NTV

"Her güne bir başka konser"

Sanat

Geçen hafta yine müzik dolu geçti. Salı akşamı Ferman Akgül’ün ilk solo albüm lansmanı, Çarşamba Zorlu’da Can Bonomo, IF Beşiktaş’ta YÖKŞ, Nadas ve Gece konserleri...

Cuma akşamı Bostancı Gösteri Merkezi’nde Cenk Eren’in ilk konseri, Cumartesi TİM’de Sertab Erener’in oda müziği, CRR’nin Pazar konserlerindeyse Yeşim Salkım... Ve gidemediğim birçok konser ve etkinlik. Müziğin iyileştirici gücüne daha çok ihtiyacımız olduğu bugünlerde her günümüzün böyle dolu dolu müzikle geçmesi ne güzel. İşte bu haftadan notlarım...

SALI

FERMAN AKGÜL’ÜN SOLO MANEVRA

Manga grubunu Ankara’dan İstanbul’a geldiği ilk günlerden beri tanıyorum. Hatta ilk albümleri için onlarla ilk röportajı ben yapmıştım Hürriyet’e. Sony Müzik binasında albümü dinlediğim ve müzik tarihi adına heyecanlandığım o günü hiç unutmuyorum. Çok başarılı olacaklarını biliyordum. Nitekim grup üyeleri beni hiç yanıltmadı. Hem iyi birer dost oldular, hem de her seferinde kendini aşmaya çalışan müzisyenler...

Yıllar sonra Ferman Akgül’ün ilk solo albüm heyecanını ve konserini de salı akşamı müzik dünyamızdan bir grup güzel insanla beraber paylaştık. “Yürüyorum İçimde” adını verdiği bu albüm, adı gibi Ferman’ın hayatından, ruhundan izler taşıyor. Çok daha sakin, çıplak ve naif duyguların albümü bu. Bir grubun parçası olan müzisyenlerin, kendi içine yolculuk yapmasını ve iç kazılarından çıkanları ayrı olarak paylaşmasını önemsiyorum. Çünkü ister istemez bir grubun içinde kendi kişisel hikayenizi, biriktirdiklerinizi bir yere kadar anlatabiliyorsunuz. Her grubun bir dinamiği; içindekilerin enerjisiyle şekillenen ortak bir söylemi oluyor. Bir nehirde beraber akmanız gerekiyor. Ferman zaman zaman Manga’dan bağımsız kendi nehrinde akacağını bu albümle bize müjdelemiş oluyor. Bu arada merak edenlere duyuru; Manga grubunda her şey olunda. Grup üyeleri yeni albüm için stüdyoya girmiş bile.

Ferman Akgül-Suat Kavukluoğlu
Ferman Akgül-Suat Kavukluoğlu

CUMA

CENK EREN’LE ESKİ İSTANBUL’A YOLCULUK

Cenk Eren’in ilk Bostancı konserinde tam olarak hislerim buydu. Sanki eski İstanbul’a, bu şehrin en güzel, en şık, en janti zamanlarına ışınlanmış gibiydim. Elbette böyle hissetmemde sahnedeki adamın payı olduğu kadar; o adamı izlemeye gelen her biri birbirinden şık seyircilerin de payı yadsınamazdı. Hep anlatılırdı ya, İstanbul’da yıllar yıllar önce insanlar Beyoğlu’na yürüyüş yapmaya bile en şık kıyafetlerini giyip, süslenip, parfümlenip çıkarlarmış diye, işte o gece Cenk Eren’in konserine gelen seyirciler de öylesi bir özen hissettim. Sahnede de en janti haliyle ruhumuzu ve dört duyumuzu okşayan, sahneye çok yakışan bir adam vardı. Son albümü “Repertuvar: Ferdi Özbeğen”den şarkılarla başladı konserine. İkinci yarı Tanju Okan klasikleriyle devam etti. Kuliste Cenk Eren’in prodüktörü Şafak Karaman’dan Eren’in yorumculuk kariyerinde dönüm noktası olan “repertuvar” serisinin devam edeceğini de öğrendim. 

BOSTANCI’YI “CENK EREN” SAHNESİNE DÖNÜŞTÜRDÜ

Klasik bir Bostancı konseri olmadı bu kez. Cenk Eren, enerjisi ve repertuvarıyla kısa sürede Bostancı sahnesini, sahne aldığı gece kulüplerinden birine dönüştürüverdi. Cenk, “Repertuvar” albümlerinin ağırlığı ve derinliğini, “Cenk Eren” sahnesinin coşkulu renkleriyle tam kıvamında harmanladı o gece. “Bir Dilek Tut” derneği yararına Eren’i kırmayarak 30 yıl sonra sahneye çıkan Nebahat Çehre’nin zerafetine ise diyecek bir şey yok. Konserin en güzel anlarındandı. 

BGM yetkililerinden Cenk Eren’in bu yıl Demet Akalın ve Volkan Konak’la birlikte BGM’de en çok ilgi gören sanatçı olduğunu öğrendim. 
BGM yetkililerinden Cenk Eren’in bu yıl Demet Akalın ve Volkan Konak’la birlikte BGM’de en çok ilgi gören sanatçı olduğunu öğrendim. 

