TBMM Genel Kurulu'nda, 2017 yılı bütçesi üzerine hükümet adına konuşan Başbakan Binali Yıldırım, bütçenin Türkiye'ye ve millete hayırlı olmasını diledi. 

Yıldırım, görüşmeler sırasında eleştirileri, katkıları ve uyarılarıyla 2017 bütçesinin oluşmasını sağlayan TBMM Başkanı İsmail Kahraman başta olmak üzere, bütün grup başkanvekillerine, milletvekillerine, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç ve komisyon üyelerine, Maliye Bakanı Naci Ağbal ile uzmanlara ve siyasi partilerin genel başkanlarına teşekkür etti.

FETÖ, betö ve bölücü terör örgütlerine karşı hayatını ortaya koyan, kahramanca mücadele eden ve bu uğurda şehit düşenlere, Allah'tan rahmet dileyen Başbakan Yıldırım, "Ülkemiz Türkiye, çok büyük hedefleri olan ve bu hedefler doğrultusunda geleceğe yürüyen bir ülkedir. Türkiye ile bayrağımızla, ülkemizle, milletimizle, bayrağımızla ne kadar gurur duysak yeridir. Bu aziz millete hizmet etme imkanı verdiği için Rabbim'e hamd ediyorum." diye konuştu.

Bütçe görüşmelerinin, bir ülkenin bütün gündemini adeta özetleyen metinler olduğunu anlatan Yıldırım, bu görüşmelerde, geride bırakılan 2016 yılının dikkatle değerlendirildiği gibi gelecek hedeflerinin, Türkiye'nin kaynaklarını nasıl ve nerede kullanılacaklarını, neler yapacaklarını konuştuklarını belirtti.

"ATTIĞIMIZ HER ADIM ÜLKEMİZİN AYDINLIK GELECEĞİ İÇİNDİR"

Geleceği doğru planlamanın, insan hayatında olduğu gibi toplum ve devlet hayatında da çok büyük önem taşıdığını vurgulayan Başbakan Binali Yıldırım, şöyle konuştu:

"AK Parti hükümetleri olarak, Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümü olan 2023'e giderken koyduğumuz bütün hedefleri gerçekleştirerek, bugünlere gelmenin haklı mutluluğunu yaşıyoruz. Attığımız her adım ülkemizin aydınlık geleceği, milletimizin huzuru ve refahı içindir. Cumhuriyetimizi güçlü bir demokrasi ile gelecek nesillere emanet etmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Birlik ruhu içinde ülkemizi demokrasiyle güçlendirmeye büyük çaba sarf ediyoruz. Güçlü bir siyasi idareyle bir yandan istikrarı korumaya diğer yandan da Türkiye'yi dünyanın güçlü ekonomileri arasında tutmaya gayret diyoruz. Her şey Türkiye için, her şey milletimiz için diye durmadan, yorulmadan yola devam ediyoruz."

Sıkıntılarla geçen bir yılın sonuna yaklaştıklarını kaydeden Yıldırım, "İnşallah önümüzdeki yıl, 2017, çok daha ferah ve aydınlık bir yıl olacak. Zira 2016 yılı hem Türkiye için hem de dünya için de kolay bir yıl olmadı. Vatan hainleri ve eli kanlı terör örgütleri, kirli ve karanlık emellerini her fırsatta gösterdiler." dedi.

Hayat hakkına, toplumsal huzura, kardeşliğe ve birliğe kasteden hainlerin, kanlı cinayetlerine yenilerini eklediklerine işaret eden Başbakan Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bizi birbirimize düşüreceklerini zannettiler, kardeşlik hukukumuzu bozmak istediler ama başaramadılar, asla başaramayacaklar. Terör karşısında milletçe bir olduk, beraber olduk, hep birlikte Türkiye olduk. 15 Temmuz'da bu Gazi Meclisimiz dünyanın en alçak saldırısına uğradığında siz değerli milletvekillerimiz örnek bir birlik tablosu sergilediniz. Milletvekillerimiz, vatandaşlarımız ile birlikte o alçak saldırı karşısında Meclisine sahip çıktı, milli iradeye sahip çıktı, milletin evini alçaklara, hainlere teslim etmediniz. Demokrasiye darbe vurmak isteyenler kaybetti, milli irade kazandı. Meşru hükümeti devirmek isteyenler kaybetti, milli irade kazandı."

"DEMOKRASİYE VE HUKUK DÜZENİNE HEP BİRLİKTE SAHİP ÇIKTIK"

Başbakan Yıldırım, milli iradenin kalbi olan Meclis bombalandı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, asker elbisesi içerisindeki hainlerce hedef alındığını, öldürülmek istendiğini, güvenlik güçleriyle demokrasiyi ve özgürlükleri savunmak üzere sokağa çıkan vatandaşların üzerine bombalar yağdığını anımsattı.

