Cumhurbaşkanı Gül’ün isteği üzerine madde bağımlılığı konusunda geniş kapsamlı rapor hazırlayan Devlet Denetleme Kurulu (DDK) ilginç verilere ulaştı. Kurumun raporundaki bazı tespitler şöyle:

Tütün (sigara) bağımlılığında, Türkiye üretim ve tüketim açısından dünyada ilk 10 ülke arasında, 15 yaş üzeri 16 milyon kişi tütün kullanmaya devam ediyor

Yürütülen etkili mücadele sonucunda tütün kullananların oranı yüzde 31,3'den yüzde 27,1'e indirildi, Türkiye, Dünya

Sağlık Örgütünün tütün kontrol politikalarının 6 kriterinin tamamını karşılayan ilk ve tek ülke konumuna geldi

Ülkemizde tüm bağımlılık türlerine yönelik uygun tedavi imkânı bulunmadığı gibi, tedavi merkezlerinin mevcut kapasitesi de ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Tedavi başvurularına bazen aylar sonra cevap verilebilmektedir.

Bireyler, bağımlılıktan kurtulmaları sonrasında hayata yeniden tutunma ve toplumsal yaşamla kuvvetli bağlar kurma konusunda yeterince desteklenememektedir.

Türkiye’de ise az kullanıcıya dayanan kişi başı çok tüketim durumu vardır. Örneğin, ülkemizde erkeklerin %63,9’u, kadınların ise % 93’ü hiç alkol kullanmamıştır.

Alkol bağımlılığında; Avrupa Birliği ile karşılaştırıldığında tüketilen yıllık içki miktarının Avrupa Birliği ortalamasının yarısı (AB’de 40 litre, Türkiye’de 20 litre), saf alkol tüketim miktarının ise yedide biri (AB’de 10,8 litre, Türkiye’de 1,55 litre) olduğu, 15 yaş üstü toplam nüfus esas alınarak yapılan bu hesaplamanın alkol kullanan 12.202.750 kişi esas alınarak yapılması halinde kişi başına yıllık alkollü içki tüketim miktarının 92 litreye, saf alkol tüketiminin ise 7,19 litreye yükselir.

Türkiye’de bağımlılıkla mücadele konusunda yürütülen faaliyetlerin daha çok önleme, yasak getiren düzenlemeler ve yasa uygulamaları konularında yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Bu durum, bağımlılığın kamuda salt bir asayiş ve sağlık sorununa indirgendiği algısının doğmasına da yol açmaktadır.

Bağımlılıkla mücadelede kamu otoritesi tekelci bir yaklaşım sergilemekte, özel sektör ve sivil toplumu çözüm ortağı olarak görmede isteksiz davranmaktadır.

Toplumsal sahiplenme olmaksızın oluşan ortamda bağımlılıkla mücadele, sadece talep azaltımı ve arz azaltımına yönelen kısmi amaçlarla ve sınırlı araç ve gereçlerle devlet tarafından yürütülen bir çabaya dönüşmekte; bağımlılık sorunu ve sonuçları büyük ölçüde bağımlıların ve bunların ailelerinin yaşadıkları ve katlandıkları bir sorun haline gelmektedir. Başka bir deyişle, bağımlılıkla mücadele alanının önemli bir kısmı hiçbir zamantoplumsal bir mücadele alanı olarak görülmemektedir.