Muğla'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin şehit edildiği saldırıya ilişkin 2'si firari, 43'ü tutuklu 47 sanığın yargılandığı davanın duruşması sürüyor.

Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce adliye binasındaki salonların fiziki yetersizliği nedeniyle Muğla Ticaret ve Sanayi Odası'nın salonunda görülen duruşmaya, tutuklu sanıklardan bazıları, geniş güvenlik önlemleri altında getirildi. Mahkemenin savunmalarını hazırlamaları için vareste tutulmalarına karar verdiği sanıklar ise getirilmedi. Sanıklar, jandarma eşliğinde mahkeme salonuna alındı.

Duruşmada sanıkların esas hakkındaki savunmaları alındı. Yoklamayla başlayan duruşmada ilk olarak sanık askerlerden helikopter teknisyeni eski Astsubay Üstçavuş Ahmet Koçan savunmasını yaptı.

Çiğli 2'nci Ana Jet Üs Komutanlığı'nda yaşananları anlatan Ahmet Koçan, "Çiğli'ye gelip bekledik. Bu sırada uçuşun içeriği hakkında bize kimse bilgi vermedi. Çimenlik alanda oturup bekledik. Pilotlara koordinatların verilmesi sırasında yapılan konuşmalara tanıklık etmedik. VIP uçuş beklediğimiz sırada silahlı timler geldi. İçimden gizli görev ya da terör operasyonu olabilir dedim" dedi.

''BİLGİ ALSAM, BU GÖREVE GİTMEZDİM''

Bahattin Akgün'ün helikopterinin arıza yaptığını öğrendikten sonra yanlarına gittiklerini ancak kendilerine bir şey söylenmediğini de anlatan Ahmet Koçan, "Ne Bahattin Akgün ne de teknisyeni bize bilgi vermedi. Bilgi alsam, bu göreve gitmezdim. Helikopterden ya da motordan bir parça söker bu uçuşu yapmazdım" diye konuştu.

''BEN OLMASAM DA BU UÇUŞ YAPILABİLİRDİ''

Uçuştan önce babasıyla 34 saniye telefon görüşmesi yaptığını, kız arkadaşına da mesaj attığı bilgisini veren Ahmet Koçan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Helikoptere binip kalkış yaptıktan sonra kimseyle bir konuşmam olmamıştır. Helikopter içersinde taktığım kulaklıktan dolayı içerideki konuşmalardan haberim olmadı. Hatta bir ara uyukladım. Marmaris olduğunu sonradan öğrendiğim yere geldik. Askerler indikten sonra havalandık, yarım saat tur attık. Imsık'a geldik. Tankeri kullanamayacağımızı söyledik diğer helikopter geldi. Yakıt ikmali yapılmadı yaralı olduğu söylendi. Diğer helikoptere geçtik Çiğli'ye indik, teslim olduk. Helikopterin görev içeriğini Muğla'ya gelip savcılıkta öğrendik. Bu göreve mecburi olarak yazıldım. Hiçbir toplantıya katılmadım. Murat Dağlı'dan bilgi almadım. Uçuşun gerçekleşmesinde hiçbir katkım olmadı. Ben olmasam da bu uçuş yapılabilirdi. Varlığım uçuşa katkı sağlamamıştır, hatta ek ağırlık yaptım. Yeni kişiler alınmadı. Ne darbe girişiminden ne de Cumhurbaşkanı'na yönelik faaliyetten haberdar değildim."

MAK TİMİNDE GÖREVLİ ESKİ ASTSUBAY SERKAN ELÇİ DE SAVUNMASINI YAPTI

Duruşmada tutuklu sanıklardan MAK timinde görevli eski Astsubay Serkan Elçi de savunmasını yaptı.