Türk milletinin, ülkesini savunmak uğruna canını vermekten asla gözünü kırpmadığını belirten Yıldırım, şunları söyledi:

"O karanlık geceyi başta milletimiz olmak üzere Cumhurbaşkanımız, hükümetimiz ve siyasi partilerimizin birlikte ortaya koydukları demokrasi yönündeki kararlı duruşu aydınlattı. Milletvekillerimiz, savcılarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, vatansever polisimiz ve askerimiz, işçimiz, memurumuz, esnafımız velhasıl 79 milyon milletimiz o gece ayaktaydı. O karanlık gecede 7 den 70'e bir olduk, beraber olduk. Demokrasiye ve hukuk düzenine hep birlikte sahip çıktık. O gün ortaya koyduğumuz ortak dil, ortak tavır milli iradeyi tescil etti. O gün yeniden bir millet olduk ve yeni bir milli mutabakatı ortaya çıkardık. Ve bütün dünya, Türk milletinin bu alçak girişimi karşısındaki izzetli, şerefli direnişini hayranlıkla takip etti."

7 Ağustos'ta İstanbul Yenikapı'da Türkiye'nin geleceğe açılan aydınlık kapısının aralandığını hatırlatan Yıldırım, Yenikapı ruhunun terör karşısında yeni bir anlayışı, yeni bir uzlaşmayı da getirdiğini bildirdi.

Başbakan Yıldırım, Yenikapı Meydanı'nda 5 milyon insan ile 81 ilin meydanlarında 30 milyon vatandaşın bir ay boyunca sabahlara kadar demokrasiye sahip çıktığını, nöbet tuttuğunu anımsatarak, "Böylece, terörün ve şiddetin hiçbir zaman hedefine ulaşamayacağını bütün dünyaya göstermiş olduk. Bugün de aynı birlik, beraberlik ve dayanışmayı gösteriyoruz. 10 Aralık'ta İstanbul'da yaşadığımız büyük acının karşısında da yine Meclisimizde, partilerimizle bir ve beraber olduk." değerlendirmesinde bulundu.

"TERÖR KARŞISINDA EL ELE, OMUZ OMUZA BİRLİKTEYİZ"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile bir araya geldiklerini hatırlatan Yıldırım, "Konu terör ve terörle mücadele ise gerisi teferruattır anlayışıyla her türlü teröre karşı bir ve beraber olma, ortak tavır gösterme konusunda bir uzlaşma içerisinde olduk. Bu vesileyle bir kez daha sayın genel başkanlara milletimin huzurunda teşekkür ediyorum. Bütün dünyaya bir kez daha gösterdik ki terör hiçbir şekilde bu milleti ayrıştıramaz. İktidarıyla muhalefetiyle terör karşısında el ele, omuz omuza birlikteyiz." ifadelerini kullandı.

"TERÖRÜ BİRLİK RUHUYLA MUTLAKA DİZE GETİRECEĞİZ"

Teröre ve terörizme karşı siyaset üstü bir bakış sergilediklerini vurgulayan Başbakan Yıldırım, "Terör bu ülkeyi asla esir alamaz, alamayacak. Teröristler Türkiye'yi demokrasi ve hukuk çizgisinden de uzaklaştıramayacak. Milletimizin kararlı duruşu sayesinde kin ve nefret tohumları eken şer odakları mutlaka yok olmaya mahkum olacak. Bin yıllık kardeşlik hukukumuzu bozmak isteyenler ne yaparlarsa yapsınlar, hangi alçak yöntemlere başvurursa vursunlar, sonları hüsrandır, başarısızlığa mahkum olacaklardır." diye konuştu.

Terör karşısında Türkiye'nin daha çok kenetlenerek büyümeye, gelişmeye ve sorunlarını çözmeye devam edeceğini belirten Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

"Ülkemizi bölme girişimde bulunan bölücü terör örgütleri ve FETÖ şunu iyi bilmelidir ki bu aziz milletin birlik ve beraberliğini yok edecek hiçbir güç yoktur. Teröre karşı kahramanca, yiğitçe bir mücadele sürdüren bütün güvenlik güçlerimizle, polisimizle, askerimizle, korucularımızla ve bekçilerimizle gurur duyuyoruz. Onlar her türlü takdiri hak ediyorlar. Devlet olarak, millet olarak, hükümet olarak bütün imkanlarla onların yanıdayız. Sizlerin siyasi fikirlerinizi bir kenara bırakarak ortaya koyduğunuz dayanışma, şehitlerimize duaların en güzelidir, şehit yakınlarına en büyük destektir.

Adı ne olursa olsun bütün terör örgütleri aynıdır. Hepsi insanlık düşmandır. Hiçbirinin dini, inancı, kutsalı yoktur. Terörü birlik ruhuyla, kardeş dayanışmasıyla mutlaka dize getireceğiz. Terör örgütleri devlet ile toplumun arasına asla giremeyecektir. Devleti̇mi̇z ve milletimiz buna hiç ama hiçbir zaman izin vermeyecektir. Bütün i̇ddi̇amız, bütün davamız ülkemi̇z i̇çi̇n demokrasi ve hukuk devletinin tesisidir. Bütün davamız, 79 milyon vatandaşımızın, 81 vilayetimizin huzurudur, mutluluğudur, güvenidir."

