Derya Şensoy'dan rol itirafı

Öykü Özdoğan’ın hazırlayıp sunduğu “20 DAKİKA”, bu hafta Derya Şensoy ’u konuk etti. Şensoy, Özdoğan'ın sorularını yanıtladı.

  • 1

    “OYUNCULUK HER ZAMAN BİR ÇOCUK HAYALİYDİ”

    Türkiye’nin iki önemli ismi, Ferhan Şensoy ve Derya Baykal’ın kızı olarak dünyaya gelince, insan oradan bir başlangıç yaparmışsınız gibi bekliyor. Neden illustrasyonla başladınız? Başlangıç niye orası?

    "Biz ses tiyatrosunda büyüdük ve ses tiyatrosunda gidenler bilirler ki, gerçekten ihtişamlı. Çocuk gözüyle orası daha da bir büyüyor insanın gözünde. O yüzden oyunculuk her zaman bir çocukluk hayaliydi. Annem makyaj yapardı oyundan önce, bizi de yanına oturturdu, fırça verirdi, biz de yalandan makyaj yapardık. Biz zaten bunun içinde büyüdük."

  • 2

    “BABA BİZE DE OYUN YAZSANA DEDİK, YAZDI”

    "Belli bir yaşa gelince de, ablam 11 ve ben 10 yaşımdayken, “Baba bize de bir oyun yazsana” gibi bir şımarıklığa eriştik ve babam gerçekten de yazdı. Ablam 11, ben 10 yaşımdayken biz profesyonel olarak sahneye çıktık. O gün “oyunculuk aslında o kadar iyi değil mi?” gibi bir noktaya geldik. Bütün bunların yanı sıra insanın zorluklarını da daha çok görüyor, içinde bulunduğu için. Annem ve babam da her zaman “oyunculuk uzun bir yol, çok zor bir meslek” derdi. O yüzden bunun bilincinde büyüdük diyebilirim. Annemin hatta “kolunuzda altın bileziğiniz olsun” gibi bir cümlesi vardı hep. Bize hiçbir zaman “oyunculuk okuyun ya da okumayın” gibi tavsiyeleri olmadı."

  • 3

    “FERHAN’LA İKİZ DEĞİLİZ”

    "Ablam sinema, televizyon okumaya karar verdi ve benden bir sene önce New York’a gitti. Bizim Ferhan’la aramızda 13 ay var, ikiz değiliz, herkes öyle zannediyor. İkiz gibi de yaşadığımız için ama kopamıyoruz birbirimizden. Ferhan New York’a gidince, “benim de New York’a gitmem lazım” gibi bir durum oldu.

    Küçüklüğümden beri çok resim çiziyorum ve annemin bana hep “bak böyle bir yeteneğin var, bunu harcama, bunun üstüne git” gibi yönlendirmeleri oldu. “Sonra çok istiyorsanız oyunculuk yapın, yapmayın demiyoruz” gibi bir yönlendirmeydi aslında o. Ben çok doğru bir tercih yaptığımı düşünüyorum. Okulumu çok severek okudum, dört sene daha olsa, dört sene daha okurdum. Çok da kapsamlı bir eğitim aldım. Tabi sonra Türkiye’ye döndük biz. Ailemizden çok ayrı yaşayabilen insanlar değiliz."

  • 4

    “DOKSANLAR İLE ATILDIM BİR MACERAYA”

    "Ben hatta çizgi film istiyordum hatta Nichelodeon’dan öyle bir teklif geldi. Çok arada kaldım Amerika’dan dönmeden önce. “Nickelodeon mu, annem mi babam mı?” noktasında “galiba annem ve babam” deyip, bavulumu toplayıp, döndüm. Buraya gelince de uzunca bir süre oyunculukla ilgilenmedim. Tasarım üzerine bir yol çizmeye çalıştım kendime ama bir şekilde insan içerisinde buluyor kendini. Ben ilk “Doksanlar”la atıldım bu maceraya."

