(Not: Bu yazı filmdeki bazı gelişmelerden bahsetmektedir)

Anlat İstanbul'un Külkedisi bölümünü çeken, televizyonun eli yüzü düzgün işlerinden 'Bıçak Sırtı'na imza atan Selim Demirdelen, Altın Koza'da 'En İyi Yönetmen' ödülünü kazandığı zaman 'Kavşak'la ilgili beklentiler yükselmişti.

Hikayesi bir muhasebe şirketinin merkezinde geçen 'Kavşak', dört karakterin kesişen hayatlarını anlatıyor. Güven, muhasebe şirketinde şeftir. Görünürde mutlu bir evliliği, çok sevdiği bir kızı vardır. Arzu şirkete yeni gelmiştir, kocasından ayrı yaşar. Vedat, meslekten atılmış bir polis ve kızını döven bir ayyaştır. Ve muhasebe şirketinin elemanlarından Haydar'ın büyük bir derdi vardır.

İlk bakışta çok karakterli, şehir insanın yalnızlığını anlatan bir film görüntüsü veren Kavşak, hikaye ilerledikçe Güven karakteriyle birlikte ilgi çekici bir hal alıyor. Çünkü, Güven, dışarıya yansıttığı gibi biri değildir. Mutlu bir evliliği ve onu her gün arayan bir kızı aslında yoktur. Her gün aynı yoldan ıssız sokak boyunca yürür, boş evine girer, üstünü çıkarır, salondaki kanepeye oturur. Her gün aynı şeyi yapar. Her gün aynı yalanın oyuncusu olur. Söylediği yalanlarla 'kaybeden bir karakter' olan Güven filmin seyrini belirleyecek karakter gibi görünür.

Demirdelen'in hikayesini doğru bir karakter üzerine kurduğunu söyleyebiliriz. Filmin umutsuz, rahatsız edici tonu için bu hikaye iyi bir zemin sağlıyor. Ama Kavşak'ın hikayesi ilerledikçe, yapı o kadar kötü sarsılıyor ki, ilk bölümdeki tondan uzak, televizyon dizileri kalitesinde bir iyimserlikle başka bir şeye dönüşüyor.

Kavşak'ı rahatlıkla iki bölüme ayırabiliriz çünkü ilk bölümdeki kıyıda kalmış karakterler, gerilimli, rahatsız edici yapı yerine ikinci yarıda masal havasında her şeyin çözüldüğü tamamen farklı bir hikaye geliyor.

SEYİRCİYİ İKNA EDEMEYEN İYİMSERLİK
Bir film umutlu bir sonla bitebilir. Umutsuz bir hikaye anlatırken tam zıttına da dönüşebilir. Ama bu dönüşüm için seyirciyi ikna etmeniz gerekir. Kavşak'ın dramatik yapısı o kadar kötü işliyor ki, inandırıcılık konusunda televizyondaki sıradan bir dizi kadar başarısız oluyor.

Güven karakterinin geçirdiği travmayı ve niye bir yalan içinde yaşadığını anlıyoruz ama o kadar travmatik bir karakteri filmin sonunda nerede bıraktığımızı bilmiyoruz. İyilik-vari hareketleri sonrasında onu karısının mezarına götüren şeye de ikna olmuyoruz.

Ama asıl işlemeyen nokta diğer karakterler. Örneğin, polis Vedat'ın değişimine inanmak mümkün değil. 'Kötü' olarak sunulan, kızını döven, karısının psikolojisini allak bullak etmiş bir adam, annesi ölümden dönünce kızının başını okşayan bir adama dönüşüyor. Masallarda olabilecek bu iyimserliği filmin bitimine kadar izliyoruz. Vedat’ın meslekten atılmasına neden olan olayla vicdan muhasebesi yapmaya çalışması da bir o kadar yüzeysel.

Arzu'nun ise dedektiflik konusunda gayretini anlamamakla beraber, tek görevi Güven'in travmasını atlatmasına yardımcı olmak mı yoksa mutsuz, yalnız şehirli bir kadının tek başına çocuğuyla ilgilenmeye çalışırken, bir yandan da alkolik kocasıyla uğraşmasını mı izliyoruz? Aslında, o da, filmin sonunda o kadar iyimser bir tablonun içine giriyor ki 'Neyse, küçük kız annesi-babasıyla bir arada olacak' diye sevinecek kıvama geliyoruz.

Haydar da bir diğer sorunlu karakter; onun sorunu kız kardeşinin hastalığı. Kardeşinin ameliyatı için şirketten para çalar ama böyle bir hikayede, ameliyatın iyi geçeceğine, başının belaya girmeyeceğine, herkesin birbirine sarılacağına! o kadar eminiz ki Haydar da 'işlevsiz karakterler' hanesine yazılmış oluyor kafamızda. Ofisteki kızın varlığından/yokluğundan ise hiç bahsedemiyoruz bile.

Kavşak'ın metaforik anlamı üzerinden belki bir şeyler söylenebilir ama filme adını veren kavşaktaki olay da zayıf senaryonun bir parçası haline gelince kavşak hafızamızda belirsiz bir şekilde yer ediyor/ ya da edemiyor.

Oyunculuklara gelince Güven Kıraç, her zamanki gibi iyi. Genelde kaybeden karakterleri oynayan Kıraç, burada da zorlanmıyor. Polis rolünde Cengiz Bozkurt da filmin bir dikkat çeken ismi. Kötü oynayan bir oyuncu yok belki ama diğer performansların sıradan olduğunu söylemek gerekiyor. Bu filmdeki performansıyla Altın Koza alan Sezin Akbaşoğulları da dahil.

Sonuç olarak, hikayeler çok farklı biçimlerde ilerleyebilir ve bitebilir. Ama dramatik yapı iyi olmadığı zaman istediğinizi anlatın, seyirciyi ikna edemiyorsunuz. Demirdelen, 'Kavşak'la Altın Koza'da 'En İyi Yönetmen' ödülünü aldı. Ve önceki işleriyle birlikte bu ödül bir nebze beklenti yarattı. Filmin açılışı, müziği, başarılı kurgusu, atmosferi ve iyi yaratılmış bir başkarakteri bu beklentiyi artırıyor. Ama ilk otuz dakikalık bölümden sonra filmin senaryosu dağılıyor ve hikaye giderek sıradanlaşıyor, sıradanlaşmanın ötesinde inandırıcılığını kaybediyor. Bu kadar 'kötü' karakter; alkolik, işsiz koca, psikopat koca ve psikopat baba ne oluyor da aydınlanıyor, 'iyi' insanlara dönüşüyor anlamıyoruz. Herkes mutlu, herkes el ele ile biten bir film, seyirciyi bu dönüşüme katamıyorsa, kötü film deme hakkımız var sanırım.