12 Eylül vesayet anayasasından kurtulmayı tüm toplumun öncelikle talep ettiğini belirten Başbakan Yıldırım, bu tartışmanın 34 yılı aştığını, konunun yeterince tartışıldığını ve olgunlaştığını, siyaset kurumunun tamamının 12 Eylül darbesinin ürünü anayasanın artık rafa kalkması gerektiğinde hemfikir olduğuna işaret etti.

Seçim meydanlarında vatandaşlara verilen sözlerin başında anayasa değişikliği bulunduğunu anlatan Yıldırım, şunları söyledi:

"Şimdi sıra milletimize verdiğimiz bu sözün gereğini yerine getirmektedir. Uzun süredir ülkenin gündemini işgal eden anayasa ve yönetim sistemi tartışmalarını artık çözmek ve bir sonuca bağlamak zamanı gelmiştir. Türkiye'de vesayet odakları, her 10 yılda bir darbe yaparak veya darbeye yeltenerek milletimizi ekonomik, siyasi ve sosyal istikrarsızlığa sürükleme gayretinde oldular. İstikrarlı ve güçlü bir Türkiye'yi hiç ama hiçbir zaman istemediler. 14 yıldır milletimizden aldığımız güçle, bu odaklara karşı amansız bir mücadele verdik. Bu mücadeleyi verirken aynı zamanda da ülkemizin, milletimizin yılardır özlemini çektiği hizmetleri, projeleri birer birer hayata geçirdik. İnsanımızın yüzünü güldürdük, hayatını kolaylaştırdık, yaşam kalitesini yükselttik." 

"YÖNETİM SİSTEMİ, SEÇİLMİŞ CUMHURBAŞKANLIĞI MODELİYLE UYUMLU DEĞİL"

Başbakan Yıldırım, karşılarına çıkarılan "367 icadı" nedeniyle cumhurbaşkanını seçemediklerini ve 2007 yılında referandum kararı aldıklarını anımsatarak, bunun sonucunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez milletin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak göreve başladığını bildirdi.

"Tabiidir ki seçilmiş Cumhurbaşkanlığı modeliyle uyumlu olmayan yönetim sistemimizdeki çelişkiler de daha fazla gün ışığına çıktı." diyen Yıldırım, mevcut durumda artık anayasa ve yönetim sisteminde deşikliğin öncelikli mesele haline geldiğini vurguladı.

Başbakan Yıldırım, şöyle konuştu:

"AK Parti olarak bu konuda üzerimize düşen neyse yerine getirmek üzere harekete geçtik. Eş zamanlı olarak muhalefet partilerimize de sürekli çağrılarımızı tekrarladık. MHP, CHP, AK Parti asgari müştereklerde sınırlı bir değişiklik için bir araya geldi, uzmanlarımız, arkadaşlarımız bir çalışma yürüttü. Yönetim sistemi konusunda CHP ile temelden farklı düşündüğümüz bir sır değildir. CHP, demokrasi tarihimizin en eski partisidir. Her zaman demokrasiyi, özgürlükleri, temel hak ve hürriyetleri savunmuştur. Elbette bunlar önemlidir. Ama bütün bunlar sözde kalmamalı. Anayasa değişikliği için demokratik uzlaşma arayışımız bizi bir noktaya getirmiştir. Bu süreçte MHP'nin sayın lideri Bahçeli'nin, Ekim ayı başlarında kamuoyuyla paylaştığı anayasa ve sistem sorunuyla ilgili çözüm içeren beyanatıyla, bu konudaki istek yeni bir boyut kazanmıştır. O günden başlayan MHP-AK Parti uzmanlarının çalışarak ortaya koydukları sistemin değiştirilmesi, mevcut yapının anayasayla uyumlu hale getirilmesi yönündeki değişiklik teklifi çalışmaları, uzlaşma neticesinde tamamlanmış ve geçtiğimizi günlerde AK Parti Grubu olarak Yüce Meclisimize 316 milletvekilimizin imzasıyla teslim edilmiştir."

"SİYASETÇİNİN ASLİ GÖREVİ SORUN ÇÖZMEK"

CHP temsilcisinin "Değişikliğin ne olacağını, anayasanın arkasında kim olacağını" sorduğunu aktaran Yıldırım, "Buradan açıkça söylüyorum, bu anayasanın arkasında 316 imzası olan AK Parti olacak. Bu anayasanın arkasında uzlaşarak ülke sorununu çözmede siyaset üstü bir anlayış gösteren MHP olacaktır. Bu anayasanın arkasında Meclis onay verdiğinde milletin önüne giderse 79 milyon vatan evladı olacak. Tabii bu kapı, ana muhalefet partisine de sonuna kadar açıktır. Bekliyoruz." diye konuştu.

Siyasetin ve siyasetçinin asli görevinin, ülkenin sorunlarını çözmek için sorumluluk almak ve ülkenin önünü açmak olduğunu ifade eden Yıldırım, kendisine laf atılması üzerine, "Herkesin oy hakkı var." karşılığını verdi.