  • 5

    “BABAMDAN GELEN ROL TEKLİFİNİ RED ETTİM, KORKTUM”

    "Ferhan ilk babamla bir oyunda oynadı, ben o oyunu da red ettim. Hatta babam konusunu açtıkça, ben mutfağa kaçıyordum çünkü sahne bir yandan da çok ürkütücü. Çok keyifli ama büyük bir adrenalin, korkunç yanları var. O yüzden ben korktum açıkçası. Dizi konusunda da kendime “Bunu deneyeceksem eğer, kalkıp ta 40 yaşımda ‘haydi bir de oyunculuk deneyeyim’ gibi bir şey söz konusu olamayacağı için, ben bunu 23 yaşımda deneyeyim, oluyorsa oluyordur olmuyorsa da ben kendime başka bir yol çizebilirim çünkü kolumda altın bileziğim var” dedim.

    Doksanlar’la başladık, sonra film geldi. Başka filmler geldi, bir dizi, tiyatro derken insan kendini bunun içinde bulabiliyor."

  • 6

    “ANNEM BENİ KANDIRDI”

    "Ben “Doksanlar” ile hayatımda ilk kez set görmedim tabi ama bilinçli bir yaşta kamera önünde ilk defa bir şey yapıyordum. Biz çok küçükken bir reklam filmini havalimanında çekecektik. Annem beni “tatile gidiyoruz” diye kandırıp, sete götürmüştü. Akşam eve döndüğümde “neden gitmedik tatile” demişim, o kadar bilinçsizdim. “Doksanlar” gerçekten bilinçli bir yaşta, kamera önü bir iş yapmaktı benim için. Gerçekten çok fazla şey öğrendim. Çok önemli oyuncularla da çalıştım. Benim için çok avantajlı bir başlangıç oldu diyebilirim. O anlamda çok önemli bir okuldu. Uzun sürdü ve benim için iyi bir eğitim süreci oldu."

  • 7

    “BEN ANNEM VE BABAMIN GÖLGESİNDE KALMAKTAN ÇOK MUTLUYUM”

    "Şimdi anne Derya Baykal, baba Ferhan Şensoy olunca “Onlar gibi olmalıyım, daha da iyi olmalıyım” demiyorsunuz. Burada “boynuzun kulağı geçmesi” söz konusu olan bir denklem içerisinde görmüyorum kendimi. Şayet böyle bir şey olacaksa da, bunun için çok ama çok uzun yıllar var. Öyle bir niyetim de yok. Ben onların gölgesinde kalmaktan çok mutluyum. Ben mesleğimi yaptığım sürece de orada kalabilirim."

  • 8

    “FERHAN ŞENSOY’DAN DAHA BAŞARILI OLMAK CÜMLESİ ÇOK İDDİALI OLUR”

    "Tabi ki herkes başarılı olmak ister ama “Ferhan Şensoy’dan başarılı olmak” diye bir cümleye başlamak da benim için ya da bu mesleğe yeni başlayan biri için çok iddialı bir başlangıç olur. Öyle bir niyetle yola çıkmıyorsun. Tabi ki öğrenecek çok fazla şey var. Ben hala bugün babamı izlediğimde, babamın bile hala üstüne bir şey koyduğunu görünce, o zaman “heh oldu, bir yere geldim” denecek bir meslek değil diyorum. Babam bile hala bir şeyler koyabiliyorsa üzerine, demek ki ölene kadar üstüne koyacak bir şeyler var..."

  • 9

    “ANNEM BABAMA GÖRE DAHA AYRINTICI”

    "İnanır mısınız, babam daha yapıcı eleştirilerde bulunuyor. Ellerinden geldiğince izlemeye çalışıyorlar her şeyden önce ve babam hep daha yapıcı yorumlar yapar. Annem daha ayrıntıcıdır. Annem daha sık izleme fırsatı bulduğu için o kadar ayrıntıcı diyebiliriz. Babam bir dizide oynuyorsak her hafta izleyemez. Annem mutlaka her hafta izler. Hatta “O kız o ayakkabıları mı giyer”e kadar yorum yapar. Ne mutlu bizim için, herkes ister bence. Oyunculuğa başlamış birisi “akşam da Ferhan Şensoy arasa da, dizimi izleyip, yorum yapsa, bu sahneyi de şöyle oynamışsın dese” noktası bence çok avantajlı. Ben bundan ötürü kendimi çok şanslı hissediyorum."

  • 10

    “BİR ŞEYİN İÇİNDEN ÇIKAMADIĞIM ZAMAN YARDIMCI OLUYORLAR”

    Derya: Bir iş geldiği zaman “Anne, Baba, böyle bir iş geldi, şöyle bir karakter, böyle bir film, bu oyuncular oynuyor, bu yönetmen çekiyor” gibi bilgiler verip, konuşarak ilerliyoruz. Sonrasında da biz bir şey sordukça, elbette yardımcı oluyorlar. Bir şeyin içinden çıkamadığımız zaman tabi ki yardımcı oluyorlar. Babam yeni bir oyun yazdı. Heralde 2017’nin oyunu olacak. Bu sefer Ferhan’ın yanında ben de mutfağa kaçmayarak “tamam oynarım ben de” dedim. Babamla sahne çıkmak gerçekten çok gurur verici ve çok büyük bir hayaldi benim için. Dediğim gibi küçükken çıktım ama gerçekten bir cahil cesaretiydi. Şu anda çok heyecanlıyım bunun için. Şu anda prova sürecindeyiz, daha çok çok yeni oyun. Ocak’ta çıkacak sanırım. Adını babam açıklamadan açıklamayayım..."

  • 11

    “ANNEMLE OYNAMAK ENTERESAN BİR TECRÜBE OLDU”

    "Annemle Çakallarla Dans 3’te beraber oynadık. Annemle reklam da çektik. Hatta annemle projelerde daha sık biraraya geliyoruz. Annemle oynamak da çok enteresan bir tecrübe oldu benim için, onun için de öyle sanırım çünkü o benim için geriliyor. Hep “Tamam anne, bir şey olursa beni uyarırlar, sen karışma” dedim, öyle bazı tuhaf anlar yaşadık. Tabi ki çok keyifli. Bir de zaten Derya’nın annesinin birisinin oynaması gerekiyordu. ”Acaba kim oynasa?” diye düşündüğümüzde, “E kendi annesi oynasın o zaman” dendi. Keyifli bir proje oldu bizim için."

  • 12

    “ÇAKALLARLA DANS 4’TE DE HİKMET’E ÇEŞİTLİ SÜRPRİZLERİM VAR”

    "Mihriban benim hayatımda gerçekten önemli bir karakter. Bence bir oyuncunun başına 20 yılda bir gelebilecek bir karakterdi Mihriban. Çakallarla Dans 3’ü izleyenler de bilirler... Mihriban, dünyanın en sevimli ve melek yüzlü insanı olarak başlayıp, birden dolandırıcılık yapmaya başlayan bir karakter. Ben bir filmin içerisinde bu karakteri oynayabilmiş olmaktan çok mutluyum. Seyirci de bir şekilde, tüm bu kötülüklere rağmen, Mihriban’ı sevdi. Hikmet’i de çok seviyor seyirci o yüzden sokakta da ben bir şekilde Mihriban yenge oldum. Seyirci hikayeyi de sevdi. 4. bölümde de Hikmet’e çeşitli sürprizlerim var."

  • 13

    "KAYGILARIM OLDU"

    "Oyuncular bu filmin dördüncüsünü çektikleri için gerçekten uzun yıllardır beraber çalışıyorlar. Hatta ben 3. bölümde oynarken “Çok ekipler. Ben nasıl o çemberin içine gireceğim?” gibi kaygılarım oldu. Ancak tam aksine hepsi çok profesyonel, kucaklayıcı davrandı. Özellikle Murat Akkoyunlu, benim partnerim olduğu için, onunla daha çok çalıştığım için çok iyi anlaştık. Herkes bana çok yardımcı oldu. Herkes birbiriyle arkadaş olmuştu tabi, yönetmenimiz Murat Şeker zaten şeker gibi adam... O yüzden set gerçekten çok keyifli geçiyor."

  • 14

    “VEZİR PARMAĞI FİLMİ İÇİN HEYECANIM TARİFSİZ”

    "Ben Mahsun Kırmızıgül ile ilk defa tanıştım bu proje kapsamında yani görüşmeye gittiğimde ilk kez karşılaştık ve tanıştık. O zaman işi için çok heyecanlı bir adamla tanıştım ve o heyecan size o kadar geçiyor ki, bir şekilde o heyecana ortak olmak ve onun içinde olmak istiyorsunuz. Bana projeyi anlattığı ilk günden, son sahneyi çektiği ve “kestik” dediği ana kadar o heyecanı koruyabilmesine çok şaşırdım. Bu oyuncuya da geçen bir durum olduğu için, ben çok heyecanla ve severek çektim filmi. Senaryosu çok etkileyici, kadrosu zaten kendi içerisinde bir konservatuardı benim için. Bu yüzden de çok heyecanlıyım. Çıkan işten de çok az bir şeyler gördüm, o beni daha da heyecanlandırdı."

