Dokumacıların kardeşliği

İletişim teknikleri şaşırtıcı bir çeşitlilik gösteren dokumacı karıncalar, bugünün sosyal ağlarını geride bırakabilir. National Geographic Türkiye'den...

30.05.2011 - 12:43

Dokumacıların kardeşliği

Uzaylılar bir gün Dünya'ya gelir ve ağızlarından çıkan ilk söz "Beni karıncanıza götürün" olursa darılmayın. Söz konusu karınca, birkaç tuz tanesi ağırlığındaki bir ana kraliçe olabilir. Ama onunkine, dünya çapındaki imparatorluklarıyla birlikte diğer kraliçelerin de ağırlığı eklenirse, gezegenimizde şu günlerde ortalığı karıştıran yedi milyar insanın ağırlığına eşit olur. Ayrıca bu kraliçeler ve yavruları en azından 50 milyon yıldır oldukça düzenli, işbirlikçi ve geniş topluluklar halinde yaşıyor; ordularıyla stratejik savaş taktikleri geliştirip, tarım ve hayvancılık yapmaya kadar çok çeşitli aktivitelerle uğraşıyorlar. Biz ne zamandır yapıyoruz bunları? 10 bin yıldır mı? En fazla o kadar işte...

Ben olsam, uzaylıların rehberliği için böcekbilimci ve fotoğrafçı Mark Moffett'i önerirdim. Mark, ormanda geçirdiği yıllar boyunca yeni karınca türleri ve şok edici karınca davranışları keşfetmiş. Şimdi Avustralya, Queensland'deki yağmur ormanında oturmuş kahvaltı ederken bile, karınca kolonisinin ne tür bir organizma olduğunu düşünüyor, çünkü hayatta kalma mücadelesi veren ve zaman içerisinde evrim geçiren tek tek karıncalar değil, bir bütün olarak bu sosyal grubun tamamı. Koloniyi, her üyesi bir hücreye benzeyen ve farklı takımların, farklı işlevleri olan organlar gibi özel görevleri yerine getirdiği bir bütün olarak düşünün.

Başımızın hemen üstünde, yağmur ormanının tepelerinde, bu mükemmele yakın topluluk bir dere gibi akarak ilerliyor. Başka tropik ve tropik altı (subtropik) ormanlarda, tek bir ağacı onlarca karınca türü paylaşabilir. Ama bir türü burada, Avustralya'da ve Asya'nın güneyinde, diğeri de Afrika'nın bazı kesimlerinde görülen Oecophylla adlı karıncaların yuva yaptığı yerlerde birlikte yaşamak neredeyse imkânsız. Uzun bacaklı ve kıvrak olan bu tür, orman tepelerindeki devasa alanları öyle saldırganca ele geçirmiş ki, yerli halk onlara ağaç karıncası adını vermiş. Ya da dokumacı karıncalar... Çünkü dalların arasında, yaprakları birbirine dikerek futbol topu boyunda yuvalar yapıyorlar. Her bir dokumacı karınca kolonisinin yarım düzineden 100'ün üstüne kadar çıkan sayıda yuvası olabiliyor. Şehir içindeki semtlerle, dışındakileri işlek yollarla birbirine bağlayan bir metropol oluşturabiliyorlar. Ayrıca ağaç tepelerinden orman zeminine yayılan ve sürekli iletişimde kalarak birbirlerinden haberdar olan, hiyerarşik düzende sıralanan işçiler ve askerler bu toprakları koruyor. İletişim kurmak için ağızlarıyla, önkollarıyla veya antenleriyle birbirlerine dokunuyorlar. Farklı mesajlar vermek için farklı salgı bezleriyle koku yayıyor, sinyallerini hızla ve geniş alanlara ulaştırmak içinse havaya daha fazla feromon salıyorlar.

Sembolik davranışlar bile sergiliyorlar: Örneğin yaklaşan bir düşmanı haber vermek için, vücutlarını bir çeşit savaş ritüeli olarak düşünülebilecek şekilde hareket ettiriyorlar. Uzmanlar dokumacı karıncalar arasındaki iletişimi, ilkel bir sözdizimi olan bir dil çeşidine benzetiyorlar. Şehir planlamacıları karınca topluluklarının düzenini inceliyor. Matematikçiler birden fazla problemin aynı anda hesaplandığı paralel hesaplama formülleri geliştirmek için karınca davranışlarının analizlerinden faydalanıyor. Karıncalar, büyük ve karmaşık işlerin, küçük parçalarla ve en az yönergeyle nasıl yapıldığını çözmek için çok çeşitli araştırmada model olarak kullanılıyor. Dokumacı karıncaların yuva inşaatı projeleri nasıl başlıyor, gelin bakalım. Bir işçi, yaprağın üstünde durup yakınındaki başka bir yaprağın ucunu tutmak için uzanır. Aradaki mesafe çok uzunsa, ikinci bir işçi birincinin üstünden tırmanır ve alttaki karınca yeni gelenin tel kadar ince belinden kavrayıp onu hedefe doğru uzatır. Yine mi olmadı? Üçüncü bir karınca diğer ikisinin üstüne tırmanır ve daha da uzağa doğru kaldırılır. Birbirine eklenen karıncalar, bir inşaat vincinin kolunu andıran canlı bir zincir oluşturur. Uzaktaki yaprağa ulaşıldığında yaprakların kenarlarını yaklaştırmak için ekip hep birlikte, genelde paralel zincirler oluşturmuş ve bağlantı noktalarını güçlendiren yuva arkadaşlarıyla beraber çekmeye başlar. İşçiler yaprakların arasındaki bağlantı yeri boyunca, canlı zımbalar gibi yerleşirler; bacakları bir yaprağı, çeneleri diğer yaprağı tutar. Sonra mı? Beklerler. Akşam olup da nem arttığında, etraftaki yuvalardan başka işçiler gelir. Ellerinde pupa dönemine girip metamorfoz geçirerek erişkin olmak üzere olan larvalar vardır.

Devamını National Geographic Türkiye Mayıs 2011 sayısında okuyabilirsiniz

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...