''MAK OKULUNUN FETÖ'YLE BAĞLANTISI YOKTUR''

Askeri okuldan önceki eğitim hayatı ve sınav süreçleri hakkında bilgi veren Serkan Elçi, "Benim hiç cemaat bağlantım olmadı. Ailemin yaşantısından dolayı bu tür gruplara da merakım olmadı. Askeri okulu bitirdikten sonra ilk görev Afyon'da çalışmaya başladım. Burada sosyal hayatımı geliştirmek için model uçak kursuna yazıldım. Burada tanıştığım kişilerle yamaç paraşüt kursuna gittim. Burada Sportif Havacılık Kulübü'nü kurduk. Sosyal çevrem artmaya başladı. Bunların hiçbirisinin FETÖ'yle alakası yok" dedi. Afyon'daki sicil amirinin Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandığını, o zamanın özel yetkili savcılarının pervasızca hareket ettiğini bugünde aynı şekilde olmamasını istediğini anlatan Serkan Elçi, "MAK okulunda FETÖ mensupları varsa, MAK timinde o güne kadar tam olan sicil notum düşürüldü. MAK okulunun FETÖ'yle bağlantısı yoktur" diye konuştu.

SANIKLARLA EV ARKADAŞI ÇIKTI

MAK sınav sürecinde yaşadıklarını da ifade eden Serkan Elçi, kendisiyle aynı davada yargılanan ve tutuklu olan Ekrem Benli ve Yakup Özcan'la, ev arkadaşı olduğu bilgisini de verdi. Serkan Elçi, "Bu ev arkadaşlığımın FETÖ'yle ilgisi yoktu. Evde genelde iki kişi oluyorduk. Üçüncü arkadaşımız görevde oluyordu. Birlikte kaldığım arkadaşlarımın örgütsel davranışına tanık olmadım" dedi. MAK'ın özel nitelikli birlik olduğunu bu nedenle normal birlikler gibi çıkarımlarda bulunulmaması gerektiğini söyleyen Serkan Elçi, katıldığı üç operasyonu anlatıp "MAK'daki özellik, görev yeri son ana kadar gizli tutuluyor. Görev yapacak ekibin hızlı reaksiyon gösterilmesi isteniyor. Emir komutanın bozulmaması isteniyor ve emrin sorgulamaması isteniyordu" şeklinde konuştu.

MARMARİS ÖNCESİNDEKİ HAZIRLIKLARI ANLATTI

15 Temmuz 2016 tarihine kadar MAK timinde görev yaptığını söyleyen Serkan Elçi, sözlerini şöyle sürdürdü:

"15 Temmuz 2016 tarihinde MAK Eğitim Komutanlığı'nda, eğitim komutanıydım. Kursiyerlerin dersleri vardı. Dağcılık bloğu benim sorumluluğumdaydı. Ayrıca evlilik hazırlığı yapıyordum. Okuldaki görevimi eksiksiz bitirip evlilik hazırlıklarına ağırlık vermek istiyordum. O gün bekar evinde kaldığım eve gittim. İş yerinden çağrıldığımızı öğrendik. Çağrının kime geldiğini hatırlamıyorum ama sebebinin söylenmediğini biliyorum. Ev arkadaşlarımla birliğe doğru yola çıktım. Yolda hava aracı düşmesi özellikle arama kurtarmayı etkileyecek olan faaliyetlerdeki haberlere baktım. Bu sırada saat 18.00 gibiydi. Depoya gittik. Malzeme hazırlığı başlamıştı. Kask, hücum yeleği gibi tim personeli malzemeleri hazırlanıyordu. Bu sırada görevle ilgili net bir cevap alamadık. Birlikte olduğumuz halde bilgi verilmemesi bende ve arkadaşlarımda gerginliğe neden oldu. Astsubay kıdemlisi bizden malzemelere silah da eklememizi istedi. Taksit taksit gelen emirler yeteri kadar gerilmeme neden olduğundan biran önce okul komutanının açıklama yapmasını bekliyordum. Malzeme hazırlığı sürdüğü sırada evle ilgilenen kişiyi arayıp gelemeyeceğimi, yarına ertelememizi istedim. En son da bu kişiyle görüştüm. Okul komutanı paraşüt odasına çağırdığını öğrendim. Görevle ilgili bilgilendirme yapacağından telefonları kapatıp gittik. Okul komutanımız, üst düzey terör operasyonu yapılacağını emniyetçi olarak görev yapacağımızı, asıl operasyonu yapan timin dışarıdan geleceğini bizim içinde tecrübe olur dedi. Bu sırada 'gelmek istemeyen var mı?' dedi. Göreve gitmek istememek onur kırıcı olduğundan kimse aksi bir kanaat göstermedi. O an için aklımızda en ufak bir şüphe olmadı. Okulu komutanı Taner Berber, daha öncede göreve gittik.''

