Dışişleri Bakanlığı'nın, Hrant Dink'in yazdıklarının bir neo-nazi liderinin görüşlerine benzetildiği, "skandal" olarak nitelenen ve büyük tepki toplayan savunmasının basına yansımasının ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu davacı ve davalı taraflar arasında bir dostane çözüme gidilebileceğini söylemişti.

Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin Bianet'e yaptığı açıklamada hükümetin savunmasını geri çekip dostane çözüm yoluna gideceği haberlerini "savunma sistemindeki yanlış yaklaşımın değişmesi yolunda iyi bir başlangıç" olarak nitelendirmiş, ancak "Ancak Dink ailesinin uzlaşma yoluna gideceğini sanmıyorum" demişti. 

NTV'ye konuşan Bakan Davutoğlu'nun, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle karşılıklı bir inatlaşma pozisyonunda olmamaları icap eder... Daha pozitif bir yaklaşım beklenirdi" sözleriyle Dink ailesinin dostane çözüm hususunda pozitif yaklaşım göstermediğini ima etmesi de tepki çekmişti. 

BDP Şırnak Milletvekili, avukat Hasip Kaplan da hükümetin AİHM'deki Büyük Daire'ye başvurması, Hrant Dink'i koruyamadığını resmen beyan etmesi, güvenlik zaafını kabullenmesi gerektiğini söylemişti.

AİHM İç Tüzüğü uyarınca, tarafların AİHM kararlarının açıklanmasından sonraki üç ay içinde Büyük Daire'ye itiraz etme hakları bulunuyor. Dosyaya ilişkin hukuki süreç, Büyük Daire nihai kararını açıklayana kadar tamamlanmış sayılmıyor. Büyük Daire'nin hükmüyse nihai karar sayılıyor.

Kaplan, hükümetin Büyük Daire nezdinde mahkumiyet kararına itiraz edip güvenlik zaafını itiraf etmesini ve hatasını telafi etmek için gerekli adımları atacağına dair taahhütte bulunmasını öneriyor. 

AİHM'de görülen dava, gazeteci Hrant Dink'in "Türklüğe hakaret" suçlamasıyla mahkûm edilmesiyle ilgili mahkemeye açılan davanın, Dink'in ölümünün ardından ailesinin 'yaşama hakkının ihlali' gerekçesiyle yaptığı başvuru ile birleştirilmesi sonucu mevcut biçimini almıştı.