Başbakan Binali Yıldırım, "Sorunları geleceğe havale etmek bir siyasi yöntem olamaz. AK Parti 14 yıllık iktidarında, sorunları torunlara havale etmedi, çöze çöze bugünlere geldi. Verdiğimiz bu teklif, Meclisimizin takdirindedir. Yüce Meclis enine boyuna görüşecek, değerlendirecek, onayını vermesi halinde de kararı da yüce milletimiz verecektir. Değişiklik teklifinde, sürecin başında üç parti olarak yaptığımız çalışmaları içeren maddelerin büyük kısmı yer almaktadır. Dolayısıyla değişiklik teklifinde CHP'nin de mutabık olduğu maddelerin olduğunu ifade etmek isterim." ifadesini kullandı.

Yıldırım, yeni getirilen yönetim sisteminde kuvvetler ayrılığının net bir şekilde ortaya konulduğuna işaret ederek, kanun teklif etmenin tamamıyla TBMM yetkisine bırakıldığını, yasama ve yürütmenin halka karşı ayrı ayrı sorumlu olacağını, seçimlerin 5 yılda bir yapılacağını, milletvekili ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı gün gerçekleştirileceğini anlattı.

"TÜRKİYE'NİN YOLU MUASIR MEDENİYETLER YOLUDUR"

Her seçimin güçlü ve tek başına siyasi bir iktidar çıkaracağını kaydeden Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun adı da sürekli istikrar, sürekli güçlü iktidardır. Yürütme karar süreçleri çok hızlanacaktır. Cumhurbaşkanı devletin başı olarak yürütme yetkisini kullanmış olacak. Yürütme yetkisini kullanan Cumhurbaşkanı, aynı zamanda sorumluluğunu da yerine getirecektir. Yasama ve yürütme meşruiyetini milletten aldığı ve millete karşı sorumlu olduğu için hesap sorulabilen bir sisteme dönüşmüştür. Bazı tartışmaların aksine siyaset kurumunu güçlendiren bir anayasadan söz ediyoruz. Zira siyasi partiler demokrasimizin ayrılmaz bir bütünüdür. Bu sistemle siyasi partiler Meclisin oluşmasında olduğu gibi, Cumhurbaşkanının seçilmesinde de daha etkin rol oynayacaktır. Anayasa ve cumhurbaşkanlığı sistemi değişikliğinden muradımız, demokrasiyi, istikrarı, milli iradeyi daha da güçlü hale getirmektir. Amaç; demokrasimizi, hukuk devletini kuvvetler ayrılığı prensibiyle daha da güçlendirmektir. "

"Rejim değişikliği, eksen kayması tartışmaları boş ve anlamsız hale gelmiştir. Türkiye'nin ekseni bellidir, yolu bellidir, Türkiye'nin yolu muasır medeniyetler yoludur." diyen Başbakan Yıldırım, değerlendirmelerine şöyle devam etti:

Gazi Mustafa Kemal'in gösterdiği yoldur. Rejim tartışmaları 1923 yılında tamamen kapanmıştır, sona ermiştir. Komisyon, Genel Kurul sürecinden, halk oylamasına giden sürede bütün partilerimizin görüşlerine, katkılarına açığız. Halkımızın tasvibiyle, desteğiyle, ülkemizde siyasi istikrarı kalıcı kılan bir anayasa değişikliğini bu Yüce Meclis çıkarmaya ve gerçekleştirmeye muktedirdir. Ülkemize, milletimize, demokrasimize ve Cumhuriyetimize hayırlı olsun."

Başbakan Yıldırım, Türkiye'nin zayıf iktidarlardan, istikrarsızlıktan çok şey kaybettiğine dikkati çekerek, tek partili dönemden sonraki 60 yılda 45 hükümet kurulduğunu, hükümet başına düşen sürenin ise sadece 16 ay olduğunu bildirdi.

Türkiye'nin normal bir demokratik istikrar çizgisi olsaydı 60 yılda 45 değil 15 hükümet kurması gerektiğini kaydeden Yıldırım, bu tabloda Türkiye'ye dışarıdan bakan hiç kimsenin istikrarlı bir güven ilişkisi kuramayacağına işaret etti.

Binali Yıldırım, dünyanın güçlü ülkelerinin en önemli özelliğinin ise ekonomik ve siyasi istikrar olduğunu yineleyerek, "Bu milletin bırakın yeniden yıllarını, aylarını, tek bir gününü bile kaybetmeye artık tahammülü yoktur. 2002 yılından bu yana Türkiye, muhtelif antidemokratik vesayet girişimlerine karşı büyük engelleri aşa aşa bugünlere geldi. Halkımızla birlikte ülkemizi karanlık bir tünelden çıkarıp bugünlere getirdik. Buradan geriye dönemeyiz, kazanımlarımızdan asla vazgeçemeyiz. İstikrarı koruyarak, yeni hedeflere yürüyecek, atılımlarımızı daha büyük atılımlarla taçlandıracağız." diye konuştu.

"HALEP'TEKİ KARDEŞLERİMİZİN YARARLARINI SARMAK İÇİN DİPLOMATİK HAMLE İÇERİSİNE GİRDİK"

Dış politika ve uluslararası siyasetin ne yazık ki bölgede ve dünyada bir adalet ekseni oluşturamadığını belirten Yıldırım, güçlü olanların hak ve adalet ölçülerine uymadığını söyledi.