  • 15

    “SENDEN KÖYLÜ KIZI OLMAZ DEDİLER”

    “Ben bir köylü kızı oynasam” derdim hep, hep hayalimdi. “Sarışın mavi gözlüsün, senden köylü kızı olmaz” lafıyla çok karşılaştığım için, bunun sonunda olabilmiş olması beni çok mutlu etti. Hayalimde tabi başka roller de vardır elbet. Her oyuncunun vardır. Bu gerçekten istediğim, oynamak istediğim bir şeydi, birinci hayalimizi tamamladık diyebiliriz."

  • 16

    “VEZİR PARMAĞI HEM GÜLDÜRECEK, HEM AĞLATACAK, HEM DÜŞÜNDÜRECEK” 

    "Film, kadın hikayelerini anlatıyor. Bir Osmanlı komedisi aslında Vezir Parmağı ama kendi içinde bir dramı, aşkı, hüznü olan da bir film. Seyirciyi çok güldürecek, ağlatacak ve düşündürecek olan bir film. Mahsun Kırmızıgül zaten bütün bunları bir filme sığdırabilmeyi çok iyi başarıyor. Diğer filmlerinden farkı, diğerlerinden daha çok güldürecek olması. Çok kadınlı bir film diyebilirim, 36 kadınlı bir film."

    "Boş zamanlarımda genelde resim çizerim. Henüz bir sergi açamadım ama elbet olacak bir gün. Tarih veremiyorum bununla ilgili ama kendimi hazır hissettiğimde olacak. Profesyonel olarak yaptığım şey bu aslında benim. Ben bunu en iyi şekilde yapabileceğim zaman hayata geçsin istiyorum. Biraz sarkıtıyorum ama bir gün olacak elbet. Ruh halimle çok doğru orantılı ilerleyen resimler çiziyorum. Çok realistik diyemem."

  • 17

    “BABAMLA ŞİİRLEŞİRDİK”

    "O da hazır olunca gelir. Aslında o da şöyle oldu; Ben babama bir şiir yazmıştım Amerika’dayken. Biz babama Amerika’ya giderken bir mail adresi açmıştık. Babam onu kullanmayı bilmediği için de hiçbir zaman görmez diye düşündüm, şiiri bu adrese yolladım. Bir sürü tesadüf sonrası babam o şiiri gördü ve bana şiir ile cevap verdi. Babamla öyle şiirleşmelerimiz oldu. Babamın o şiirleri yazması da tam o Nickolodeon dönemine denk geliyordu ve bavulu toplayıp, döndüm. Babamla başlayan bir şey yani şiir konusu. Tabi insanın babası da çok iyi şiir yazınca, ona da “belki de kitap olmaz” diyebiliyor. "

  • 18

    "BİZİM İÇİN AYRI YERİ OLACAK"

    "Pera’daki Hayalet, bizim için çok büyük bir hayaldi ve gerçek oldu. Ferhan’la bir oyun yazalım, bir şey yapalım diyorduk. “Artık belirli bir yaşa geldik, bazı sorumlulukları yerine getirmeliyiz” diyorduk. Babam da zaten gözümüzün içine bakıyordu. Biz de böyle bir oyun yapalım istedik. Biz ses tiyatrosunda çok orkestralı ve çok büyük prodüksiyonlu oyunlar izleyerek ve onların büyüsüyle büyüdük ve biz o yüzden canlı orkestrayla şarkıları olan bir müzikal oyun yapmak hayaliyle yola çıktık. 12 tane şarkısı olan, 8 kişilik orkestrası olan bir oyunla da bunun altından kalktık. Pera’daki Hayalet bu sezon devam etmeyecek ama bizim için her zaman çok ayrı bir yeri olacak."


    20 DAKİKA'NIN PODCAST VERSİYONU

    20 DAKİKA'NIN SOUNDCLOUD VERSİYONU