NTV

Nereye böyle?

NTV Haber

Sanat

Bazı cümleler, öğretiler büyüdükçe, deneyim kazandıkça anlamlı gelmeye başlıyor. "Herşeyin fazlası zarar" ve "Önemli olan ruh güzelliği" gibi. Bu sıralar kafamı en fazla meşgul edense "Gitgide azalıyoruz" cümlesi. Azalıyoruz, ölüyoruz, sabah uyandığımızda uzun boylu, yeşil gözlü devin başka bir masal ülkesine gittiğini duyuyoruz. Bugün de Tarık Akan'ı anılarımıza uğurluyoruz.

Kulakları göstermeyen saç modeli, dünyanın tüm anlamını hapseden yeşil gözler, bembeyaz dişler, kapılara sığmayan bir beden, boğazlı dar kazaklar, o kazağın içinde pır pır atan bir yürekti Tarık Akan. 1949 ve 2016 arasında çok hikaye, çok insan, çok aşk, çok ızdırap vardı elbet, bize kalan seyretmekti, gözyaşıyla, kahkahayla. Ertem Eğilmez'le karşılaşınca yolları değişti bizim de yolumuz. Hem yapımcısı hem yönetmeni olduğu filmlerde Tarık Akan'a da rol verdi. "Ah Nerede" ve "Bizim Aile" benim ilklerimdir. "Ah Nerede"de Gülşen Bubikoğlu'nun yanağına masum bir buse kondurmak için verdiği çaba tarafımdan hep aynı heyecan ve takdirle izlenir. "Bizim Aile"de annesi rolündeki Adile Naşit'in "Şu sobayı kurmama yardım edin" feryadına verdiği cevap, kardeşimle hatırladığımız film repliklerinin başında yer alır: "Benim boyum yetişmez".

Yapımcı ve yönetmen Ertem Eğilmez Tarık Akan’ın hayatındaki dönüm noktalarından biri oldu. Eğilmez ona birçok filmde rol verdi. Yakışıklı ve çapkın delikanlı imajı çizdi.

HABABAM SINIFI SENSİZ ÇOK BOŞ

Hababam Sınıfı'nı ilk izlediğimde çok şaşırmıştım. Çok uzun yıllar lise talebesi olarak kalmayı başarmak da bir yetenekti çünkü. Sınıfın tüm karakterlerinin temsil ettiği birşey vardı hayatta. Boyları, yüzleri, sesleri hep kendilerine özgüydü. Bazen onların bazen Mahmut Hoca'nın tarafını tutardım. Annemin beğendiği bir oğlan vardı sınıftan, ben de beğenirdim bir çocuğu. Ama Damat Ferid ulaşılmazdı benim için. Hem boyundan, hem çapkınlığından. Kırardı o kalbimi. Çok vurdumduymazdı. Zaten sonraları sevdi bir kızı çocuğu da oldu ondan. Özenerek, büyük emekle yapılmış bir ev gibiydi Hababam Sınıfı. Herşey öyle uyumluydu ki sanki evden ufacık bir çöpü çıkarsan duvarları yıkılacaktı. Benim duvarlarım biraz çatladı Tarık Akan'ın yokluğunda. Onsuz geçen her Hababam macerasında biraz burkuldu içim. O tamamlanmamış duygularla izledim hep. Yine de güzeldi tabi ki ama biri gidince hepsi gidiyor gibiydi benim için. Şimdi yoklama yapacak bir defter var ama sınıf bomboş, bomboş...

1949’da dünyaya gelen Tarık Tahsin Üregül, 1970’te Ediz Hun’un da jüride yer aldığı Ses Dergisi’nin yarışmasında birinci olarak sinemaya adım attı.
1949’da dünyaya gelen Tarık Tahsin Üregül, 1970’te Ediz Hun’un da jüride yer aldığı Ses Dergisi’nin yarışmasında birinci olarak sinemaya adım attı.

GİTMEK İSTEDİ GİTTİ

Onlarca ödül, Cannes'te adaylık... Ne hissettirdi acaba ona? Gururlandı mı? Şımardı mı? Büyüdü mü? Koskoca bir bedenin içinde yaralı bir çocuk vardı, ben biliyorum. Onun için Yılmaz Güney'le devam etti "Yol"a, onun için ayrıldı "Sürü"den. Ancak tüm dünyanın derdini taşıyamazdın, ne kadar büyük olursan ol. Fazla geldi ona da, ezildi onca ölümün, zulümün, kederin altında. 10 yıl önce bir cenazede ısrarım üzerine konuşmuştu giden dostunun ardından. Yine düşmüştü omuzları, sanki o gün de gittiği gün gibi 67'ydi yaşı. O zaman anladım, vazgeçtiğini, ülkesinden, ideallerinden değil, kendinden vazgeçtiğini. Bundan sonra başka türlü izleyeceğim “Karartma Geceleri”ni.

NE KADAR KALABALIKMIŞIZ!

“Tarık Akan’ı uğurlamaya binler gelmişti” kimi zaman bir haberde öylesine yer alan bir cümle olabilirdi bu. Olmadı. Öyle çok insan vardı ki onunla vedalaşmaya gelen. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki törende izdiham yaşandı. Sanatçılar, siyasiler, işçiler ve öğrenciler. Alınterinden kazandığı parayla kurduğu Taş Mektep öğrencileri. Herkes yaşını, savaşını, cinsiyetini bırakıp gelmişti sanki. Rutkay Aziz ve Cüneyt Arkın göz pınarlarına yerleşen yaşlarla konuşmaya çalıştı. Genco Erkal “Yaşamaya Dair “ şiirini okudu sahnede. Nazım Hikmet Korosu “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor”u söyledi sanatçılarla birlikte. Azalmadı o kalabalık. İkinci durak Teşvikiye Camii’ydi Teşvikiye bu kez alışveriş çılgınlığına gelen Nişantaşı kadınlarıyla değil, Yeşilçam’ı özleyen, Akan’a sevdalı insanlarla doldu. Sokakta adım atacak yer yoktu ama yüreklerin atışı birdi işte. Acaba bu kadar sevildiğini tahmin edebilir miydi? Yaşarken gösterilenlerle, ölürken gösterilen bir değil ne yazık ki! Umarım görüyordur bir yerlerden. Umarım hissediyordur sevgiyi. Umarım tabudunun başında nöbet tutan oğullarını, babasından övgüyle ve sevgiyle bahseden kızını duyuyordur.

Efsanevi Hababam Sınıfı serisinin iki filminde rol aldı. Damat Ferid karakteriyle fenomen oldu.
Efsanevi Hababam Sınıfı serisinin iki filminde rol aldı. Damat Ferid karakteriyle fenomen oldu.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenen törene binlerce kişi katıldı. Sanatçılar, işçiler, öğrenciler, siyasiler oradaydı.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenen törene binlerce kişi katıldı. Sanatçılar, işçiler, öğrenciler, siyasiler oradaydı.

BAKIRKÖY BAŞKA BİR YER ARTIK

Üçüncü durak binlerin oluşturduğu Bakırköy kortejiydi. Çok severmiş Bakırköy’ü. Cihangir’e, Etiler’e gerek yoktur bazen. Çok ücra köşeleri, çok karanlık sokakları anlatır İstanbul’u çoğu zaman. Ve neredeyse anıların, anların oralısındır işte. O da Bakırköylü’ymüş. Bir başka olacak benim için de. Her sokağında yürüdüğünü, her köşe başında düşündüğünü, her çay bahçesinde yudumladığını anımsayacağım demli çayını. Bunları düşünerek gideceğim son durağına, Bakırköy’deki Zuhuratbaba Mezarlığı’na.

AZALIYORUZ

Gerçekten azalıyoruz. Gidenin yerini kim dolduracak bilemiyorum. Kaç kere daha izleyeceğiz Yeşilçam filmlerini? Kaç kere daha “Yılmaz Güney ne büyük adamdı” diyeceğiz? Unutacak mıyız, unutulacak mıyız? Bilemiyorum. Sadece yaşarken tutalım birbirimizin elinden, biri canlı diğeri ölü bir el olmasın birbirine dokunan. Ah Tarık Akan, ne çok sevilirmişsin, keşke yaşarken de bilseydin...

ETİKETLER