Başbakan Yıldırım, Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatının ne yazık ki küresel barışı bir türlü tesis edemediğini, hakemlik görevini yerine getiremediğini, güçlü olanların arasındaki rekabetin topyekun insanlığın geleceğini tehdit ettiğini ifade etti.

"Bir insanı öldürenin, bütün insanlığı öldürmüş gibi" olduğuna işaret eden Yıldırım, hiçbir maddi hedefin, bir tek insan hayatından daha önemli olmadığını dile getirdi.

Binali Yıldırım, 2016 yılının Türkiye için olduğu kadar dünyada da son derece önemli ve üzücü olaylara sahne olduğunu belirtti. 

Yakın coğrafyada ve bölgede, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük göç dalgasının yaşandığını bildiren Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

"12 milyonun üzerindeki Suriyeli, Iraklı insanlar, mazlum ve mağdur insanlar yer değiştirmek durumunda kalırken, 3 milyona yakın Suriyeliyi, Iraklıyı evimizde misafir ediyoruz, onlara kucak açıyoruz. Irak'taki iç karışıklıkların başladığı tarih olan 14 Haziran'dan bu yana 200 bini Hristiyan, Müslüman, Ezidi olmak üzere Iraklı misafirleri de burada, Türkiye'de misafir ediyoruz. 

Suriye'de yıllardır bir acı yaşanıyor, bir dram yaşanıyor, bir insanlık suçu işleniyor. Son dönemde Halep'ten yükselen feryatlara, haber bültenlerine yansıyan görüntülere kayıtsız kalamazdık. Halep'teki kardeşlerimizin yararlarını acilen sarmak için büyük bir diplomatik hamle içerisine girdik. Sayın Cumhurbaşkanımız ve hükümetimizin girişimleriyle, muhataplarımızla yaptığımız görüşmeleri olumlu bir noktaya getirdik ve oradaki mazlum insanların tuzaktan kurtarılmasının yolunu açtık."

"TEMASLAR NETİCESİNDE KISMI ATEŞKES TESİS EDİLDİ"

Başbakan Yıldırım, dünyanın gözü önünde tarih boyunca medeniyetlere yurt olmuş bu şehrin kuşatıldığını, çoluk çocuk demeden insanların katledildiğinin altını çizdi. 

Rejim ve destekçilerinin saldırısı altında sivillerin tamamen savunmasız kaldığını aktaran Yıldırım, "Suriye'nin doğusunda on binlerce insanın hapsolduğu 6 kilometrelik alanda adeta bir can pazarı yaşandı. Kaçan binlerce aile sokaklarda perişan. Bu temaslar neticesinde kısmı ateşkes tesis edildi. Halep'te bulunan siviller, İdlib'e götürülmek üzere tahliyesi başladı. Bu ana kadar 7 bin 500 üzerinde sivil, Halep'ten ateşin ortasından, cehennemden adeta alınarak hayatları kurtarıldı ve İdlib'te hazırlanan yerlerine nakledildiler." ifadelerini kullandı.

Binali Yıldırım, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti olarak AFAD ve Kızılay marifetiyle ilk etapta 80 bin göçmen için hazırlıkların başlatıldığını bildirerek, "İlk olarak 10 bin kişilik bir çadırkent sağlık, barınma gibi tüm temel ihtiyaçlar karşılanacak. Sivil toplum kuruluşlarımız da Halep'e yardım için adeta yarış halinde kampanyalar düzenliyor. Gönüllülük esasıyla çalışan bütün STK'larımıza, Halep'in yardım çağrısına sessiz kalmadıkları için ayrıca aziz milletimize teşekkür ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Ancak bu acıları, feryatları ve katliamları dünyanın birçok ülkesinin sadece seyrettiğini ifade eden Yıldırım, "Tıpkı daha önce Balkanlar'da, Gazze'de olduğu gibi. Halep, bu asrın tarihine daha şimdiden kara bir leke olarak kaydolmuştur." şeklinde konuştu.

Başbakan Yıldırım, Türkiye'nin, bütün ülkelerle görüşmeden, konuşmadan ve iş birliğinden yana olduğunu vurguladı.

Ülkenin dış politikasında temel felsefenin "düşmanlıkları azaltmak ve dostlukları çoğaltmak" olduğunu belirten Yıldırım, "Bunun için Rusya, İsrail ile ilişkilerimizi normalleştirdik. Irak'ta, Suriye'de devam eden insanlık dramını sona erdirmek için Fırat Kalkanı Harekatı'na başladık. Başika'da, Musul'da etnik temizlik hareketini önlemek için tedbirlerimizi aldık." diye konuştu.

Musul'un terör örgütü DEAŞ'tan mutlaka temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Yıldırım, bunun için Ninova Mücahitleri'ne Başika Kampı'nda eğitim verdiklerini, Irak güvenlik kuvvetlerine gerekli desteği yapmayı teklif ettiklerini, Peşmerge ve koalisyon güçleriyle birlikte harekat içerisinde yer aldıklarını söyledi.

Yıldırım, "Buradaki hassasiyetimiz gerek Musul, gerek Telafer'in DEAŞ terör örgütünden temizlenmesiyle birlikte meydana gelecek bazı Şii milis gruplarca bir etnik katliama dönüşmesinin önüne geçmek, buradaki demografik yapının değişmesine yönelik yapılacak çalışmalardır. Bu konu bizim kırmızı çizgimizdir. Musul Musulluların olmalıdır, Telafer'deki yapı asla değiştirilmemelidir." diye konuştu. 

Türkiye'nin Suriye'nin toprak bütünlüğüyle ilgili herhangi bir sorunu da bulunmadığını vurgulayan Binali Yıldırım, "Suriye'nin toprak bütünlüğü sağlanmalıdır. Suriye Suriyelilerin olmalıdır. Yarım milyondan fazla korumasız insanın kanına giren rejimin hayatiyetini sürdürmesi Suriye'de mümkün değildir. Oluşacak yeni yönetimin Suriye'yi teşkil eden bütün etnik yapıları temsil edecek şekilde oluşturulması ve tekrar bir istikrarsızlığa sürüklenmemesi en büyük hedefimizdir." şeklinde konuştu. 

"FIRAT KALKANI ASLA BİR GENİŞLEME, İSTİLA HAREKETİ DEĞİLDİR"

"Fırat Kalkanı asla bir genişleme, istila hareketi değildir." diyen Yıldırım, harekatın amacının DEAŞ terör örgütüne karşı temizlik yapmak ve Türkiye'nin güney sınırlarını ülkeye yönelik tehditlerden temizlemek, vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak olduğunu söyledi. 

Harekat ile 2 bin kilometreden fazla alanın terör örgütleri DEAŞ, YPG ve PYD unsurlarından temizlendiğini ve buralara Türkiye'deki 17 binden fazla Suriyeli göçmenin yerleştirildiğini anlatan Başbakan Yıldırım, şöyle konuştu:

"Bizim meselemiz Irak'ta, Suriye'de yaşayan Kürtlerle değil. Kürtlerle hiçbir meselemiz yok. Bizim meselemiz Kürtleri de Arapları da Türkleri de Türkmenleri de terör marifetiyle rahatsız eden, yerinden yurdundan eden PKK, onun uzantıları PYD ve YPG'yledir. Bunun bilinmesinde fayda var. Bazen bu konu maalesef farklı şekilde dünya kamuoyuna anlatılmakta, adeta Suriye'deki, Irak'taki Kürtlere düşman olduğumuz algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Adı PKK olsun, adı PYD olsun, adı YPG olsun bilmem ne olursa olsun bunların alayı teröristtir, terör gruplarıdır. Bunların asla ve asla bizim nezdimizde hiçbir yeri yoktur.

Dost ve müttefik bildiğimiz Amerika'nın bir süreden beri PYD, YPG ile iş tuttuğunu biliyoruz. Bu konudaki rahatsızlığımızı en açık şekilde ifade ettik. Bir terör örgütünü kullanarak bir başka terör örgütünü yok etmeye çalışmak olabilecek en büyük basiretsizliktir. Peki yok ettiğiniz DEAŞ'tan sonra o terör örgütünü yok etmek için hangisini kullanacaksınız? El Kaide'yi bitirmek için Taliban'ı kullandınız, şimdi Taliban başınıza bela oldu. Onu nasıl yok edeceksiniz? Onun için yol yakınken inşallah Amerika'nın yeni yönetimi bu fahiş hatadan dönecek ve yıllardır dost ve müttefiki olan Türkiye'nin bu uyarılarına erken kulak verecektir diye düşünüyoruz."

Binali Yıldırım, Kıbrıs meselesinin de uzun zamandır gündemdeki yerini koruduğunu belirterek, "Kıbrıs'taki duruşumuz da çok nettir. Kıbrıs'ta eğer bir çözüm olacaksa bu çözüm mutlaka adil bir yönetişim, dönüşümlü başkanlık, iki tarafın haklarına, hukukuna, toprak haklarına, mülkiyet haklarına saygı göstereceği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin etkin garantörlüğünü temin edecek bir çözüm olmalıdır. Ortaya çıkacak çözüm mutlaka ve mutlaka KKTC'de yaşayan soydaşlarımızın vereceği karar olacaktır." değerlendirmesinde bulundu. 

"BİZ DE AB'NİN GİDİŞİNDEN KAYGILIYIZ"

Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde de inişli çıkışlı dönemler yaşandığını, Türkiye'nin 1960'lı yıllardan beri AB'ye üyelik beklediğini ifade eden Yıldırım, şöyle devam etti:

"AK Parti döneminde özellikle tam üyelik müzakerelerinin başlaması kararı alınmış, bu konuda önemli mesafeler katedilmiştir. Gelinen bu noktada, AB maalesef bir kafa karışıklığı içerisine girmiştir. Buradaki temel problem AB siyasetçilerinin seçim zamanı geldiğinde seçim kaygılarını ve seçim kazanma heveslerini tatmin etmek için Türkiye'yi seçim kampanyasına dahil etmek gibi bir hastalıktır. Önümüzde 5 AB ülkesinde devlet başkanlığı, hükümet başkanlığı seçimleri olacaktır. Bu önümüzdeki süreçte Türkiye bol bol yine Avrupa'da konuşulacak. Avrupa'nın bütün demokratik değerlerinden yanayız. Sadece Avrupa için değil, ülkemiz, insanımız hak ettiği için her türlü demokrasiye yönelik, insan haklarına yönelik, yapısal reformlara yönelik düzenlemeleri bugüne kadar yaptık.

Bizim rahatsız olduğumuz şey çifte standarttır. Çifte standartlardan yana değiliz. Örnek; 'Fransa'da olağanüstü hal kararı alınca saygılı, Türkiye'de darbe olunca kaygılı, OHAL kararı olunca kaygılıyız'. Bu işte çifte standart. Türkiye bunu kabul etmez. AB'nin bu çifte standart anlayışından dolayı biz de AB'nin gidişinden kaygılıyız. Ümit ederim bütün bu olanlardan sonra AB'de hala vizyon sahibi, Birliğin geleceğini düşünen liderler mevcut olmaya devam edecektir. Türkiye bugüne kadar verdiği her sözün arkasında durmuştur. Şimdi zaman, AB'nin verdiği sözlerin arkasında durma zamanıdır, vizeyi kaldırma zamanıdır, Gümrük Birliği'ni güncelleme zamanıdır, söz verdiği göçmenlere, mültecilere yönelik yardımları gönderme zamanıdır. Laf değil, şimdi icraat zamanıdır."

"RAKAMLARI DANS ETTİREREK, EKONOMİDEKİ GERÇEKLERİ DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN DEĞİL"

Başbakan Yıldırım, Türkiye'nin AK Parti iktidarlarında ekonomide de büyük performans sergilediğini anlatarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Rakamları nasıl takdim ettiğinize bağlı. Rakamları dans ettirerek, rakamları tersinden, düzünden okuyarak ekonomideki gerçekleri değiştirmek mümkün değil. Rakamlar ne diyor, millet ne diyor, eserler ne diyor? İddia; Türkiye'de AK Parti iktidarları döneminde büyüme önceki dönemlerin altında kalmış. Küresel kriz sonrasına baktığımız zaman 2010-2015 arasında ekonomimiz yüzde 7,4 büyümüş. Türkiye ekonomisi 2003-2015 arasında yüzde 5,9 büyümüş ortalama. 2003-2016 arasında da 5,6 büyümüştür. Dünya büyümesi ne kadar? Bu tarihler arasında yüzde 4,3. Yüzde 4,3 mü büyük, 5,9 mu?

Türkiye'nin dünya ticaretinden aldığı pay binde 5'in altındaydı, şimdi binde 96'ya çıktı. Efendim bütçenin faize gittiği konusu gündeme geldi. Bütçenin ne kadarı faize gitmiş? Rakamlarla söylerseniz başka bir şey, oranlarla söylerseniz başka bir şey, asıl olan oranlardır. Bütçenin 2002'de yüzde 43'ü faize gidiyordu, 2015'te bütçenin yüzde 10,5'u faize gider hale gelmiş. 2016'ya gelmişiz yüzde 8,9'u faize gidiyor. Şimdi soruyorum yüzde 43 nere, yüzde 8,9 nere? Bir de milli gelire oranlarını söyleyelim. 2002'de milli gelire oranı faizin yüzde 14,8. 2016'da yüzde 2,4."

Başbakan Yıldırım, TBMM Genel Kurulunda, 2017 yılı bütçe görüşmelerinin son gününde Hükümet adına yaptığı konuşmada, ekonomi alanında değerlendirmelerde bulundu.

2002'de 100 liralık verginin 86 lirası faize giderken, şimdi 11 lirasının faize gittiğini belirten Yıldırım, "Geriye kalan bölünmüş yol, tünel, köprü, okul, hastane, stadyum yapıyoruz, memleketin ihtiyacı olan eserleri yapıyoruz." diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, 18 bin 500 kilometre bölünmüş yol yaptıklarını ve bunun için 130 milyar lira harcadıklarını bildirdi.

Bölünmüş yolların içerisinde sadece yol olmadığını, 89 kilometre tünel, 311 kilometre viyadük ve menfezler bulunduğunu kaydeden Yıldırım, şöyle konuştu:

"Küçük bir hesap yapalım. Bölünmüş yolların bir yıl içerisinde zamandan ve yakıttan sağladığı tasarruf 20 milyar lira. Sadece iki kalemden bahsediyoruz. Ayrıca daha az egzoz havaya verildiği için, dur kalk olmadığı için 3,5 milyon ton karbondioksit gazı atmosfere verilmemiş ve çevre kirliliğinin önüne geçmiş oluyoruz. Bölünmüş yollardan sonra ölümlü trafik kazalarında yüzde 62 azalma oldu. Ne yaptık? Yolları böldük hayatları kurtardık, milleti birleştirdik. Yolları böleriz, Türkiye'yi böldürtmeyiz. Faize gitmeyip, tasarruf ettiğimiz paralardan neler yapmışız? Ankara Konya arasında hızlı tren yapmışız, Ankara İstanbul arasında hızlı tren yapmışız. Ankara-Sivas-Yozgat hızlı treni tüm hızıyla devam ediyor, Konya-Karaman bitmek üzere, Karaman-Ulukışla-Mersin inşaatı başladı, Ankara-Afyon-İzmir hattı yapılıyor."