AMA CENK EREN’E BİR ELEŞTİRİM VAR

Uzun zamandır izliyorum sahnede Cenk Eren’i. Sahnesi, repertuvarı, neşesi, coşkusu çok yerinde ama hep es geçtiği çok önemli bir şey var. Cenk Eren, “İnce Saz” hariç kendi albümlerinde yer alan hiçbir şarkıyı söylemiyor konserlerinde. Tamamen seyirci istekleri ve beğenilerine göre bir repertuvar hazırlıyor yıllardır. Elbette ona hak verdiğim noktalar var. Ben de DJ’lik yaptığım gecelerde konseptim ne olursa olsun, şarkı listemi hazırlarken kendimden çok oraya gelecek dinleyicileri en çok eğlendirecek, mutlu edecek şarkıları seçiyorum. Ama kendim için de mutlaka belli oranda şarkı koyuyorum her seferinde. Fakat Cenk, inatla kendi güzelim şarkılarını okumuyor sahnede. Oysa ne kadar önemli şarkı yazarlarının ne güzel şarkılarını yorumladı bilseniz... Aysel Gürel imzalı “Gözlerin”den Sezen Aksu’nun “Kiraz Mevsimi”ne, Şehrazat’ın “Dönüm Noktam”ından Sinan Akçıl imzalı “Kendime Kaldım”a, Sabahattin Ali şiiri “Gurbet Hapishanesi”ne ve duygu dolu Deniz Seki bestesi “Hüda Aşkına”ya.. Bu şarkıları yeterince duyuramadığını, insanlara ulaştıramadığını düşünüyor olabilir Cenk. Evet, bu şarkılar Ferdi Özbeğen ve Tanju Okan şarkıları gibi herkesin hep bir ağızdan söyleyebileceği kıvamda değiller henüz. Ama bunda Cenk’in de kabahati var. Şarkılar, insanlar ve çiçekler gibidir. Sevgi, ilgi ve emek isterler. Bazı şarkılar hemen çiçek vermez, daha zor açar. Söyleyenin daha çok emek harcaması gerekir. Ancak öyle beslenip büyüyebilir, öyle yaşayabilir, ancak öyle gelecek kuşaklara kalabilirler. Cenk Eren’den bundan sonraki konserleri için söz bekliyorum. Kendi repertuvarına sahip çıkmaz ve konserlerinde bu şarkıları söylemezse artık konserlerine gitmeyeceğim...

PAZAR

YEŞİM SALKIM’LA CRR’DE DUYGUSAL BİR PAZAR GÜNÜ

İBB Kültür Dairesi Başkanı Abdurrahman Şen’in öncülüğünde bir süredir Nükhet Duru’dan Emel Sayın’a birçok sanatçıyı özel projelerle sahnesine taşıyan, usta müzisyenlere saygı geceleriyle dikkat çeken CRR’de “pazar günü konserleri” de bir klasik olma yolunda ilerliyor. Bu pazar sahnede Hakan Eren organizasyonuyla Yeşim Salkım vardı. Aslında Yeşim, sahneyi babası Dursun Salkım’la paylaşacaktı ama babası kısa bir süre önce büyük bir rahatsızlık geçirdiği için sahnede olamadı. Yine de kızını kıramayıp salona geldi, onun için oraya gelen dinleyicilerini saygı ve sevgiyle selamlayıp, en önden konser sonuna kadar kızını izledi. Ayakta zor duruyordu ama bazı şarkılarda kızına eşlik ederken gözlerinin içi gülüyordu. Seyircilerin coşkulu alkışları da eminim ona büyük moral olmuştur. Dilerim en kısa zamanda sağlığına kavuşur. Yeşim de babasına şarkılar söylerken, küçük bir kız çocuğu gibiydi sahnede. Ne yıllardan, ne zor savaşlardan tek başına mücadele ederek çıkmayı başarmış o güçlü kadın, babasının küçük kızıydı o gün orada. Dokunsalar ağlayacak gibiydi. “Hayatta aileden daha kıymetli bir şey yok” dedi. Kız kardeşi, yeğeni ve küçük kızı Ada’yla birlikte şarkılar söylerken. “Sil Baştan”ı yorumlayan yeğeni Dila Salkım, eğer bu işe gönül verir, mücade ederse çok başarılı bir şarkıcı olabilir. Tüylerim diken diken oldu onu dinlerken. Yeşim Salkım da hem kendi şarkılarından hem de TSM klasiklerinden çok hoş bir repertuvar hazırlamıştı. “Hiç Keyfim Yok”, “Son Sigara” ve “Deli Mavi” gibi ilk hitlerinden son şarkısı “Şehrin Işıkları”na; tatlı bir yolculuğa çıkardı bizi. İlk albümden bugüne birlikte çalıştığı müzisyen dostu Ercüment Vural’la “Gemiler” yorumu unutulmazdı. Biliyorsunuz Vural, “Son Sigara” ve “Gemiler” dahil birçok unutulmaz şarkının bestecisidir. Konserin finalinde bir sürpriz daha vardı. Mithatcan Özer’in yorumladığı Sezen Aksu şarkısı “Ateş böceği” Yeşim Salkım’ın yorumuyla bir başka yankılandı salonda. Şarkı söylemek isteyen herkes o yorumu dinlemeliydi. Bir şarkıyı, o şarkının derdini, hikayesini içselleştirmeden yorumlarsanız hiç bir kalbe değemezsiniz. Ancak tüm hücrelerinizle o şarkıyı yaşayabilirseniz; duygusunu karşı tarafa geçirebilirsiniz. Belli ki Yeşim’e o şarkı çok dokunmuş.

ETİKETLER