Nerede şimdi böyle sanatçılar?

Baştan belirteyim…Yazı biraz uzun…Lakin…Okuması kolay!

Bu yazıda…
İki unsur ön plana çıkıyor…
- Sanatın önemi…
- Sanatçının değeri…
Bir husus daha var…
Müsaade ederseniz…
Onu yazının ilerleyen satırlarında belirteyim!
***
Yıl 1941…
Leningrad’ın politik, askeri ve endüstriyel önemi…
Nazilerin…
Sovyetler Birliği’nde ilk olarak buraya göz dikmesine neden olur…
Leningrad düşerse…
Sovyetler’in işi biter!
Ancak…
Kızıl Ordu için de…
Leningrad hayati önem taşıyordu…
Stalin…
“Sovyet ordusu için geri çekilmek, ileri gitmekten daha çok yürek ister!” sözüyle…
İşin nereye varacağını…
Baştan belli eder!
***
Leningrad’ı kuşatan...
Hitler…
Kentin hemen düşeceğinden öylesine emindir ki…
Şehrin lüks otelinde verilecek partinin…
Davetiyelerini bile önceden bastırır!
Başta her şey…
Naziler için yolunda gider…
***
Ancak…
Hitler’in hesap edemediği…
Bir şey vardı…
Sovyetlerin inadı!
***
Kuşatmadan önce…
Leningrad’da yaşayan bilim insanlarının ve sanatçıların tahliye edilmesine karar verilir…
Besteci Dmitry Dmitriyevich Shostakovich kenti terk etmeyi reddedenler arasındadır…
Shostakovich…
Kızıl Ordu’ya katılmak ister...

Ancak…
Sağlık sorunlarından dolayı kabul edilmez…
Gönüllü olur…
İtfaiyeci olarak görev alır…
Yangın gözlemciliği yapmaya başlar…
***
“Dört gözlü yarasa” lakabı takılır…
Yaptığı işi…
Bir çocuğun da yapabileceğini söyler...
Yakınmaları sonuç verir…
Sonunda Milis Teşkilatı’na alınır…
Artık ordudaki yeni görevi…
Siper kazmaktır…
***
Shostakovich…
Temizlik hastasıydı…
Ama o günler çoktan geride kalmıştı...
Pislikleri görmüyordu bile!
***
Bu arada…
Kuşatma acımasızca devam ediyor…
Baskı ve direnç çarpışıyordu…
Naziler…
Kentin tüm ikmal hatlarını keser...
Ancak…
Leningrad inatla direnir…
Kent, bir türlü teslim olmaz…
***
Kentin düşeceği saati bile hesaplayan…
Hitler köpürür…
Leningrad’ın açlığa mahkum edilmesi emrini verir…
Ardından…
Su kaynaklarına zehir attırır...
Yetmez…
Yiyecek depolarını bombalatır…
***
Halk…
At, kedi, köpek, fare ne bulduysa…
Onu yer…
Deri kayışları kaynatarak…
Çorba niyetine içerler…
Kentin sakinleri…
Açlıktan kırılır…
Her gün 10 bin dolayında sivil açlıktan ölüyor…
Öyle ki…
Halkın donan ölüleri yediği bile olur!

***
Kışın…
Leningrad’da hava sıcaklığı…
Eksi 35 dereceye kadar düşer…
Hitler…
Halk ısınamasın diye…
Akaryakıt depolarını da bombalatır...
İlgiçtir…
Halk, o dondurucu koşullarda dahi…
Leningrad’da tek bir ağaç bile kesmez!
Isınmak için evlerdeki tüm eşyalar yakılır…
Ancak…
Tek bir ağaç kesilip yakılmaz!
***
Shostakovich…
O gün karar verir…
Leningrad senfonisini yazmaya…
Hiçbir yangın, hiçbir ölüm, hiçbir yokluk ve açlık…
Hatta pislik…
Onu senfonisini yazmaktan alıkoyamayacaktır!
Senfonide…
Halkının direnişini…
Mücadelesini anlatacaktır!
***
Kuşatma altındaki halka…
Umut ve cesaret aşılayacaktır...
O günden sonra…
Her fırsatta yazar, Shostakovich...
Rüyasında bile senfoninin notalarını görür...
Küçük bir kalemi…
Bir de nota kağıtları vardır, cebinde…
***
Senfoninin bölümleri tamamlandıkça…
Tedirginliği azalacağına artar…
Başarısız olacağından korkar…
Aradığı bir cenaze marşı değil…
Direniş senfonisidir!
***
Eseri yazar…
Yazmasına da…
Peki…
Eseri kim icra edecektir?
Sanatçıların bir bölümü tahliye edilmişti…
Kimi ölmüş…
Kimi sakat kalmıştı...
Şef Eliasberg…