Başbakan Binali Yıldırım, 53 yılda 128 baraj yapılmışken, iktidarlarında 411 baraj inşa ettiklerini kaydetti.

Yatak sayısını yüzde 6'dan yüzde 50'ye çıkardıklarını, eğitimde 270 bin yeni derslik açarak, sınıflardaki öğrenci sayısını 25'in altına düşürdüklerini aktaran Yıldırım, okul öncesi eğitimi 2019'a kadar yüzde 100'e çıkarmayı hedeflediklerini vurguladı.

"YAPILAN İŞ ÇOK OLUNCA ZAMAN YETMİYOR"

Binali Yıldırım, konuşma süresinin azaldığını ifade ederek, "Yapılan iş çok olunca zaman yetmiyor." dedi.

Yıldırım, "Bu ülke için Türkiye için bugüne kadar, her dönemde taş üstüne taş koyan, emeği olan herkese milletimiz adına şükranlarımı sunuyorum. Bu da bir vefa borcudur." diye konuştu.

Dünyada ekonomik kriz, 8 kasımdan itibaren küresel anlamda dalgalanma olduğunu vurgulayan Yıldırım, şunları söyledi:

"Bu dalgalanma Türkiye'nin krizi değildir. 2000-2001 Türkiye'nin kriziydi. 2008-2009'da başlayan kriz küresel bir krizdi. 2006'da da biz benzer krizi yaşadık. O bizim krizimizdi, atlattık. 2010'da yaşadık, onu da atlattık. 2013'de gezi olaylarında yaşadık, onu da atlattık. Şimdi bu krizde bir ay içerisinde, gelişmekte olan ülkelerin tamamının paralarında bir değer kaybı oldu, Türkiye de bunlar arasında. Bizim Anadolu'da bir laf var, 'elle gelen düğün bayram.' ama buna bağlı tedbirimizi alıyoruz, bunlar gelip geçecek, bunlara göre geleceği inşa edemeyiz ama tedbirimizi de almak zorundayız." 

Başbakan Yıldırım, 65. Hükümetin programında, üreten, yatırım yapan, istihdam oluşturan ve ürettiğini satarak ülkenin refahına katkıda bulunan sektörlere öncelik verileceğini belirttiklerini ve buna yönelik bir dizi tedbir aldıklarını anlattı. 

"BİR YANDAN DARBECİLERLE MÜCADELE ETTİK..."

"Bir yandan darbecilerle mücadele ettik, bir yandan da bu Yüce Meclis çalışarak, Türkiye'nin ekonomisi ve geleceği ile ilgili çok önemli kararlar aldı?" diyen Yıldırım, iş alemi ile barıştıklarını, uzlaştıklarını ifade etti.

Başbakan Binali Yıldırım, 10 milyon vatandaşın 124 milyar liralık borcunu yeniden yapılandırmak için başvurduğunu, bir ay içerisinde bu paranın 14,5 milyar lirasının kasaya girdiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu kadar büyük kriz olan bir ülkede bu olur mu? Vatandaş para ödemek için kuyruğa girer mi? Doğru kuyruk var, eskiden de kuyruk vardı, dolar satın almak için kuyruk vardı, şimdi dolar bozdurmak için kuyruk var. Bu, güven ve istikranın bir yansımasıdır. Tedbirlerimiz aldık. 'Dünyada kriz var biz ne yapalım' diyecek halimiz yok. 8 Aralıkta aldığımız kararlarla iş alemine 250 milyarlık yeni kredi hacmi oluşturduk. İhtiyaç ne kadar? 40 milyar. Dedik ki 'biz fazla tedbir alalım. 40 milyar mı istiyorsunuz, buyurun 250 milyar.' Cazibe merkezlerinin teşvik programını açıkladık. Daha resmi başvuru yapmadan müracaat edilen projelerin tutarı 8 milyar.

Güven ve istikrar, Türkiye'nin geleceğinin teminatıdır. Dünyanın her yerinde yaprak kımıldamazken, Türkiye büyük projeleri birer birer hayata geçiriyor, Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Marmaray... Önümüzdeki salı günü de Avrasya Tüneli'ni açıyoruz. Avrasya Tüneli, dünyanın deniz altından geçen en derin tünelidir. Muhalefet iktidar bütün milletvekillerimizi, sayın genel başkanlarımızı Türkiye'nin gurur projesi olan bu projenin açılışına da davet ediyorum. Şunu unutmayalım: Türkiye'nin 1950 yılındaki milli geliri 6,9 milyar dolardı. Bugün sadece Osmangazi Köprüsü, İzmir-İstanbul Otoyolu'nun değeri 9 milyar dolardır. Türkiye'nin nereden nereye geldiğini en güzel gösteren örnektir."

Türkiye'nin yarınının bugününden daha güzel olacağına işaret eden Yıldırım, "Hiç endişe etmeyin. Vatandaşlarımız rahat olsun, terörü de Türkiye'nin içeride, dışarıda geleceğine karşı koymaya çalışan şer odaklarını da yok edeceğiz. Sırtını dağa değil, millete dayayanlarla yolumuza kararlı bir şekilde yürüyeceğiz." dedi.