NTV

"Dünyayı kadınlar kurtaracak"

Sanat

Her zaman söyledim, yazdım, çizdim...Dünyayı kadınlar kurtaracak. Dünyanın ilk gününden bugüne kadar hepimizin hayatını hep kadınlar güzelleştirdi.

Bize hayatın, aşkın anlamını onlar öğretti. Hayatı güzelleştirmeye, her şeyi büyük sabırla yeniden ve yeniden öğretmeye, hayattan hepimizin istediklerini almak için savaşmaya da devam edecekler. Onların savaşı sözle, gözle, dille, kağıtla, kalemle, şiirle, şarkıyla, sesle, nefesle...Onların anlattıkları, yazdıkları, söyledikleri olmasaydı biz bugün çok eksik, çok yarım kalırdık.Ben de başta annem, öğretmenlerim, yakın dostlarım olmak üzere benim hayatımı güzelleştiren, bana hayat üfleyen bütün kadınların gününü kutluyorum.

Elbette müzik dünyamız için de kadınlar hep çok önemli oldu. Türkiye'de müzik Fikret Şeneş, Çiğdem Talu, Aysel Gürel ve Şehrazat gibi güçlü, zarif ve şefkatli kadınların sözleriyle inşa edildi. Unutumadığımız, hayatımızı değiştiren bütün şarkılarda onların izleri var. Onların anlattığı hikayeleri yorumlayan efsane kadın sanatçıların sesleriyle o şahane hayat tablosu tamamlandı. Müzeyyen Senar, Emel Sayın, Muazzez Abacı, Sevinç Tevs, Ayten Alpman, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Nükhet Duru, Seyyal Taner, Nazan Öncel.. ve Şebnem Ferah... ve onlardan ilham alarak yürüyen; sesiyle, sözüyle, nefesiyle hayatımızı hayat yapan bütün güzel kadınlara selam olsun...

KADINLARA HEDİYEM İCLAL AYDIN'IN SON ROMANI "UNUTURSUN"

 Benim bu yıl bütün kadınlara hediyem İclal Aydın'ın yeni romanı "Unutursun"... "Unutursun" bu toprakların dört kuşak kadınlarının hikayesi... O kadınların mücadelesi, aşkları, acıları, ayrılıkları ve yalnızlıkları. Aslında yıllar geçse de her şeyin nasıl da aynı kaldığına, herkesin nasıl da aynı yollardan bir kez daha geçtiğine, en sonunda geriye sadece ve sadece saf sevginin kaldığına uzun uzun şahitlik eden bir roman. Her şeye en başından başlayan, hepimizi aşka ve hayata büyüten, kendimizi en yalnız ve çaresiz hissettiğimiz anlarda elimizden tutan bir dost gibi. Yaşananları unutmamak için yazılan uzun bir şiir gibi. Hiç bitmeyecek bir filmin içinde yaşamak gibi bu roman.

İSTANBUL'DA İLK GÜNLERİMDEN BUGÜNE

İstanbul'da ilk günlerimin şahididir İclal Aydın. Boğaziçi Üniversitesi'nde okumaya başladığım ilk günler, her bakımdan zordu. Hem üniversite hem de İstanbul beni epey zorlamıştı. Bu şehre alışmak, bu şehirde kendine ait bir oda, kendine ait bir liman bulmak, o kadar kolay olmadı. Bu şehre hayalleri, umutları ve heyecanlarıyla dışarıdan gelenler iyi bilirler. İstanbul'da yaşamın bir parçası olmak, bir yerde eğilip bükülmeden durabilmek zordur ama hele de bu şehirde yapmak istedikleriniz, hayalleriniz varsa her şey daha da zordur. O hayalleri gerçekleştirmek o kadar da kolay olmaz İstanbul'da. Önce bir İstanbul'un okkalı tokadını yersiniz. Bir yandan çok görkemli ve ihtişamlı; heyecan ve aşk dolu bir yandan da çok karanlık, tekinsiz, asi ve korkutucudur bu şehir. İstanbul'u anlatabilmek için yine bir Sezen Aksu şarkısından yardım almak gerekirse "lodos vurgunu balıklar"a döndürür bu şehir sizi. Hep yabancı bırakır kendine. İşte o ilk günlerden bugünlere yol arkadaşım oldu İclal Aydın. Ben o zamanlar 17, o da henüz 30'larının başındaydı. Bu şehirde birlikte yol aldık. Beraber büyüdük. Aynı şarkıları dinleyip, aynı filmlere ağladık. Birbirimizin hayatlarının, başardıklarının, hayata not ettiklerinin şahidi olduk. Ben onunla hep gurur duydum. İlk kitabı "Hayat Güzeldir"den bugüne 8 kitap, 1 anlatı albümü ve 1 roman yayınladı. Şimdilerde ikinci romanı "Unutursun"un heyecanını yaşıyoruz hep birlikte. Geçtiğimiz günlerde "Unutursun" için bir araya geldik. Eski günlerden, eskitemediğimiz, kalbimizde hep sıcak kalan hatıralarımızdan, yaşadıklarımızdan, söze, yazıya döktüklerimizden, susup sakladıklarımızdan ama ne olursa olsun "unutamadıklarımızdan" konuştuk. Bir kez daha anladım. İclal'in kitapta da yazdığı gibi aslında hayat "Herkesin kalbinde kapağı ölene dek açık kalan bir Unutma! Defteri var. Hayat geçiyor, karlar düşüyor ve sen, sana rağmen unutuyorsun. Belki de iyi ki unutuyorsun…"

ANNEMİN RAHATSIZLIĞI HEPİMİZİ ÇOK ÜZDÜ, ONU YAZMAK İÇİN MASAYA OTURDUM

 Son romanı "Unutursun" da aslında "unutamasın", "hatırlasın" diye yazılmış. Annesinin rahatsızlığı onu çok etkilemiş: " Hızlı bir şekilde hayatındaki her şeyi unutmaya başladı annem. Annnemin hastalığıyla beraber Ankara'daki evi kapatıp onu buraya, İstanbul'a yanıma aldığım dönemde gerçekten o yaşıma kadar getirmiş olduğum her derdin, her sorunun, her meselenin, her çıkmazın ne kadar boş olduğunu gördüm. Annem on günde gözlerimin önünde on yıl yaşlandı. Hastalığı on yıl ilerledi. Çünkü Ankara'daki evinin kapatılması, eşyalarının toplanması onu perişan etti.

Sustu ve susmayla beraber de hızlı bir biçimde her şeyi ve hepimizi unutmaya başladı. O kadar üzüldüm ki yani bir evlat için çok zor bir şey kendi annesinin aile büyüğünün geriye gidişini görmek..Önce çok ağladık, çok üzüldük sonra kabullendik. Sonra bütün hayatım, annemin hastalığı oldu. Çok şükür bir düzen kurduk hep beraber. Yazacak başka bir şey düşünemezdim. Onu yazmak istedim. "

"BİR CİHAN KAFES"İN KAHRAMANLARI YARDIMIMA KOŞTU

"Annem çok otoriterdi, müthiş bir kariyeri vardı, müthiş bir hatipti, çok güzel bir kadındı. İş dünyasında çok büyük başarılar kazanmış bir kadındı. Dernek başkanlıkları yapmış, milletvekili adaylığı olmuş. Benim bütün yaşamım da kendimi anneme onaylatma çabasıyla geçti. Ama hepsini unuttu annem. Ne o kariyer kaldı ne o büyük siyasi görüşlerin o siyasi kavgaların izi kaldı. Bir sabah kahvaltı sofrasında bizi tanımadığını farkettik. Bir yakınlık hissi var fakat kim olduğumuzu bilmiyor. Bizi kardeşleri zannetti. O gün dedim ki ben bu acıyı ancak yazarak iyileştirebilirim. Annemi yazmak için masaya oturdum. O kadar çok ağladım ki yazamadım ama bu hastalıkla beraber bizim yaşamımızdaki değişimler bir kadın olarakta bir yazar olarakta beni bir yerden alıp başka bir yere götürdü ve bir baktım ki bir önceki romanın kahramanları gelmişler annemin hayatına dair detayları da almışlar. Onun doğduğu yer büyüdüğü yer yaşadığı siyasi olaylar ve yıllar ama kendi hikayelerini anlatıyorlar."

HER ŞEYDEN GERİYE SAF SEVGİ KALIYOR

 "Unutmak Allah'ın bize verdiği en büyük nimet aslında. Unutamasak yaşayamazdık." diyor İclal Aydın. "Kitabın kahramanlarından Gavras Beyin söylediği gibi kadınlar doğumda kemiklerinin ayrılma sancısını unutmasalar bir daha doğum yapamazlardı. O yüzden bu hikayede de anlattığım şey şu aslında: Her şey gelir geçer. Geriye sadece sevdiğimiz ve sevildiğimiz anların hatırası kalır o kadar. "

ETİKETLER