Şehirde kalan orkestra üyelerinin evlerini tek tek gezerek bir araya getirir…
Eski müzisyenler, sakatlanmış askerler ve amatörlerden orkestra kurulur...
***
Prömiyer gerçekleşmeden…
Orkestranın üç üyesi açlıktan hayatını kaybeder…
Bir görgü tanığı…
Bir deri bir kemik kalan müzisyenleri…
Yırtık pırtık konser kıyafetleriyle gören…
İzleyicilerin gözlerinin dolduğunu belirtir…
***
Aletleri çalmak zordu…
Çünkü…
Müzisyenlerin…
Soğuktan elleri müzik aletlerini tutmuyordu…
Şöyle veya böyle…
Zorlukların üstesinden gelindi…
Senfoninin kurtuluşu getireceğine dair güçlü bir inanç oluştu…
Eser radyodan çalındı…
***
Müziği hem Almanlara…
Hem de Ruslara ulaştırabilmek için…
Güçlü hoparlörler kuruldu…
Rus halkı güç ve moral kazansın diye…
Düşman ise umutsuzluğa kapılsın diye…
9 Ağustos 1942 akşamı…
Hoparlörlerden müzik sesi duyulur…
***
Konser…
Orkestra şefi Karl Eliasberg’in anonsuyla başlar:
“Yoldaşlar! Şehrimizin kültürel tarihinde yer alacak büyük bir olay gerçekleşmek üzeredir. Birkaç dakika içinde, harikulade vatandaşımız Dmitri Dmitriyevich Shostakovich ‘Yedinci Senfoni’sini duyacaksınız. Kendisi bu müthiş eseri, düşman Leningrad’a delicesine saldırdığı esnada besteledi. Bu eser, faşist domuzların bütün Avrupa’yı bombaladığı ve Avrupa’nın da Leningrad’ın sonunun geldiğini düşündüğü esnada bestelendi. Bu performans ruhumuzun, cesaretimizin ve savaşa hazır olduğumuzun şahididir. Dinleyiniz, yoldaşlar!”
Konser, yorgunluk ve açlıktan bayılan müzisyenlere…
Bağırarak destek çıkan seyircilerin gözyaşları ve alkışlarıyla sona erer…
Daha önce hiçbir müzik parçası…
Herhalde…
Psikolojik savaşın bu denli etkili silahı olmamıştır!
***
Konser için o tarihin seçilmesinin nedeni…
Hitler’in bu tarihte Leningrad’ı ele geçireceğini ilan etmiş olmasıydı!
Eser…
Her gün radyodan çalınır…
Herkesin dilinde sürekli senfoni mırıldanır…
***

Konser…
Yarattığı muazzam propaganda etkisinin yanı sıra…
Leningrad halkının morali üzerinde de olumlu bir etki bıraktı…
Senfoni…
İşgale karşı başlatılan büyük ulusal direnişin en güçlü sembollerinden biri oldu...
Shostakovich…
Sovyet halkına dayanma gücü verdi…
***
Kuşatmadan 872 gün sonra…
Almanlar pes etti…
Çekilmek zorunda kaldılar...
Bu süreçte Sovyetler…
3 milyon 436 bin 66 askerini ölü, kayıp ve yaralı verdi…
Sivillerden 400 bini tahliyeler sırasında…
642 bini kuşatmada hayatını kaybetti…
Leningrad’daki yıkım ve insan kayıpları..
Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarının…
Yol açtığı kayıpların üstündeydi…
Kuşatma soykırım olarak kabul edildi…
***
Yazının başında:
“Müsaade ederseniz, onu yazının ilerleyen satırlarında belirteyim!” dediğim noktaya geldik…
Şimdi…
Kuşatma yıllarının biraz öncesine gidelim…
Ulu Önder…
1936 yılında bir grup Sovyet müzisyeni Türkiye’ye davet eder…
Shostakovich…
Önemli bir besteci olduğundan…
Bu grupla birlikte Türkiye’ye gelir…
***
1930'lu yıllarda Rusya’da nota kâğıdı bulmak zor olduğundan…
Shostakovich…
İstanbul’dan nota kâğıdı alır…
Sonra Leningrad Alman ordularının muhasarası altında iken…
7. Senfoni’yi bu nota kâğıtları üzerinde besteler…
Nota kâğıtlar üzerinde…
Türkiye’den geldiğini gösteren bir damga bulunur…
Her sayfasının sol alt köşesinde…
“Jorj D. Papajorjiu Yayınevi - Yüksekkaldırım, İstanbul” yazılıymış!..
***
Bu vesileyle…
Ulu Önder’in…
Hayranlık uyandıran bir girişimini daha öğrenmiş olduk!
Bir ulusun kurtuluş senfonisini yazan sanatçıyı öngörmüş ve sanatından yararlanmak için ülkemize davet etmiş…

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER