NTV

"Adana ile hesabı kapattık!" (Adana Film Festivali’nden ve şehirden detaylar)

Sanat

Geçen yıl Adana’dan bereketli toprakların ağırlığıyla dönmüş, delilikle dahiliğin arasında duran şehrin ruhumu hastalandırdığını düşünmüştüm. Bu yıl festival nedeniyle yeniden gittiğim şehirle hesabı kapattık. Çok derin ve manidar Adana ile dostluğumuzun temellerini attık. Büyük aşklar kavgayla başlardı. Uslanmaz bir aşığım artık...

ÖNCE YEMEK, SONRA FESTİVAL!

Adana’nın gizli kalmış, sırlarla dolu mekanlarını görecek, keşfedecek kadar zamanımız yoktu. Yine de kameraman arkadaşım Davut Dede’nin tecrübesinden faydalanarak, çok büyük bir çılgınlık yapacaktım: Sabah kahvaltısında ciğer ve şalgam suyu! Ciğerci Mahmut’un yeri otelimize çok yakındı.Navigasyon fukarası olduğumuz için sora sora 2 dakikada bulduğumuz mekana girdiğimizde, film sahnesi gibi bir an yaşadım.

50 yıllık usta Mahmut, mekanın girişindeki masasında, tüm karizmasıyla ve pos bıyığıyla karşıladı bizi. Sonra masamıza gelen usta, “Sen sosyetik misin, yoksa bizden misin?” diye sordu. “Ayıp ettin usta!” cevabım karşısında keyiflenen usta, bana ciğerin nasıl yeneceğine dair kısa bir brifing verdi. Dünyaları yiyip, zerre rahatsızlanmadan sokağa atarken adımımı, başka bir insandım artık. 

Vedat Milor’un hakkında tam sayfa yazdığı Ciğerci Mahmut, Reşatbey Mahallesi’nde. Yeşilliği, ezmesi, bol bol kuzu ciğeriyle mutlaka uğranması gereken bir mekan.

NEYSE Kİ HAVA GÜNEŞİ KURŞUNLAYACAK KADAR SICAK DEĞİLDİ!

Modern ve görece zenginlik kokan caddelerini gezmiştim geçen yıl Adana’nın. Bu yıl büyük saatin de bulunduğu eski şehre gittik. Eski, deli, yaşlı, uslanmaz, meraklı, dürüst, deli ve deli sokaklarını yürümek, litrelerce terlemek demekti. Neyse ki hava güneşi kurşunlayacak kadar sıcak değildi! Derme çatma bir kahvede çaylarımızı yudumlarken, 70’lerden günümüze gelen Yılmaz Köksal’ın varlığıyla irkildik. Kaybetmedik mi onu, bu kadar genç miydi diye birbirimize bakarken, onun benzeri olduğunu öğrendik. 2 yıl önce kaybetmişiz ustayı. Benzeriyle yetiniyoruz...

FESTİVAL BU KEZ BEKLENTİYİ KARŞILAMADI!

Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi'nde düzenlenen tören tabi ki kırmızı halı seromonisiyle başladı. Heyecanla Ümit Ünal ve Demet Evgar’ı beklemekteydim. Demet’in deli hallerini seven biri olarak ona tam da yakışan bir role hayat vermişti. Sorumu da aynen böyle sordum. Yaptığı işten o da yönetmeni Ümit Ünal da çok mutluydu. Zaten izleyici yorumları filmin kazanacağına dair cümleler içeriyordu. Tören başladı. İki kadın sahneye çıktı. Biri esmer beyaz elbiseli, diğeri sarışın siyah elbiseli. Sibel Can’la Nükhet Duru’nun programı geldi aklıma. 90’lara doğru hızlı bir geçiş yapıp hayallere dalmak üzereyken, Ayşe Arman’ın çoşkulu Adana konulu konuşmasıyla uyandım. Törenin diğer sunucusu Meltem Cumbul’un bir kadınla sahneyi paylaşma isteği üzerine koşarak gelen Arman, doğduğu topraklarda olmanın verdiği rahatlıkla pek bir yüksekti. Önce Adana şivesiyle ilgili Cumbul’u sözlü yapan Arman, gece boyunca da sahneye çıkan herkesi Adanalı yapmak konusunda büyük bir çaba sarfetti. Yine de iki kadının birbirini boğazlamadan saatlerce bir arada olması takdire şayandı. Önce kısa filmler, öğrenci filmleri ve uluslararası uzun metraj filmlerin ödülleri dağıtıldı. Büyük ödüllere geçmeden önce Redd grubundan Doğan Duru, kısa bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Aynı anda izleyeciler de kendilerini dışarı attı. Filmin sonundaki kapanış jenereğine tahammül edemeyen insanoğlu, bari azıcık müzik dinleyeydi. Duru’nun sesi ve ona eşlik eden hanım sanatçılar bence muazzamdı. Hakan Günday’ın “Daha” romanından aynı adla uyarlanan Onur Saylak’ın yönettiği film geceden 4 ödül aldı. Ekibin ve jüri heyetinin çok sevdiği filmin çocuk oyuncusu Hayat Van Eck gecenin en çok konuşulan ismi oldu. Umut veren erkek oyuncu ödülü Hayat ve 30 yaşındaki (!) Halil Babür arasında paylaştırıldı. En iyi erkek oyuncuyu versek olmaz, hiçbir şey vermezsek de ayıp olur motivasyonuyla alındığı belli olan karar Halil’i de güldürdü tabi. “Beni genç gördüğünüz için teşekkür ederim!” diyerek selamladı jüri heyetini. Her ödül konuşmasında bir uzatılıp, bir kısaltılan mikrofon ayağı gülmek için yer arayan biz izleyicilere iyi geldi. Çünkü Meltem Cumbul ile Film-Yön en iyi yönetmen ödülünü almaya gelen Semih Kaplanoğlu arasındaki tokalaşma krizi ortamı ziyadesiyle gerdi. Bence tören boyunca Arman’ın gölgesinde kalan Cumbul bilerek veya bilmeyerek tek hareketle günlerdir konuşulan isim olmayı başardı. Cumbul’un gerekli gördüğü tavrı, yüzünü asmadan bir hanımefendi gibi gösterdiği için aşırıya kaçtığını düşünmüyorum. Pelin Esmer imzalı “İşe Yarar Bir Şey” ve Emre Erdoğdu imzalı “Kar” filmine ödülleri serpiştiren heyet, en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini, Adana sokaklarını az sonra Cannes’te yürüyecekmişcesine arşınlayan Onur Ünlü ve ekibine verdi. En iyi erkek oyuncu ödülünü aynı filmden Fatih Artman aldı. İlk ödülüydü ve çok heyecanlıydı. Halil Babür’den bir yaş küçük olan Artman genç yaşında ödüle uzandığı için çok mutluydu. Bence de Behzat Ç’den bu yana her rolün altından kalkan oyuncu, ödülü hakediyordu. İşin garip tarafı hem “Sofra Sırları” hem de “Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok” filmlerinde rol alan Demet Evgar’ın ödül alamamasıydı. Ödülü Başak Köklükaya ile paylaşabilirlerdi diye düşünüyorum. Bu arada Ümit Ünal’ın 10 yıldır titizlikle hazırladığı, Demet Evgar’ın yanı sıra Alican Yücesoy, Fatih Al gibi iyi oyuncuların rol aldığı “Sofra Sırları” dost sofralarında hakkı yendi, ne iyi filmdi diye konuşacağımız bir anıdan öteye gidemedi. Filmin başrol oyuncusu Evgar’ın, aday filmlerin sıralandığı fragmanlarda sadece 2 saniye görülmesi de bi acayipti. İnsanın olduğu yerde adaletten söz etmek çok zor di mi? 24 yılın en kötü kapanış töreniydi yorumlarıyla çalkalanan ertesi gün, benim için her şeyden öte şehirle barıştığım, ona alıştığım, kaynaştığım, güzel insanlarla tanıştığım, Gizem Ertürk ve Uğur Yüksel’le dostluğumu pekiştirdiğim, çok güzel şeyler yediğim, unutulmaz 2 gün demekti.

ETİKETLER