''HIZLA MALZEME KUŞANMAYA BİZDEN YARDIM İSTEMEYE BAŞLADILAR''

İstanbul'dan gelen özel kuvvetlere komutanlığına bağlı timin geldikten sonra kendilerinden telaşla malzeme istediğini ifade eden Serkan Elçi, "Hızla malzeme kuşanmaya bizden yardım istemeye başladılar. Bu kalabalık arasında sakin tavırla hazırlanan Gökhan Şahin Sönmezateş'i gördüm. Net hatırlamıyorum ama Gökhan Paşa'nın sıkıyönetim ilan edildiği ve bundan sonra emirleri genelkurmaydan alınacağı söylediğini biliyordum. Bu açıklamaya kadar sıkıyönetim dahil gelişmelerden habersizdik. Deponun önünde kirli sakallı binbaşı bilgi veriyordu. Bu bilgilendirmeye çok vakıf olamadım. Etrafında tanımadığım dışarıdan gelen kişiler vardı. Anladığım kadarıyla operasyon hakkında bilgi veren binbaşı MAK timini dahil etmişti. Kirli sakallı diyorum. O kişinin İzmir Emniyetindeki polislerde Şükrü Seymen olduğunu söyledi" dedi.

''OPERASYON BAŞLAMIŞTI, BİZ GEÇ KALKMIŞTIK''

Marmaris'e gittikleri sırada büyük şaşkınlık yaşadığını anlatan Serkan Elçi, buradaki durumu da, "Çiğli'de açıklamalardan sonra helikopter pistine intikal ettik. Helikopter binince uyukladım. Acele edilen bir operasyon öncesi bu kadar bekleyiş bende artık operasyon olmayacağı fikrini doğurdu. Olay yerine gittiğimde şaşkınlığım artmıştı. İç içe otellerin olduğu bir bölgedeydi. Haritadan gördüğüm yer sakin ve üç tane binanın olduğu bir yerdi. Oteller sırasında geldiğimizde orada sis vardı. Anladığım operasyon başlamıştı, biz geç kalkmıştık. Tarlaya indik çevre emniyeti aldık. Sivilleri gördüm. Uzaklaşması için havaya ateş ettiğimi hatırlıyorum. Atışlardan rahatsız olan Şükrü Binbaşı 'gereksiz ateş etmeyin' uyarısında bulundu. Tek sıra halinde sürülmeye başladık. Ateşle birlikte herkes siper aldı. Kısa süreli ateşten sonra elleri havada kişilerin geldiğini gördüm. Bu kişileri etkisiz hale getirmek için üzerlerindeki çıkardım. Biraz uzak yere yığdım. Sanıklardan Zekeriya Kuzu'nun bağırdığı küfürler ettiğini savcılık ifademde bağırdığını duyduğumu, beyan ettim. İfadem doğru ama benim ettiğim sözler doğru değildir. Bu ifadeyi ben söylemedim" diyerek aktardı.

''HER ŞEYİN RÜYA OLDUĞUNU ANLAYACAKTIM''

Ev arkadaşlarıyla suikast timinden ayrılan Serkan Elçi, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sanıklardan Şükrü Seymen'in emriyle ayrıldık. Ben kimsenin malzemelerini şahsım adına almadım. Timlerden ayrılan ilk kişiydim. İlk çatışmanın çıktığı otel bölgesini terk ettim. İlerlerken yine ateş sesi geldi. Arabanın arkasına gizlendim. Psikolojik üstünlük sağlaması için toprak zemine ateşe ettim. Bize komuta eden kişiler, nasıl terörist ise bize ateş etmemiz için emir vermediler. Arazi zorlu olduğundan tim birbirinden ayrı hareket ediyordu. Bu sırada 'komutanım ben ayrılıyorum' dedim. O da ses çıkarmadı. Ev arkadaşlarıma da ayrılmak istediğimi söyledim. Birlikte içmeler istikametinde ilerledik. Vücudumuzu kıpırdatmak zordu. Burada bina yakınlarında da arı kovanları gördük. Binanın terk edildiğini anladık. Oradaki sudan içtik. Tişört, kot pantolon ve ayakkabı bulduk. Bu eşyaları suda yıkadık. Kotun uzun olduğu için rahatsız edeceğinden paçalarını kestim, şort gibi oldu. Sıcaktan giysiler hızlı kurudu."

