya karşı yüzmeye çalışıp, yeteneklerini hiç keşfedemeyerek, aptal olduklarını düşünen ve faydasız olduklarına inanan…

Artık zamanı geldi…

Daha fazla bahaneye gerek yok!

Okul’un ayağa kalkmasını istiyorum ve onu yaratıcılığı ve özgürlüğü öldürmekle ve eğitimi kötüye kullanmaktan ötürü suçluyorum!

Bu eskiden kalma kuruluş, olması gerekenden fazla yaşadı…

Sayın Yargıç…

Böylelikle açılış beyanımı tamamlamış bulunuyorum…

Kanıtımı sunmama izin verirseniz, iddiamı kanıtlayabilirim…

Yargıç: Devam edin…

Avukat, mahkeme salonunda bulunan ayaklı panodaki fotoğrafı işaret eder…

Birinci örneğim: İşte, günümüze ait modern akıllı bir telefon. Tanıdınız, değil mi?

Bu da 150 yıl öncesine ait ankesörlü bir telefon…

Çok fark var, değil mi?

Devam ediyorum…

Bu da günümüze ait modern bir araba…

Sayfayı çevirir…

Şimdi 150 yıl öncesine ait atla çekilen bir araba görüyorsunuz…

Çok fark var, değil mi?

O zaman bir de buna bakalım…

İşte, bu da günümüzdeki bir sınıf ortamı…

(Ders anlatan öğretmen, dinleyen ve parmak kaldıran öğrenciler…)

Bu da 150 yıl önce var olan bir sınıf ortamı…

(Ders anlatan öğretmen, dinleyen ve parmak kaldıran öğrenciler…)

Çok utanılası bir şey, değil mi?

Abartısız, yüzyılı aşkın bir süredir, hiçbir şey değişmedi!

Siz, öğrencileri gelecek için hazırladığınızı mı iddia ediyorsunuz?

Fakat böyle kanıtlar varken, size sormak zorundayım:

Siz, öğrencileri gelecek için mi hazırlıyorsunuz, yoksa geçmiş için mi?

Sizin geçmişinizi araştırdım ve kayıtlara göre siz, insanları sadece fabrikalarda çalışmaya yönelik eğitiyorsunuz…

Bu da öğrencileri sıralı sisteme göre yerleştirdiğinizi gösteriyor…

Tertipli ve güzel bir şekilde oturup, söyleyecek bir şeyi olduğunda elini kaldırmasını tembihleyip, kısa bir arada da yemek yemesine müsaade edip sonra da günde 8 saat boyunca ne düşünmeleri gerektiğini söylüyorsunuz.

Ha… Bir de onları ‘A’ alabilmeleri için yarıştırıyorsunuz…

‘A’ harfi, ürün kalitesi ölçmesinde de kullanılıyor…

‘A’ sınıfı bir et…

Eskiden şartların farklı olduğunu anlıyorum…

Hepimizin bir geçmişi var…

Ben de bir Ghandi değilim…

Fakat artık robotlaşmış zombiler yetiştirmeye ihtiyacımız yok…

Dünya artık ilerledi…

Şimdi yaratıcı, yenilikçi, eleştirel ve bağımsız olarak düşünebilen ve birbiriyle bağlantı kurabilen insanlara ihtiyacımız var…

Bütün bilim insanları, herhengi iki beynin birbiriyle aynı olmadığını söyleyecektir…

İki ya da daha fazla çocuğu olan her ebeveyn de bu iddiayı doğrulayacaktır…

Şimdi, lütfen açıklayabilir misiniz?

Çocuklara neden kurabiye kalıbı ya da lastikli şapka gibi muamele gözteriyorsunuz?
Herkese tak beden saçmalığı neden?

Bir doktor bütün hastalarına aynı reçeteyi yazarsa bunun sonuçları feci olur…

Bir sürü insan daha hastalanır…

Ancak okul sistemine gelince yaşanan tam anlamıyla bu!

Bu, eğitimde yanlış uygulama ve suistimaldir.

20 öğrencinin önünde sadece bir öğretmen…

Herbir öğrencinin farklı karakteristikleri, istekleri, özellikleri ve hayalleri varken, siz hala aynı şeyleri aynı yöntemlerle mi öğretiyorsunuz?

Bu, dehşet verici!

Baylar ve bayanlar, sanık kişi affedilmemeli…

Bu, bugüne kadar işlenen en büyük suç olabilir…

Ayrıca çalışanlarınıza nasıl davrandığınızdan da söz edelim…

Öğretmenler dünyadaki en önemli işi yapıyorlar…

Fakat düşük ücret alıyorlar…

Neden birçok öğrencinin az ilgi gördüğünün sebebi belli…

Dürüst olalım…

Öğretmenler en az doktorlar kadar para kazanabilmeli…

Çünkü bir doktor kalp ameliyatı yapıp bir çocuğun hayatını kurtarabilir…

Fakat iyi bir öğretmen o çocuğun kalbine erişip, onun doğrulukla yaşamasına olanak sağlayabilir…

Öğretmenler birer kahramandır, ama çoğu zaman onlar suçlanır…

Sorun onlarda değil!

Seçme hakkı ve yetki vermeyen bir sistem içinde çalışıyorlar…

Müfredatlar, hayatlarında bir kez bile ders vermemiş politikacılar tarafından hazırlanıyor…

Sadece standartlaştırılmış testlere kafayı takmışlar…
Çoktan seçmeli test kağıdına karalanan yuvarlakların başarıyı ölçtüğünü sanıyorlar…

Bu saçma!

Aslında bu testler kullanılamayacak kadar ilkel, hepsinden vazgeçilmeli…

Sadece benim söylediklerime bakmayın…

Frederick J. Kelley’nin dediklerine bir bakın, çoktan seçmeli testleri bulan kişi…
Onun söylediklerinden alıntı yapıyorum: “Bu testler, kullanılamayacak kadar ilkel ve hepsinden vazgeçilmeli!”

Sayın Jüri Üyeleri…

Eğer bu yolda devam edersek, sonucu ölümcül olur…

Okula karşı güvenim yok, ama insanlara güvenim var…

Eğer sağlık sistemini, arabaları ve Facebook sayfalarını düzenleyebiliyorsak, o zaman bunun aynısını eğitim sistemi için de yapmak görevimizdir…

Geliştir, değiştir…

Okul ruhunu kaldıralım…

Her öğrencinin içindeki ruhu canlandırmadıkça, okul ruhu bir işe yaramaz…

Ruhu canlandırmak görevimiz olmalı…

Ortak, herkese aynı eğitim sistemine artık son verilmeli…

Bunun yerine her kalbin ve sınıfın özüne ulaşalım…

Matematik önemli, ama sanattan veya danstan daha fazla değil…

Her yeteneğe eişit fırsat verelim…

Bu, kulağa hayal gibi gelebilir…

Fakat Finlandiya gibi ülkeler etkileyici şeyler yapıyorlar…

Okul zmanları kısaltılmış, öğretmenler yeterli maaş alıyor, ev ödevi diye bir şey yok ve birlikte çalışma üzerine odaklanıyorlar, birbirlerine karşı yarışma üzerine değil…
İşte, bunun sonucunda bayanlar baylar…

Onların eğitim sistemi dünyadaki bütün sistemlerden daha iyi bir performans sergiliyor…

Singapur gibi ülkelerde de başarı hızla yükseliyor…

Montessori gibi okullar ve Khan Academy gibi programlar…

Tek bir çözüm yolu yok, o yüzden bu yolda devam edelim…

Öğrenciler şu anda nüfüsun yüzde 20’sini oluşturuyor olabilir, fakat onlar bizim geleceğimizin yüzde 100’ü…

O zaman onların hayallerine destek verelim…

Başarabileceklerimizin sınırı yok…

Bu, benim inandığım dünya…

Artık balıkların ağaçlara tırmanmaya zorlanmadığı bir dünya…

Söyleyeceklerim bu kadar…

ETİKETLER