‘Keşke’ pişmanlık ifadesidir…

‘Keşke’ özlem ya da pişmanlık bildiren bir bağlaç…

Bazen ‘dilek’ anlatan tümcelerin başına da gelir!

Ben, ‘keşke’ belirtecini, ‘pişmanlık’ anlamında değil, ‘dilek’ anlamında kullanacağım.

‘Keşke, öğrenci olsaydım; ‘keşke’ Menekşe Öğretmen’in öğrencisi olsaydım!

‘Neden?’ diyeceksiniz…

***

2011-LYS sonuçları, 21 Temmuz Perşembe günü açıklandı.

Türkiye derecesi yapanlar ertesi gün gazete sayfalarında yerlerini aldı...

Dershanelerin Türkiye birincilerine tişört giydirdiği dönemlerden söz ediyorum…

22 Temmuz günü gazetede farklı bir fotoğraf, farklı bir birinci…

Üzerinde dershane tişörtü filan yok!

***

Fotoğrafı görünce, ‘Vay be! Şu evin haline bak’ dedim.

Haberin başlığı: ‘2011-LYS'de TS-2 Puan Türü Türkiye Birincisi Menekşe Okyay’

TS-2’de 579.815 puanla Türkiye birinciliğini kazanan öğrenci.

Şaşkınlığım devam ediyor…

Menekşe, Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği'ni tercih edeceğini söyledi.

Benim bildiğim, Türkiye birincisi ya Boğaziçi’ni ya da ODTÜ’yü tercih eder; Menekşe, neden Balıkesir Üniversitesi’ni tercih ediyor ki!

Menekşe, diğer üniversitelerden de teklifler geldiğini söylüyor, ancak ‘Bu teklifleri kabul edemem, bu kararım kesindir ve kesinlikle vazgeçmeyi düşünmüyorum’ diyor.

***

Menekşe Okyay’ın açıklamaları, aslında alınması gereken ders niteliğinde: “Gözleri görmeyen ve tedavi gören annemi bırakıp gidemem. Öncelikli düşüncem ailem. Annem şeker hastası, 3 yıl önce teşhis edildi. Son 1 yıldır da şekerden dolayı gözlerini kaybetti. Tedavileri devam ediyor, ama uzun bir tedavi süreci. Daha da devam edecek. Tedavi ve yol masrafları bizi zora soktu. Krediler çektik, zor duruma düştük. En çok bunun sıkıntısını yaşıyoruz. Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümüne girmek istiyorum. Babam, ben okuldayken hep anneme baktı, sık sık tedaviye götürdü. Kaynak sıkıntısı yaşadım. İstediğim kitapları alamadım. Konu anlatımlı kitap hiç almadım. Arkadaşlarımın kullanmadığı kitaplardan aldım, halk kütüphanesinden faydalandım. Arada elime para geçtikçe az sayıda kitap aldım. Kendi başıma planlı ve programlı çalıştım. Düzenli çalışmayı hayat tarzı haline getirdim. Maddi durumumuz zaten dershane için elverişli değildi. Dershaneye gidemedim. İlk ve ortaöğretim hayatım boyunca da gidemedim. Liseye başladığım günden beri hep üniversiteyi düşünüyordum. Geçen yıl babam bana üniversite sınavına hazırlanırken açık açık ‘Kendini boşuna yorma, çünkü ben seni üniversiteye falan gönderemeyeceğim’ dedi. Buna rağmen çalıştım, derece yaparsam belki imkan bulurum diye. Amacıma da ulaştım.”

Anne Naciye Okyay, sevincini şöyle dile getiriyor: “Biz Manisa'ya hastaneye gitmiştik, dönüşümüzde kızımdan Türkiye birincisi olduğunu öğrendik. Dershaneye göndersek, bizim kızımızın fotoğrafları da çıkardı dedik. Çok sevindik ama gözlerim görmediği için çocuğumu göremiyorum, bu yüzden üzüntülüyüm. Gözlerimin bir an önce açılmasını istiyorum.”
Baba Osman Okyay “2 milyon öğrencinin arasında imkansızlıklar içinde yetişip Türkiye birincisi olmak kolay bir şey değil. Evde tek göz bir odada çalışıp başarı sağladı. Kitapsız, testsiz sınavlara hazırlandı. Kitap alamadık, bizim çocuğumuza hiçbir faydamız olmadı. Eşim hasta olduğu için onunla ilgilendim, Menekşe tek başına çalıştı.Kızımızın Türkiye birinciliği haberini hastane dönüşü öğrendik. O üzüntü içinde pek sevinemedik bile. Ertesi gün aklımız başımıza geldi” diyor.

***

Demek ki, bu iş dershaneye gitmeden de oluyormuş!

Ben, mesleğe derhanede başladım; 30 yıllık meslek hayatımda neler gördüm neler…

Çocuğun yediği önünde, yemediği ardında; ama içinde istek yok…

İnsanın içinde istek olacak, istek!

Üniversiteye hazırlanan bir öğrenci olsaydım; ders çalışmaya başlamadan önce, Menekşe’nin hayatını çalışır, sonra dersin başına otururdum…

Türkiye birincisi olamasam da, sorumluluk sahibi olurum!

ETİKETLER