Arkadaşlarının yakalanmasından sahil kenarında oturan vatandaşlarla konuştuğunu ileri süren Serkan Elçi, "Duyduğum gördüğüm şeyleri anlattım. Bir şeyler aldıktan sonra geri gittim. Geri döndüğüm zaman jandarma araçlarını gördüm. Arkadaşlarımı bulduklarını gördüm. Artık tek başına kaldığımı anladım. Sahilde oturdum. Burada birazdan uyanacak, her şeyin rüya olduğunu anlayacaktım. Ama yanmıştı. Bunları aileme ve nişanlıma anlatmaktı istediğim. Sahilde bulunan kişilerle diyalog kurmayla çalmıştım. Teslim olmak istedim ama bir daha ailemi göremeyeceğimden otostopla Muğla'ya gittim. Sonra da Denizli'ye gittim" dedi.

''ANNEM BAYILDI''

Denizli'de de ailesinin evi yerine anneannesinin evine giden Serkan Elçi, "Yaşlı anneannemin evine gittim. Ağladı, annemlerin beni aradığını söyledi. Annemi arayıp rahatsızlandığımı ve çağırmasını istedim. Annem gelince bayıldı. Onların tek tedirginliği ateş edip etmediğimdi. Teslim olacağımı söyledim. Ben teslim olmak istediğim sırada işkence görmüş generallerin görüntüleri vardı. Bana da işkence yapılacağı için çok korktular. İşyerinden bir arkadaşa teslim olmak istediğimi söyledim. Askeri birliğe teslim olmamam gerektiğini söyledi. İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki arkadaşlarının numarasını verdi. İzmir TEM'e teslim oldum" dedi. Serkan Elçi İzmir polisindeki sorgusu hakkında da, "İki sivil aracıyla gelip beni aldı. Televizyonda teslim aldıkları askerlere nasıl işkence ettiklerini görmüştüm. Parkta polislerle baş başa kaldık. Beni gayri resmi sorgulamaya başladılar. Evrak doldurmamışlardı. İzmir'deki FETÖ takiplerini kendi personelinin yaptığını anlattı. FETÖ'cülerin isimlerini verdi. Ben de 'bilmiyorum' dedim. Emniyet Müdürü sorguladıktan sonra İzmir Valisi geldi. Bunlar gayri resmi sorgulamaydı. Açıklama yapan olmadı sadece sorguluyorlardı. Seni çok iyi çalıştırmışlar söylediklerinin hepsi 'yalan' dedi. Söylediklerimin hepsini yazdı. Beklediğim işkence olmamıştı. Hakkımda tutanak düzenlendi" dedi. Serkan Elçi, Marmaris'e gittiği sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı almak ya da derdest etme gibi bir emir almadığını, tek bildiğinin terör operasyona gittikleri olduğunu ileri sürdü.

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in bir numaralı şüpheli olduğu iddianamede, sanıkların, "Cumhurbaşkanına suikast", "Anayasa'yı ihlal", "yasama organına karşı suç", "hükümete karşı suç", "silahlı terör örgütü yöneticisi olma", "yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme", "yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs etme", "kasten öldürmeye teşebbüs", "zincirleme şekilde cebir ve tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama", "zincirleme şekilde silahla tehdit", "Cumhurbaşkanına hakaret", "zincirleme şekilde kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret", "kamu malına zarar verme", "mala zarar verme", "nitelikli olarak konut dokunulmazlığının ihlali" ve "nitelikli yağma" suçlarından cezalandırılmaları isteniyor.

Saldırıyı gerçekleştiren FETÖ'nün "suikast timi"ndeki biri firari 37 asker için en az 6'şar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor.